Bazı anlar vardır; insan öfkesine yenilir, ağzından istemediği sözler çıkar.
Sonra sakinleşir ve “Ben biraz ağır konuştum” der.
Konu kapanır.

Ama bazen insan, yaptığı açıklamayla kapatabileceği bir tartışmayı daha da büyütür.
Oğuzhan Koç’un Edirne’deki konserinde yaşananları başından sonuna kadar izledim. Görüntüleri defalarca dinledim.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Oğuzhan Koç’u tanırım.
Bu nedenle burada yazdıklarım kişisel bir husumetten değil, sahnede yaşanan olay ve kullanılan ifadeler üzerinden yaptığım bir değerlendirmeden ibarettir.
Görüntülerde sahne önünde bulunan bir genç var. Sigara içtiği söyleniyor. Ancak benim izlediğim görüntülerde sigaranın ne kadar süre içildiği ya da gerçekten etraftaki insanları ne ölçüde rahatsız ettiği konusunda çok net bir tablo göremedim.
Fakat benim meselem zaten sigara değil.
Benim meselem üslup.
Sigara içen bir izleyiciden rahatsız olabilirsin.
Sahne önünde dolaşmasından hoşlanmayabilirsin.
Protokol alanında bulunmasına tepki gösterebilirsin.
Bunların hepsi anlaşılabilir.
Ama sahneden bir izleyiciye nasıl hitap ettiğin de en az o davranış kadar önemlidir.
Oğuzhan’ın sözlerini tek tek dinledim.
“Söndür bakayım sigaranı…”
Buraya kadar tamam.
Ama sonra sözler sertleşiyor.
“Böylelerine haddini bildireceksiniz…”
Ardından:
“Buranın ağası sen misin lan keko?”
Ve devamında:
“Kimin torpillisisin sen?”
Sonra:

“Çık dışarı, hadi çık bakayım.”
Şimdi soruyorum:
Bütün bunlara gerçekten gerek var mıydı Oğuzhan?
Bir insanın yanlış yaptığını düşünüyorsan uyarırsın.
Hem de gayet güzel uyarırsın.
“Kardeşim, burada sigara içmeyelim, lütfen söndürür müsün?” dersin.
Dinlemiyorsa güvenliği çağırırsın.
Protokol alanına girmemesi gerekiyorsa görevliler müdahale eder.
Konu biter.
Ama sahnenin ortasında bir insanı binlerce kişinin önünde azarlamak, üzerine gitmek, “keko” demek, “kimin torpillisisin” diye sormak bana göre gereksiz bir sertlik.
Üstelik sen sanatçısın Oğuzhan.
Sahnede mikrofon senin elinde olabilir ama karşındaki insanın da bir onuru var.
“KEKO” MESELESİ…

Gelelim benim özellikle takıldığım noktaya.
Olay sosyal medyada gündem olduktan sonra Oğuzhan Koç bir açıklama yaptı.
Ve “keko” kelimesini savundu.
“Keko”nun “birader, kardeş” anlamına geldiğini söyledi.
Ah be Oğuzhan…
Keşke o açıklamayı hiç yapmasaydın.
Çünkü bana göre bu açıklama, ilk söylediğin sözlerden daha fazla tartışma yarattı.
“Keko” kelimesinin bazı çevrelerde farklı şekillerde kullanılması başka bir şeydir.
Ancak Türkçede yaygın kullanımda “keko” argo ve küçümseyici bir ifade olarak kullanılır.
Özellikle de bir insana öfkeyle:
“Buranın ağası sen misin lan keko?”
diye söylendiğinde bunun “birader, kardeşim” anlamında kullanıldığına insanları ikna etmek hiç kolay değil.
Çünkü kelimenin anlamını sadece sözlük belirlemez.
Cümle belirler. Ton belirler. Söyleniş biçimi belirler.
Sen o kelimeyi öfkeyle söyledin.
Karşındaki kişiye bağırdın.
“Çık dışarı” dedin.
“Kimin torpillisisin?” dedin.
Sonra da “Keko, kardeş demektir” dedin.
Olmadı Oğuzhan.
Gerçekten olmadı.
PEKİ SEVGİLİ OĞUZHAN, BİR DE ŞUNU DÜŞÜN…
Bu arada sevgili Oğuzhan…
Madem “keko” kelimesinin anlamının kardeş, birader olduğunu iddia ediyorsun, sana küçük bir soru sorayım.
Hiç tanımadığın bir insan gelip sana:
“Keko Oğuzhan, ne haber?”
diye seslense…
Ne cevap verirsin?
Gerçekten çok merak ediyorum.
Gülümseyip:
“İyidir kardeşim, senden ne haber?”
mi dersin?
Yoksa dönüp:
“Sen kime keko diyorsun?”
mu dersin?
İşte mesele tam da burada.
İnsanların günlük hayatta “keko” kelimesini nasıl algıladığını hepimiz biliyoruz.
Bu nedenle sonradan kelimeye başka bir anlam yüklemeye çalışmak, yaşanan görüntüyü değiştirmiyor.
“KİMİN TORPİLLİSİSİN?” DE NEYİN NESİ?
Bir başka sözün daha var ki bence üzerinde durulması gerekiyor:
“Kimin torpillisisin sen?”
Bir insanın protokol alanında bulunması gerekiyorsa ya da gerekmiyorsa bunun kararını güvenlik görevlileri verir.
Adam gerçekten torpilli mi?
Bilmiyorum.
Sen biliyor musun?
Eğer bilmiyorsan neden böyle bir ithamda bulunuyorsun?
Bir sanatçı olarak sahneden bir kişiye “Kimin torpillisisin?” diye sormanın ne gereği var?
Oradaki görevliye işaret edersin.
“Bu arkadaşımızı çıkarabilir misiniz?” dersin.
Biter.
BİR DE “HADDİNİ BİLDİRECEKSİNİZ” DEDİN…
Bana göre en rahatsız edici ifadelerden biri de bu.
“Böylelerine haddini bildireceksiniz.”
Kime?
Bir sigara içtiği iddia edilen, sahne önünden geçen bir izleyiciye…
Bence burada da ölçüyü kaçırdın.
Sigara içmek yanlış olabilir.
Konser alanının kurallarına uymamak yanlış olabilir.
Ama bir insanı herkesin önünde “haddini bilmesi gereken biri” olarak ilan etmek başka bir şey.
Sanatçıyla izleyici arasındaki ilişkiyi gereksiz yere geriyor.
SENİN İŞİN ŞARKI SÖYLEMEK, GÜVENLİĞİN İŞİ GÜVENLİK
Bunu özellikle söylüyorum.
Çünkü sahnede sanatçı ile güvenlik görevlisinin görevleri birbirine karışmamalı.
Sen şarkını söyle.
Bir problem varsa güvenlik müdahale etsin.
Sen de gerekiyorsa mikrofonundan kısa bir uyarı yap.
Bu kadar.
Çünkü senin sahnede söylediğin her söz, sadece oradaki kişiye gitmiyor.
Binlerce kişi duyuyor.
Sonra biri telefonu çıkarıyor.
Görüntü sosyal medyaya düşüyor.
Milyonlarca insan izliyor.
Ve bir anda konserin değil, söylediğin sözlerin konuşuluyor.
OĞUZHAN, BİR SANATÇIYA YAKIŞAN ÖFKE DEĞİL, ÖLÇÜDÜR
Oğuzhan Koç’u tanırım.
Bu nedenle onun karakteriyle ilgili bir hüküm vermiyorum.
Ben sadece o gece sahnede yaşananları ve kullanılan dili eleştiriyorum.
Çünkü sanatçı olmak sadece iyi şarkı söylemek değildir.
Sahnede kendini kontrol edebilmek de sanatçılığın bir parçasıdır.
Binlerce insanın karşısındasın.
Elinde mikrofon var.
İnsanlar seni dinliyor.
Dolayısıyla öfkelendiğinde kullandığın kelimenin ağırlığını da düşünmek zorundasın.
Bence o gece yapılması gereken çok basitti:
“Arkadaşım, lütfen sigaranı söndür.”
Olmadı.
“Güvenlik arkadaşlar, yardımcı olur musunuz?”
Bitti.
Ne “keko” olurdu.
Ne “torpilli” olurdu.
Ne “çık lan dışarı” olurdu.
Ne de bugün bütün Türkiye bu görüntüyü konuşurdu.
SON SÖZÜM OĞUZHAN KARDEŞİME…
Sevgili Oğuzhan…
Sigara içen birinden rahatsız olabilirsin.
Sahne önünde dolaşmasına kızabilirsin.
Protokol alanında bulunmasına tepki gösterebilirsin.
Bunların hiçbirine itirazım yok.
Ama üslubuna itirazım var.
Bir insanı herkesin önünde küçümser gibi konuşmana itirazım var.
“Keko” demene itirazım var.
“Kimin torpillisisin?” demene itirazım var.
“Çık lan dışarı” demene itirazım var.
Ve bütün bunlardan sonra “Keko aslında kardeş, birader demektir” diye açıklama yapmana da itirazım var.
Çünkü bazen insanın yaptığı açıklama, yaptığı hatayı düzeltmek yerine daha da görünür hale getirir.
Keşke sadece “Üslubum ağır oldu, daha farklı davranabilirdim” deseydin.
İnan bana konu çok daha kolay kapanırdı.
Ama sen bunun yerine söylediklerini savundun.
Ve bence asıl hata burada başladı.
Son olarak sana küçük bir nasihat:
Bilmediğin sözü kullanma.
Kullandığın kelimeyi de sonradan başka bir anlama çekmeye çalışma.
Çünkü mikrofonun başında söylenen bir söz, kalabalığın içinde kaybolmuyor.
Telefonlara kaydoluyor.
Sosyal medyaya düşüyor.
Ve milyonların önünde yeniden karşına çıkıyor.
Ben o gece sahnede sigara içen bir genç gördüm.
Sen ise karşında “haddinin bildirilmesi gereken”, “torpilli” ve “keko” diye nitelendirdiğin birini gördün.
Aramızdaki fark tam da burada.
Sen bir sanatçısın Oğuzhan.
Bence sahnede sana yakışan, insanları azarlamak değil; en gergin anı bile iki güzel sözle çözebilmektir.
Çünkü bazen gerçek büyüklük, karşındakine haddini bildirmek değil…
Kendine hâkim olabilmektir.