Onlarla aramızdaki temel farklardan biri de sosyal meselelere, vicdani çürümelere verdiğimiz tepkiler…

Biz reaksiyonlarımızı anlam-olay odaklı bir tavırla şekillendirirken, onlar kurum-kişi merkezli bir tutum sergiliyor.

Şunu demek istiyorum:

Kemalist Kemalist takılıp teröristle cilveleşmekten çekinmeyen marka ahlakçıları, kendi cenahlarından fışkıran tüm çirkin ve çirkef işleri görmezden geliyor. Yüzsüzce hedef saptırıp hırçınlaşıyorlar. Ülkemizin ilkel çağdaşları; sapıklık, şiddet ve tüm ahlaki düşüklükleri teşhis edebilmek için önce ideolojiye bakıyor. Sömürü sermayesi olarak gördükleri bozguncu hamleleri yıllarca kaşıyıp, işlerine gelmeyen pislikleri ise umursamazca yok sayıyorlar…

Kripto provokatörlerin fitneleri üstünden ahlak bekçiliği oynamak onlar için yeni değil.

Başak Demirtaş’ın yanında olmaları; onları insan haklarına, mahremiyete, içtimai hukuka saygılı kılmıyor. Zira Başak Demirtaş’ın değil; Bedirhan bebeği, Aybüke öğretmeni, iyi ki var olmuş Eren’i, gencecik yiğit Yasin’i katleden Selahattin Demirtaş’ın arkasındalar aslında. Özgürlüğün ve erdemin değil; dağdaki tecavüzcü şerefsizlerin ve onların meclisteki temsil gücü olan kravatlı teröristlerin peşindeler.

200 yıldır kutsallarımıza, mahremlerimize, namusumuza dil uzatıyorlar. Canan Kaftancıoğlu gibi küfürbaz terör yancıları yeni çıkmadı piyasaya. CHP, devlet başkanının ailesine sövmeyi aydınlık sanan fikir yosmalarını sahiplenmeye yeni başlamadı söz gelimi…

Hep böyleler.

Kadına şiddet alçaklığına ve hatta çocuk istismarı gibi facialara karşı konuşlandıkları mide bulandırıcı yer bile aynı. Hep aynı onursuzluktan besleniyorlar.

Karısını dövmekle suçlanan kompleksli bir şımarık, Siyonist sermayeli TV kanallarında üzerine M. Kemal süveteri geçirince bir anda dünyanın en masum(!) insanı oluveriyor. Bir öğretmenin, Atatürk ilke ve inkılaplarını temel eğitim şablonu olarak dikte eden bir kurumda çalışması; onun küçücük çocuklara sulanan bir sapık olduğu ihtimalini anında unutturuyor mesela.

Kültür emperyalizminin bel kemiği olan sözde sivil örgütlere bakalım. Pek çoğu kadınlar ve çocuklar için savaştığını iddia ediyor. Oysa kadını ve çocuğu değil ideolojik saplantıları koruyorlar. Adaletsizlik ve şiddet ile mücadele; politik malzemeler içeren, anarşist eylemleri cazibeli gösteren bir makyaj formu onlar için. Sosyal huzurun sağlanmasına değil, uluslararası istihbarat servislerine hizmet ediyorlar.

Neticede…

Sokaktan sanat meclislerine, politika kürsülerinden üniversitelere kadar, paçasına ihanetten sıyıramamış tüm o entelektüel korolar; kendi akustik sınırları içinde yükselen ahlak parazitlerine armoni halinde susuyor.

Neyse.

İftiralarıyla, yalanlarıyla, beceriksizliğiyle meşhur olan ve terör sempatizanlarını başımıza musallat eden İstanbul BŞB Eş Genel Başkanı’nın dediği gibi:

‘’Kanım dondu!’’

Daha yazamıyorum.