Hayat ve ölüm arasında ince bir çizgide tenakuzların cenderesinde hayatı idame ettirme mücadelesini sürdürüyoruz. Hemen her şey de şartlara göre anlık değişiklikler gösteriyor.
En olumlu ya da en olumsuz her ne yaşanırsa yaşansın hayat bir şekilde devam ediyor ve herkes kendi dünyasında yaşamaya devam ediyor. Hiç akla hayale gelmeyecek en olumsuz senaryolar da yaşansa hayat bir şekilde devam edecek.
Belki de fıtrat gereği herkes aynı şeye farklı açılardan bakıyor ve tek doğru olanı kendi bakış açısı olarak görüyor.
Şunun şurasında 24 Haziran seçimlerine iki gün kaldı. Siyasiler/politikacılar olaylara kendi bakış açıları ile bakılmasını istiyor. Kendilerine göre onlar da haklı, çünkü işleri bu.
Sizleri biraz ilkokul-ortaokul seviyesine götürmüş gibi olacağım ama şarları anlatmanın da bir yolu bu.
Suyun kaynama derecesi meselesi vardır ya hani?
Bir sıvı deniz seviyesinden daha aşağıda ya da daha yukarıda bulunan bir yere götürüldüğünde dış basınç (atmosfer basıncı) değişeceğinden sıvının kaynama noktası da değişecektir.
Deniz seviyesinden yukarılara çıkıldıkça atmosfer basıncı azalır. Bu nedenle yüksek rakımlı yerlerde sıvılar deniz seviyesindeki kaynama noktasından daha düşük sıcaklıklarda kaynar. Deniz seviyesinde (1 atmosfer basınçta) su 100°C’de kaynarken, 8848 metre yükseklikteki Everest Dağı’nın zirvesinde yaklaşık 70°C’de kaynar. Deniz seviyesinin altındaki yerlerde ise suyun kaynama noktası 100°C’nin üzerindedir.
Bu yazı da tıpkı suyun kaynama derecesinde olduğu gibi şartlar muvacehesinde değişiklik göstermek mecburiyetinde. NŞA (Normal şartlar altında) söyleyecek olan şeyleri şu anda söylemek çok doğru olmayacak.
Öte yandan şu anki durum bazıları için “Yukarı tükürsen sakal, aşağı tükürsen bıyık” tabirinde olduğu gibi maalesef.
Maalesef diyorum, çünkü söylenebilecek çok şey varken bir ya da iki seçeneğe mecburuz. Doğru olabilecek onlarca seçenek bugün için devre dışı/geçerli değil.
İki seçenekten birini seçme mecburiyeti üçüncü seçeneğin olmayışı tercihleri, daha doğrusu düşünceleri ifade etmeyi zorlaştırıyor. Dikkatle takip ettiğim pek çok kişide bu durumu hissetmem aynı duygunun sadece bende olmadığının bir göstergesi. Üçüncü bir seçenek Ya da daha başka seçenekler olmayışı da büyük handikap.
Yani sizin anlayacağınız gönlünüzdekini, umduğunuzu değil mevcut olanlardan, bulduklarınızdan bir tercih mecburiyetiniz var. Bizim içim “en ideali” yok diye her şeye boş verecek de değiliz.
“Kuş dili ile konuşmak mecburiyetinde kalmayalım” demiştim epey zaman öce. Maalesef o dili kullanmaya mecburuz galiba.
Ne söylersek söyleyelim, ne yazarsak yazalım birileri mutlaka kastetmediğimiz manalar yüklemeye çalışacak. Ama olsun. Siz kendi doğrularınızı söylemeye gayret edin.
Çok net ve kesin olan şeyin bu dünya hayatının boş ve geçici olduğu da aklınızdan çıkarmayın. Pişmanlık duymak istemiyorsanız, her alanda doğru/ güvenilebilir bilgiyi esas alınız. Gelecekle ilgili karar verirken de muhtemel her türlü olumsuz sonucu dikkate alıp kararınızı ona göre verin.
Bu yazı NŞA (normal şartlar altında) yazılacak olsa böyle olmazdı ama mevcut şartlarda böyle yazmak da bize göre bir zaruret. Şu anda gelecekle alakalı papatya falı açma lüksümüz yok.
Def-i mazarrat celb-i menafiden evladır… (Zararın önlenmesi faydanın temininden önce gelir…)