Bizlere bir Ramazan’ı daha acısıyla tatlısıyla yaşatan ve bayramına eriştiren Rabbimize hamdolsun.

Sayılı gün tez geçer dedikleri gibi oldu. Şimdi önümüzde 24 Haziran seçimleri var ve ona da sayılı günler kaldı.

Her seçimin kendine has farklı bir hikayesinin olduğu gibi bu seçimlerin de çak farklı bir hikayesinin olacağı kesin. Seçim süreci diğer seçimler gibi değil.

Hangi siyasi partiye oy verirse versin seçmenler bir yanlışı veya kötülüğü istediği/desteklediği için oy vermiyor.

İnsanlar kendisi için, ailesi için ve hatta ülkesi için en iyisini istediği için oy kullanmaya gayret ediyor.

Ama bazen sizi her yönü ile temsil eden, sizin duygularınıza tercüman olan bir siyasi parti bulmanız söz konusu olmayabiliyor.

Bu durumda da mevcut siyasi partilere; neler yapıp neler yapmayacaklarına bakmak durumunda kalabiliyorsunuz. Hiç sandığa girmeyip ya da geçersiz oy kullanıp “etkisiz eleman” olmaktansa size ve ideallerinize en yakın tercih etme gibi bir durumla da karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Bazen kararınızı etkileyen en önemli etken size ve ideallerinize ket vuracak hatta boğacak bir siyasi partinin/adayın seçilebilme ihtimalidir. Bu durumda ideal olanı aramak yerine o adayın karşısındaki size en yakın olandan yana tercihinizi kullanmak zorunda kalırsınız. Bu zorunlu tercih içinize sinmese dahi kendi içerisinde bir tutarlılığı vardır.

24 Haziran seçimleri de geçmişteki seçimlere nazaran çok farklı seyrediyor. Pek çok kişi bir “dip dalga” tabirini kullanıp duruyor. Yani sonuçları kestirmenin çok zor olacağı bir seçimin arifesindeyiz.

Bu noktada benim temennim “Her ne sonuç çıkarsa çıksın, bize, ailemize, vatana, millete ve ümmete hayırlı neticeler hasıl olsun” niyazından gayrı bir şey olamaz.

Çok sık hatırlattığım “politize olmamak” tabirini tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. Herkesin önceliği ve beklentileri farklı. Sandık sonuçları 81 milyonun tamamını memnun etmeyecek.

“Daha ideali varken daha azı ile neden yetineyim?” derim çoğunlukla ama bu her zaman geçerli olmayabiliyor. Yani en ideali-daha idealini bulamıyorsak

Daha idealine, en idealine kavuşmak/ulaşmak için türlü çabaların gösterilmesi gerektiğini de hatırlatmak istiyorum.

Bazı şeylerin değişmesini ve değiştirilmesini istemek elbette hakkınız. Ama önceliğin kendinizi değiştirmekten geçtiğini de unutmayın. Hani bu konuda ortalıkta çok dolaşan bir hikâye var.

Genç ve özgür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım.

Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu.

İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu kabul ettiremedim.

Ve simdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim.

Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri götürebilirdim. Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim.”

Hayat akarken değişim önce insanın kendisi ile başlar. Kendi hayatında bir fark oluşturamayanlar başkalarında bunu asla başaramaz.

Sosyal yapıdan, kültüre, eğitime insanlara varıncaya değin eleştirdiğimde eşim de bana bunu hatırlatır “Başkasını değiştirmeye gücün yetmeyebilir, garantisi yok. Kendini ve bakış açını değiştir” der.

Kendilerini ve bakış açılarını değiştirmeyenler bırakın dünyayı değiştirmeyi en ufak bir şeyi değiştirebilir mi?