Ben de en son söylenecek sözü en başta söyleyenlerdenim. Bunun pek hayrını görmedim. Zira sonra söylediklerim dolgu bile olmuyor. Ama insan bu hatasını düzeltmeli. Yoksa sözleri de kendisi de yalnızlaşıyor. Bakın, harbi adamlar hiç uğraşmadan adamın yüzüne yüzüne söylerler. Lafı dolandırmazlar. Nihayetinde yalnız kalırlar. Öyle ya; insanlar yalan söylemenizi, lafı çevirmenizi, zaman geçirmeyi tercih ederler. Tez gelen gerçek, sıkıcıdır. Nereye koyacağınızı bilemezsiniz. Bu sebeple, ömür boyu arayıp bulamayacağınız gerçek bir kenara atılır.

Istırapla kazanılanın kıymeti, hazır gelenden fazladır. Bedeli ödenmeyen mutluluk bile yüktür insana. Her ne kadar mert insanın sizi dosdoğru derdin kapısına getirmesi dürüstçe olsa da; bu da hazır gıdadır. Zira o gerçeğin üzerini temizlemek, define sandığınıkendimiz bulmak isteriz.

Lafı dolandırıp duruyorum. Beni mazur görün. Zira uzun yıllardan beri köşe yazarlığı yapmak istedim. Nihayetinde benim de bir köşem olduğunda, içimde onca sene biriken yazının neresinden başlayacağımı bilemedim. Oysa gündem, siyaset, edebiyat, hayat(…) hepsi de ülkemde o kadar mümbittir ki hiç malzeme kıtlığı çekmezsiniz. Mesela, iyi ki mafyamız yok, iyi ki o taraklarda bezimiz yok, diye başlayıp insan olanın suçtan para çıkaramayacağını anlatabilirim. İktidarın ve muhalefetin günah galerisi diye bir başlık atsam, içine hiçbir şey yazmasam bile milyon göz yazıma bakar. Edebiyatta iktidar ve çete savaşları, iktidarsız sol edebiyat falan desem değmeyin keyfime! Hayattan bir sahne, patates, soğan, patlıcan; dolar, euro, tatil, pandeminin ve musilajın sebebi uzaylılar… Yok! Yalan söylemeyi beceremiyorum. Onca sene sonra herkesin konuştuğu konuların bir rüzgârla nasıl da telef olduğunu gördüm. Baki olanın bir selam olduğunu, en kadim gerçeğin kendi hikâyemizi bulmak ve onu harap etmemek olduğunu biliyorum. Tüh! Uzun cümleler kuruyorum. Tamam, uzatmayacağım.

Çok güzel arkadaşlarım oldu benim. Güzel arkadaşlarımdan ölenler oldu…

Dostlarım, tanıdıklarım, tanımadığım cesur ve güzel insanlar ölüyorlar. Bana dirlik, dirilik, ferahlık veren o güzel insanlar birer birer ölüyorlar. Ve her biri bir kaderle ölüyor, hikâyelerini toplayıp gidiyorlar. Sahi, insanların yalnızlıktan ve sevgisizlikten öldüklerini görmüyor musunuz?

Sevgisizlikten, yalnızlıktan ya ölüyorlar ya da yalana dolanıp hayata savruluyorlar.

Merhaba!

Benimle sohbet etmek ister misiniz? Eski adamlardan, yeni dünyadan, ağaçlardan, başlangıçlardan, sorulardan, yalnızların ve sevgisizlerin aslında bildiğimizden daha çok olduğundan, köylere gelen dondurmacılardan, çerçilerden, şehirlere giden gelinlerden, işçilerden, lunaparkı ilk kez gören çocukların neşesinden… İsterseniz insandan, iyilikten ve Afrika’dan konuşuruz. Hatta, “Ruh, eski silahlarla savaşır” der içimizden biri.

Bakın, insanlar ölüyorlar yalnızlıktan, sevgisizlikten; bize yalan geliyor bu!

Varsa yanınızda, yörenizde iyi insanlar, çok geç olmadan yüzlerini, sözlerini okumakla başlayın isterseniz. Bize zamanın doğuşunu öğreten dedelerimiz çoktan göçüp gittiler. Ama biliyorum bir yerlerde insan kalmamızı hatırlatacak tohumlar var.

“Oturalım gerçeğin sahiline, yalancı kumdan kaleleri yıkmasak da olur. Nasıl olsa bir dalgaya bakar sonları” diyor, dostum.