“Biz buralarda, bu koltuklarda yetimin başını okşamak için, öksüzün yarasını sarmak için, Allah’tan ve devletten başka kimsesi olmayanların kimsesi olmak için varız.”

Cumhurbaşkanımızın 21 Ekim Çarşamba günü AK Parti Grup Toplantısı’nda sarf ettiği bu sözler, özellikle son dönemde gündeme gelen fon skandalının ardından benim açımdan daha da anlamlı bir hâl aldı.

Cumhurbaşkanımızın yaklaşık bir aydır katıldığı programlarda ve yaptığı konuşmalarda AK Parti’nin kuruluş kodlarına, siyasi misyonuna ve bu yola hangi amaçla çıkıldığına yeniden vurgu yapması dikkat çekici. Bu mesajların yalnızca bir hatırlatma değil, aynı zamanda teşkilatlara, siyasetçilere ve bürokratlara yönelik güçlü bir uyarı niteliği taşıdığı kanaatindeyim.

Zira parti tabanının en çok ihtiyaç duyduğu şey, tam da bu değerlerin yeniden güçlü biçimde sahiplenilmesidir. Vatandaşın derdinden uzaklaşan, makamın sorumluluğunu unutan, kibirli ve tepeden bakan bazı siyasetçiler, tabanda ciddi bir rahatsızlık oluşturuyor.

Cumhurbaşkanımızın bu konulardaki farkındalığını ortaya koyması ve parti içerisinde bu anlayıştan uzaklaşan kesimlere açık mesajlar vermesi, tabanda memnuniyetle karşılanıyor.

Cumhurbaşkanımızın verdiği mesajların asıl kıymeti de burada yatıyor: Makamların bir imtiyaz değil, millete hizmet sorumluluğu olduğunu unutmayın. Maalesef kimileri kibir tuzağına düştü, kimilerinin başı döndü fakat yorulan yüksünen varsa buyursun kenara çekilsin, kenara gelmiyorsa o zaman millete hizmet davasının hakkını versin

Bazı Büroklordlar!

Bir önceki konuyla bağlantılı olarak küçük bir sitemi dile getirmek istiyorum. Son dönemde vatandaşlardan ve parti teşkilatlarından bazı bürokratlara yönelik şikâyetlerin arttığını gözlemliyorum.

Vatandaşın bireysel taleplerini görmezden gelen, şikâyet ve önerilerini dikkate almayan, teşkilatların vatandaş adına ilettiği konulara kayıtsız kalan bürokratlar ciddi rahatsızlık oluşturuyor.

Vatandaşı ve teşkilatları yok sayan bu isimlere, Cumhurbaşkanımızın mesajlarını dikkatle dinlemelerini tavsiye ediyorum. Aksi hâlde, bu tutumun kariyerleri açısından ciddi sonuçları olabileceğini unutmamalılar.

COP31: Türkiye İçin Küresel Bir Fırsat

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması, ülkemizin uluslararası itibarı ve iklim kriziyle mücadele açısından son derece kıymetli bir gelişmedir.

Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Hareketi’nin küresel ölçekte karşılık bulması ve çevre bilincinin uluslararası alanda yaygınlaşmasına katkı sağlaması, bu sürecin önemli kazanımlarından biridir.

Bu organizasyonun Türkiye’ye kazandırılmasında emeği bulunan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum’u ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Sayın Samet Ağırbaş’ı da iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki gayretleri dolayısıyla tebrik etmek gerekir.

Türkiye’nin böylesine büyük bir organizasyona ev sahipliği yapması, küresel iklim politikalarında daha etkin bir rol üstlenmesi açısından da önem taşımaktadır.

COP31’i rakamlarla özetlersek:

45.000 gönüllü başvurusu, 197 taraf ülke, 1 milyon ziyaretçi beklentisi, 3.000 gazeteci, 105 devlet ve hükümet başkanı düzeyinde katılım hedefi, 3,5–4 milyar dolar doğrudan ve dolaylı ekonomik etki

Türkiye’nin COP31 sürecini güçlü bir çevre vizyonu, sürdürülebilir kalkınma anlayışı ve uluslararası iş birlikleriyle değerlendirmesi, gelecek nesillere bırakacağımız dünyanın korunması açısından da büyük önem taşıyor.

Küçük Not

Bir önceki haftaki yazımda da belirttiğim üzere fon skandalının üzerine siyasetçisinden bürokratına, iş dünyası temsilcilerinden büyük holding sahiplerine kadar kim olduğuna ve kime yakın bulunduğuna bakılmaksızın kararlılıkla gidileceğini ifade etmiştim. Nitekim yaşanan gelişmeler, bu değerlendirmemi doğrular nitelikte.

Malumunuz, Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak tutuklandı; Türkiye Diyanet Vakfı’nın üst yönetimi görevden alındı. İbrahim Ömer Gönül ve SPK Başkanı Mahmut Sütçü de görevlerinden alındı.