Geleneksel savaş türlerinden ayrılan en önemli özelliği psikolojik merkezli yürütülmesi olan istihbarat savaşları, günümüzde hemen hemen her alanda karşımıza çıkmaktadır. Psikolojik savaş, eldeki veriler ışığında olası senaryolara göre hareket tarzı belirleme ve bu doğrultuda stratejik adımlar atma sanatıdır. Psikolojik savaşın saldırı ve savunma silahı, propaganda, eğitim ve provokasyondur.
Aslında bu kavram hiç de yeni değildir; tarih boyunca birçok komutan ve imparatorluk, fiili saldırılardan önce psikolojik yıpratma taktikleriyle rakiplerini içeriden çökertmiştir. Bu alanda başarılı olamayan liderlerin sonu her zaman hüsran olmuştur.
Tarihin derinliklerine bakınca, 2500 yıl önce Çinli General Sun-Tzu, psikolojik harbin temel prensiplerini bugüne ışık tutacak şekilde özetlemiştir.
Hasım ülkelerdeki iyi olan şeyleri gözden düşürmek. Rakiplerin başarılarını küçültmek, şöhretlerine gölge düşürmek ve kendi halkının onları hor görmesini sağlamak. Adi ve aşağılık kişilerin iş birliğinden yararlanmak. Düşman halkın kendi içindeki uyuşmazlık ve kavgaları yaymak. Hasmın geleneklerini ve kültürel değerlerini gülünç hale getirmek...
Tanıdık geldi değil mi? Bu yöntemler günümüzde de küresel güçler tarafından profesyonel ve bilimsel bir titizlikle uygulanmaktadır. Günümüz dünyasında küreselleşmenin önündeki en büyük engel, ulusal kimlik ve toplumsal dirençtir. Bunu kırmak için geliştirilen psikolojik savaş taktikleri son derece sistemlidir. Bilgi, birbiriyle asla birleşemeyecek asimetrik parçalara ayrılarak beyin zeminini tahrip eder. Asimetri ve uyumsuzluk, matematiksel ve zihinsel dengeleri kırar.
Dil, zihinsel faaliyetlerin aracıdır, dili ve yazıyı (harf, hece, renk ve punto oyunlarıyla) parçalayarak bütünsel algı engellenir. Geçmişini yok etmek istediğiniz bir milletin veya sizin değerlerinizin paralelinde bir yapı kurabilmenin tek yolu o yerde, ülkede konuşulan dili yok etmekten geçer. Dilini yok ettiğin veya değiştirdiğin o milletin tarihsel sürecini de değiştirmiş olursun. Afrika ülkelerine bakınca daha iyi anlaşılacaktır mesele.
Diline müdahale ettiğin zaman direkt tarihine ve geçmişine de el atmış olursun o toplumun. Parçalanmasını istediğin bir toplumda, tarihi yanılsamalar ileri sürdüğünüzde bilgi birikimi yeterli olmayanlar ve konuya tam vakıf olmayanlar arasında ayrışma kendiliğinden başlamış olur. Dile gelen bu ayrışmalar hızla bölünmelere çanak tutar.
Tarihsel ayrılıkları verdiğiniz zaman o toplumdan artık istediğiniz her şeyi alabilirsiniz. Tüm değerleriyle oynayabilirsiniz. Ve çocuklarıyla, gençleriyle, bir kısım akademisyenleriyle de oynayabilirisiniz. Neticesinde artık o toplum, diline, tarihine, tarihsel kişilerine ve kendi inanç değerlerine, gelenek göreneklerine uzaklaşmaya başlayacaktır. Bundan sonrasını yeniden kazanmak için çok ama çok güçlü bir eğitim sistemini kurmak gerekir.
Acılı dış şiddet görüntüleri, karanlık renkler ve hayali düşman öyküleri ile bireyler çaresizlik duygusuna sürüklenir. Dünyada bu konuda en önde gelen ülke ABD ve kullanılan en önemli piyon sinema. Evet, bir dönem tüm dünya iki adamdam korktu, biri Rambo, biri Rocky Balboa. Ne anlattı ABD bu iki kişiyle? Benim bir adamım bir yere girdimi hepinizi yok edebilir dedi dünyaya. Bizim “Bir Türk dünyaya bedeldir” sözümüz varya işte ABD onu sinema yoluyla bütün dünyaya bir adam üzerinden korkutarak söyledi.
Dil üzerinde oynamalar ve bozulmalar gerçekleştirilince bunun direkt yansıması pozitif kavramlar üzerinde olur, bu kavramlar köreltilirken negatif çağrışımlı sözcükler birer silah olarak kullanılarak zihinsel faaliyetler zayıflatılır.
Son bir yüzyılda Türkiye’nin yaşadığı en büyük problemlerden biri, bu savaşa uyum sağlayamaması ve stratejik planlamada geride kalmasıdır.
1951 yılında NATO’ya girişimizle birlikte askeri ve stratejik hedeflerimiz ABD’nin güvenlik konseptine göre şekillenmiştir.
İç tehdit algılamamız kendi gerçeklerimize göre değil, dış merkezli politikalara endekslenmiştir.
Askeri yapı Washington’a, kültürel, ekonomik, eğitim ve siyasi yapılar ise Brüksel eksenine bağımlı hale getirilmiştir.
Bu durum, dış istihbarat örgütlerinin ve terör yapılarının zihinsel kirlenme yaratmasına zemin hazırlamış, eğitim müfredatlarına sokulan bazı kavramlar toplumsal hafızayı ve milli direnci hedef almıştır.
21. yüzyıl, ABD önderliğinde şekillenen küresel bir hegemonya çağıdır. Doların küresel para birimi olması, İngilizcenin ortak dil haline gelmesi ve Anglo-Sakson Protestan kimliğin egemenliği bu düzenin temel taşlarıdır.
ABD’nin stratejik öncelikleri, Washington için müttefik ülkelerin demokratik olup olmaması ikinci plandadır, asıl olan stratejik çıkarlar ve "sadık müttefik" olma şartıdır. Uluslararası hukuk, güçlü devletler için esnetilebilirken zayıf ülkeler üzerinde baskı aracı olarak kullanılmaktadır.
İstihbarat ağlarının rolü, CIA, MOSSAD ve FSB gibi küresel istihbarat yapıları, ülkelerin jeostratejik konumlarına göre özel senaryolar üretmektedir. Bir ülkenin istihbarat ağı o ülkenin kalbidir, kalp iyi çalışmazsa vücut dışarıdan ithal kalplere teslim olur.
Küresel sistemin bu tek taraflı, adaletsiz ve Batı merkezli yapısına karşı Türkiye'nin dış politikada öne sürdüğü en önemli vizyonlardan biri "Dünya 5'ten büyüktür" doktrinidir.
Neyi ifade eder bu doktrin? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üyesi olan 5 ülkenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa) dünya kaderini tek başlarına belirleyemeyeceğini, küresel barış ve adaletin tüm insanlığı temsil eden daha kapsayıcı bir sistemle sağlanması gerektiğini savunur. İşe Yarıyor mu peki? Diplomatik ve psikolojik karşılık, Pratikte BM mekanizmalarının yapısı hantal olduğu ve daimi üyelerin veto yetkisi bulunduğu için karar alma süreçleri tıkansa da bu doktrin küresel ölçekte çok önemli bir psikolojik direnç ve propaganda hamlesidir. Küresel vicdanın sesi, Batı merkezli despot küreselleşmeye ve tek kutuplu dünya düzenine karşı mazlum ve gelişen ülkelerin sesi olmuş, uluslararası sistemin adaletsizliğini gözler önüne seren en güçlü kavramsal itirazlardan biri haline gelmiştir.
Sistemi doğrudan tek başına değiştiremese de küresel adalet arayışının merkezine yerleşmiş, uluslararası toplumlarda farkındalık yaratmış ve Batı'nın tekelci söylemini sorgulatan en etkili stratejik psikolojik argümanlardan biri olarak işlevselliğini sürdürmektedir.
Bu istihbarat öncelikli stratejik değişiklik yani “Dünya 5’ten büyüktür” doktrini sadece Türkiye’nin değil tüm dünya ülkeleri için sıkışmış dünyanın doğru yönetimini sağlayacak stratejik bir çözüm olduğunu görmek için kâhin olmaya gerek yok. Unutmayalım ki doktrin, önce bir hayal, sonra ideolojik ve sosyolojik bir taban ve uygulayıcı kararlılığı ile ete kemiğe bürünür. Dünya devletlerinin bu doktrini benimsemesi bir hayal değil ama eğer bir hayal isteniyorsa; insanlık suçu işleyenlerin, soykırım, savaş suçlusu ülke yöneticilerinin ve suça bulaşmışların, dünyanın adaletli bir gezegen olması için gücüne ve etkisine bakılmaksızın yakalanıp cezalandırılacağı bir dünya hayali olabilir. Bu hayalin gerçeğe dönüşmesi ise veto edilemeyen insanlık idealleridir. Belki bir gün bir devlet başkanını bu suçlar ile yakalayıp cezalandırma iradesinin adı adalet hayalidir. Bu hayal için vazgeçilmez temel kavram ise eşitliktir.