İnsanların sofrasına zehir taşımaktan hiç mi utanmıyorsunuz? Bu nasıl bir vicdansızlık?

Son dönemde gıdaya hile karıştıranlar birer birer ifşa ediliyor. Ortaya çıkan manzaralar insanın yalnızca midesini değil, vicdanını da altüst ediyor.

Geçtiğimiz günlerde Gaziosmanpaşa’da ele geçirilen 15 ton bozuk et skandalını gördük. Soğuk hava depolarında ağır kokular yayan, çözülmeye başlayan ve uygun olmayan koşullarda saklanan etlere el konuldu.

Peki, denetimler yapılmasaydı ne olacaktı?

Bu etler belki de sucuk, köfte, sosis ya da başka bir et ürünü olarak sofralarımıza gelecekti. Çocuklarımıza, ailemize, sevdiklerimize ne yedirdiğimizi bilmeden yaşamaya devam edecektik.

Üstelik bazı işletmelerin, kemiklerden sıyrılan etlerin sabun üretiminde veya hayvan yemi olarak kullanılacağını öne sürdüğü bildirildi. Ancak sabun üretimi amacıyla kullanılacağı belirtilen bir iş yerinde kıyma makinesi bulunması şüpheleri artırdı.

Allah’tan ki denetimler sayesinde bu ürünler piyasaya sürülmeden ele geçirildi. Ya yakalanmasalardı?

Ne yazık ki tehlike yalnızca et ürünleriyle sınırlı değil. Bu kez adres İzmir’in Ödemiş ilçesi…

Jandarmanın Kaymakçı Mahallesi’nde bir depoya düzenlediği operasyonda, kimyasal maddelerle beyazlatıldığı belirtilen 3 ton incir ele geçirildi. Tüketime uygun olmadığı belirtilen ürünlerin piyasa değerinin yaklaşık 1 milyon lira olduğu açıklandı.

Depoda hidrojen peroksit ve alüminyum fosfit gibi kimyasalların kullanıldığı bildirildi. Olayla ilgili gözaltına alınan şüphelinin, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı öğrenildi.

Düşünebiliyor musunuz? Bir tarafta bozuk etler, diğer tarafta kimyasallarla işlem gördüğü belirtilen incirler… Denetimler yapılmasaydı bu ürünler belki de binlerce kişinin sofrasına ulaşacaktı.

Allah korkunuz yok mu? Kuldan utanmıyor musunuz?

Para uğruna insanların sağlığını tehlikeye atmak nasıl bir vicdana sığar? Hiç mi çocuklarınızı, anne babanızı, kendi ailenizi düşünmüyorsunuz? Siz de bu toplumda yaşamıyor musunuz?

Gıda güvenliği, birkaç kişinin daha fazla para kazanma hırsına kurban edilemeyecek kadar ciddi bir meseledir. İnsan sağlığını hiçe sayan bu tür eylemler karşısında çok daha caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.

Peki, ne yapılmalı?

Denetimler sıklaştırılmalı, habersiz baskınlar artırılmalı ve şüpheli ürünler tüketicinin sofrasına ulaşmadan tespit edilmelidir. Özellikle kasıtlı ve tekrarlanan ihlallerde, mevzuat çerçevesinde daha ağır cezalar uygulanmalıdır.

Bir diğer önemli konu da ihbar mekanizmasıdır. Bu tür usulsüzlükleri bildirenlerin güvenliği korunmalı, gerekli hukuki şartlar gözetilerek etkili bir ödüllendirme sistemi oluşturulmalıdır. Böylece halkın sağlığını tehdit eden işletmelere daha hızlı ulaşılabilir.

Denetimler yalnızca üretim yerleriyle sınırlı kalmamalı; depolamadan taşımaya, dağıtımdan satışa kadar bütün gıda zincirini kapsamalıdır.

Çünkü mesele yalnızca bozuk et ya da kimyasallarla işlem görmüş incir değil. Mesele, vatandaşın satın aldığı gıdaya güvenip güvenemeyeceğidir.

İnsanlar marketten, kasaptan, pazardan aldıkları ürünleri gönül rahatlığıyla tüketebilmelidir. Kimse ailesine yemek hazırlarken zehirlenme korkusu yaşamamalıdır.

İnsan sağlığını hiçe sayarak para kazananlara sesleniyorum: Hiç kimsenin kazanç hırsı, insan sağlığından daha önemli değildir!

Gıda güvenliğinde taviz verilmemeli, denetimler kararlılıkla sürdürülmeli ve insanların sağlığını tehlikeye atanların yaptıkları yanlarına kâr kalmamalıdır.