Dün bu köşeyi okuyanlar, Öcalan tarafından gönderilen ve Diyarbakır’da okunan Newroz mesajına şaşırmayacaktır. 28 Şubat’ın devamı niteliğinde bir açıklama olacağını, Öcalan’ın bu dönemi “yeni dönem” olarak adlandıracağını, revizyon, reform ve yeniden inşa süreçlerinin önemli olduğunun altını çizeceğini belirtmiştim.

Burada beni en çok şaşırtan ise, Öcalan tarafından verilmesi beklenen tarihin mesaja neden konulmadığı veya konulduysa da bunun son anda niçin çıkarıldığıdır. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Kürt sorunu yoktur” açıklaması üzerinden, Öcalan’ın da memnuniyetsizliğini bu şekilde dile getirme olasılığı kuvvetli bir ihtimal.

Mesajda benim en çok dikkatimi çeken, sürecin yol haritasının Öcalan tarafından net olarak ortaya konulması. Öcalan mektubunda bundan sonarki sürece ilişkin, “Deklarasyon gereği ilkelerde mutabakat oluşmasıyla birlikte PKK’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yaklaşık kırk yıldır yürüttüğü silahlı mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim. Umarım ilkesel mutabakata en kısa sürede varıp parlamento üyeleri ve İzleme Heyeti’nden teşkil edilen bir hakikat ve yüzleşme komisyonundan geçerek bu kongreyi başarıyla realize etme durumunu yaşarız. Bu kongremizle birlikte artık yeni dönem başlamaktadır” ifadelerini kullandı.

Öcalan, gerek 2013 gerek 2014 ve gerekse de bu yılki mesajlarında açık bir şekilde enerji savaşlarına atıf yapmadı. Ama bunu neo-liberal politikalar üzerinden okudu ve gerçekleşmesi için de Batı’nın “Halklarımız ve kültürlerinin etnik ve dini farklılıkları, bu kriz ortamında anlamsız ve acımasız kimlik savaşlarıyla tüketilmektedir. Ne tarihi ne çağdaş ne de vicdani ve siyasi değerlerimiz bu tabloya asla sessiz ve bigâne kalamaz. Bilakis acil bir müdahale, dini inançlarımız, siyasi ve ahlaki sorumluluğumuzun gereğidir” diyerek aslında meseleye sadece ekonomik veriler üzerinden değil de ahlaki olarak da müdahale edilmesinin altını çizdi. Eşme ruhunu ifade ederken aslında 2013 yılında Misak-ı Milli sınırlarıyla ilgili tabuların yıkılması gerektiğini belirten Öcalan, Eşme’yi üzerinden bu ittifakın nasıl olacağını göstermeye çalışıyor.

Mesaj toplumun beklediği mesajdı; fakat kongrenin toplanması ve silahların bırakılması için tarihin hala neden Öcalan tarafından metinden çıkarıldığı sorusu kafamı karıştırıyor.

Öcalan’ın mesajında neler söyleyebileceğini mektubu okunmadan tahmin edip nasıl yazdıysam, aynı şekilde bu tarihin metinde olduğunu; ama sonradan çıkarıldığını tahmin ediyorum.

Bu saatten sonra yapılması gerekenleri hepimiz biliyoruz, korkarım ki Diyarbakır Meydanı’nda yakalanan dil, siyasette yakalanmayacak ve seçimlerin etkisiyle daha da sertleşecek. Ancak bu dilin normale dönüştürülmesi gerekiyor.

Çözüm Süreci noktasında hep Kandil-İmralı arasındaki farklılıktan söz ediliyordu. Son gelen açıklamalara bakıldığında Sayın Cumhurbaşkanı’nın tavrı hükümetten farklı gibi algılanmaya başlandı. Böyle bir dilin oluşması ve farklı değerlendirmeler yapılması, zaten pamuk ipliğine bağlı olan süreci, isteyenler açısından çok da büyük fırsat doğurarak sekteye uğratabilir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın tonunun daha da sertleşeceği beklentilerini bozguna uğratmak için bu havanın siyaseten bir şekilde aşılması gerekiyor.

Diyarbakır’da Newroz alanında üzerimize bir yağmur yağdı. Yağmura bereket diyen bu coğrafya insanları, bunun bir barış bereketi olması için amin diyorlar. Mesele bu saatten sonra siyasetin buna amin deyip demeyeceğidir.

Diyarbakır’da kiminle konuşursanız konuşun, size güven ve barış kelimelerini anlatır, bu nedenle sahada hala hakimiyetin Öcalan’da olduğunu gördük. En büyük alkışı barış temalı mesajlar aldı. İnşallah silahsızlanma kongresi ve diğer adımlar da tez zamanda atılır ve hep beraber yarınlara yürürüz.