-Daha önce oyumu birkaç kez AK Parti’ye vermiştim. Son seçimlerde MHP’ye döndüm.

-Sebep?

-“Barış süreci” diye diye Doğu-Güneydoğu’yu adeta PKK’ya teslim ediyorlardı. Bölünmenin ayak seslerini duydum, çok kızdım, MHP’ye verdim.

-MHP, senin deyişinle, Doğu-Güneydoğu’yu PKK’dan geri mi alacak?

-Onu bilmem. Ama teröre karşı tavizsiz, sert politikalar vaadediyor.

-Şimdiki AK Parti Hükümeti, “PKK’nın mesajını aldığını ve böylece Kandil’i bombaladığını” söylüyor ama…

-Akılları yeni mi başlarına geldi? Adamların palazlanmasına göz yumdular, şimdi de cezasını millete ödetiyorlar.

-Diyelim dediğin doğru, diyelim PKK’nın Doğu-Güneydoğu’da palazlanmasına göz yumuldu; MHP iktidarda olsaydı ne değişirdi?

-MHP buna izin vermezdi. Ben de Kürtlerle helalleşmemiz gerektiğini, kadim kardeşliğin daha da pekişmesi gerektiğini düşünüyorum; ama bu sırada PKK’ya göz yumulması başka şey. MHP’nin karşı çıktığı da bu ikincisi zaten.

-Madem MHP’nin böyle bir perspektifi var, 7 Haziran’dan sonra hükümette yer alıp da PKK meselesini bu şekilde hal yoluna koyma imkanlarını neden baştan ve kesinkes elinin tersiyle itti?

-Koalisyon ortaklığıyla, hele hele böylesi bir sürecin mimarı AK Parti’yle ortaklıkta bunlar nasıl yapılsın?

-MHP tek başına iktidara mı gelecek?

-Belki gelemez, ama daha da güçlenir. Sözü daha güçlü olur.

-Yüzde 18’le tarihinin en yüksek oyunu aldığı ve DSP-MHP-ANAP koalisyonunu yaşadığımız günlerdeki gibi mi?

-…

-Tamam, peki, daha önce neden AK Parti’ye oy vermiştin?

-Hizmetlerinden memnundum.

-Şimdi yok mu o hizmetler? Ya da bir zamanlar seni memnun eden hizmetler şimdi rahatsız mı ediyor?

-Hayır. Hala memnunum. Ama şu PKK meselesi canımı çok sıkıyor.

-Kafam karıştı: AK Parti Hükümetlerinin hizmetlerden memnunsun ama barış sürecinin doğru idare edilmediğini söylüyorsun; tamam, fakat MHP’nin tek başına iktidara gelemeyeceğini ima ediyor, üstelik MHP’nin “tarihinin en yüksek oyuyla” koalisyon ortağı olduğu dönemi hatırlamak dahi istemiyorsun. Nasıl olacak?

-Ne yapayım yani? Beğenmediğim türden “barış süreci” politikalarında ısrar eden AK Parti’ye mi oy vereyim?

-Senin “beğendiğin” türden politikalar ortaya koyunca da “Akılları yeni mi başlarına geldi?” diyorsun ama… Hem, senin “beğendiğin” türden politikalar ortaya koymasaydı bu sefer de ona itiraz edecektin.

-İş işten geçti… Bu saatten sonra bunlar benim oyumu tekrar AK Parti’ye döndürmek için çabalardır artık. Samimi değil.

-Az önce söyledim, “PKK net şekilde savaş mesajı verince” Hükümet’in rotası değişti dedim. Bunun senin verdiğin oyla ne alakası var?

-7 Haziran’da AK Parti oylarının önemli bir kısmı MHP’ye kaydı. Şimdi onları geri almak için MHP’nin söylemlerini izliyormuş gibi yapıyorlar. PKK’nın savaş mesajı filan bahane.

-Daha önce PKK savaş mesajı verdi de, Hükümet buna karşılık tepkisini göstermedi mi?

-Evet, daha önce de oldu ama mesele hemencecik halledildi, hızla çatışmasızlığa dönülebildi.

-Çatışmasızlıktan hoşnutsun yani…

-Elbette ki. Ama beni işkillendiren, daha önce PKK’ya taviz verilirken bugün topyekun savaş haline girilmesi. Samimiyetsiz bulduğum bu.

-Daha önceki “hemencecik halledilen” meseleler, bazen devlet tarafındaki, bazen PKK tarafındaki savaş lobilerinin çıkıntılarıydı. Her iki tarafta da barış iyimserliği ağır basınca meseleler hal yoluna konmuştu. Barışa dair umudu ve gayreti herkesten çok olan AK Parti’nin 7 Haziran sonrası tek başına iktidar çoğunluğunu sağlayamaması ve buna paralel Suriye’deki dengelerin radikal biçimde değişmesi, belli ki PKK içindeki savaş lobisinin iştahını kabarttı, diğer grupların sesini bastırdı ve baraj inşaatlarını bile savaş sebebi sayan (90’lardakinden bile daha cüretkar) bir PKK çıktı ortaya. Ben burada AK Parti’nin samimiyetsizliğine delalet edecek bir şey göremiyorum.

-PKK’nın sözüne güvenirlerse böyle olur!

-Yine kafam karıştı: Çatışmasızlıktan hoşnutsun, dolayısıyla çatışmasızlık döneminde devletin de PKK’nın da kendi içindeki savaş lobisine dur demiş olmasından da hoşnutsun; ama bunun her iki tarafın karşısındakine güvenerek aldığı güçle yaptığı gerçeğini yok sayıyor, çatışmasızlığı tesis etme potansiyeli de olsa PKK’nın sözüne güvenmemek gerektiğini söylüyorsun. Barış, savaştığın kişiyle yapılır ve bunun için de oturup konuşman gerekir. Oturup konuştuğun kişiyle de aranda belli bir seviyede güven sağlamış olmalısındır. Hem barış olsun de, hem karşı tarafa güvendi diye AK Parti’yi eleştir, hem MHP’nin iktidarına inanmadığını söyle, hem de bugüne kadar ortaya -seni de ikna eden- güçlü bir barış perspektifi koymuş, bu yolda önemli mesafe kat etmiş ve barış hedefinden taviz vermeden “PKK’nın mesajını almış” AK Parti’ye de güvenme… Anlaşılan o ki -her ne zamansa- seçimlere kadar birkaç kez daha konuşmamız gerekecek.