Adalet bazen geç kalır… ama asıl mesele, hiç gelmemesidir. Türkiye’de yıllardır “faili meçhul”, “kayıp”, “delil yetersizliği” ya da “soruşturma derinleştirilemedi” gibi gerekçelerle rafa kaldırılmış dosyalar, sadece birer hukuk metni değildir; yarım kalmış hayatların, suskun kalmış çığlıkların ve dinmeyen acıların dosyalarıdır. İşte tam bu noktada Adalet Bakanı Akın Gürlek’in verdiği “soğuk dosyalar yeniden açılacak” sözü, teknik bir reform vaadinin çok ötesine geçiyor. Bu, doğrudan milletin vicdanına verilmiş bir taahhüttür.

Bugün Türkiye’de hâlâ konuşulan, hâlâ iç yakan, hâlâ “ne oldu?” sorusunun cevabını arayan onlarca dosya var. Bunların başında gelen Gülistan Doku vakası, sadece bir kayıp dosyası değil; aynı zamanda devletin adalet refleksinin test edildiği bir sembole dönüştü. Yıllarca rafta bekleyen bu dosyanın yeniden ele alınması, aslında toplumun derinlerinde biriken o “yarım kalmışlık” duygusuna verilen bir cevaptır.

Unutmayalım… Türkiye, geçmişte de benzer eşiklerden geçti. 1990’lı yılların karanlık dosyaları, Susurluk Skandalı ile bir anda gün yüzüne çıkmış; devlet, kendi içindeki kirli yapılarla yüzleşmek zorunda kalmıştı. O gün ortaya saçılan gerçekler, sadece bir dönemi değil, bir zihniyeti de tasfiye etmişti. Bugün gelinen noktada “soğuk dosyalar”ın yeniden açılması, benzer bir yüzleşmenin yeni versiyonudur. Bu kez mesele sadece geçmişin karanlığını aydınlatmak değil, aynı zamanda geleceğe temiz bir hukuk zemini bırakmaktır.

Çünkü adalet dediğimiz şey, yalnızca suçluyu cezalandırmak değildir. Adalet; mağdurun kalbinde kapanmayan yarayı kapatabilmektir. Bir annenin “benim çocuğuma ne oldu?” sorusuna cevap verebilmektir. Bir toplumun, kendi hafızasıyla yüzleşebilmesidir. Bu yüzden soğuk dosyaların yeniden açılması, teknik bir yargı faaliyeti değil; doğrudan bir medeniyet iddiasıdır.

Şunu da açık konuşmak gerekiyor: Bu tür dosyalar kolay dosyalar değildir. Üzerinden yıllar geçmiş, deliller zayıflamış, tanıklar susmuş, bazen de sistemli bir şekilde susturulmuştur. Ama işte tam da bu yüzden, bu dosyaların üzerine gitmek cesaret ister. Bürokratik konforu değil, hakikatin peşine düşmeyi gerektirir. İşte Akın Gürlek’in verdiği sözün kıymeti burada ortaya çıkıyor. Çünkü bu söz, “zor olanı yapacağız” demektir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey tam olarak budur: Kapanmış gibi görünen dosyaların aslında kapanmadığını kabul etmek ve onların üzerine gitmek. Çünkü toplum unutmaz. Devlet unuttuğu anda bile toplum hafızası o dosyaları canlı tutar. Sosyal medyada, sokakta, ailelerin gözlerinde… o sorular hep yaşamaya devam eder.

Bu yüzden bu hamle, sadece bir adalet politikası değil; aynı zamanda bir güven inşasıdır. Devletin vatandaşına verdiği “seni unutmadım” mesajıdır. Ve açık söyleyelim: Bu mesaj, yıllardır beklenen bir mesajdı.

Eğer bu süreç kararlılıkla yürütülürse, Türkiye sadece birkaç dosyayı çözmüş olmayacak. Aynı zamanda şunu da ispat edecek: Bu ülkede hiçbir dosya gerçekten kapanmaz. Üzeri örtülebilir, ertelenebilir, unutturulmaya çalışılabilir… ama gün gelir, yeniden açılır.

Ve işte o gün geldiğinde, adalet sadece tecelli etmez… aynı zamanda yeniden inşa edilir.