​Türkiye’nin savunma sanayiindeki o büyük yol ayrımını dün gibi hatırlıyoruz. Yıl 2019... Batı’nın tüm oyalama taktiklerine, "Patriot vermeyiz" dayatmalarına karşı Ankara tarihi bir hamle yaptı ve Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini tedarik etti.

​İşte ne olduysa ondan sonra oldu. S-400’ler sadece gökyüzümüzü korumakla kalmadı; adeta bir turnusol kâğıdı gibi hem içerideki hem dışarıdaki "dostu ve düşmanı" tek tek ortaya çıkardı.

​Sözde müttefikimiz ABD ve Batı dünyası anında maskesini indirdi, ardı ardına ambargolar savurdu. Bizi parası ödenmiş F-35 programından haksızca çıkardılar, "Hava savunmasız kalacaksınız, diz çökeceksiniz." diye beklediler. Ama bu milletin karakterini, Türk mühendislerinin zekâsını hesaba katmadılar. S-400 hamlesi, bizim için sadece kritik bir dönemin güvenlik kilidi değil, aynı zamanda tam bağımsızlık meşalemizin fitili oldu. Çok da faydalı oldu, çok!

​Onlar bizi F-35 ile mi tehdit etti? Biz gittik, gök vatanın yeni hâkimi millî muharip uçağımız KAAN’ı yaptık. Onlar bize hava savunma sistemi mi vermedi? Biz bu süreçte kendi göbeğimizi kendimiz kestik.

​Bugün Türkiye, ALP radar ailesini, HİSAR sistemlerini, KORKUT’u, GÖKBERK lazer silahını ve katmanlı savunmanın omurgası SİPER’i aynı dijital ağ altında birleştiriyor. Bu muazzam yerli ekosistemin adı: ÇELİK KUBBE.

​S-400, tehditlerin en yoğun olduğu o kritik geçiş döneminde görevini layığıyla tamamlamıştır. Ancak Ankara’nın uzun vadeli hedefi hiçbir zaman Rus ya da bir başka yabancı sisteme bağımlı kalmak değildi. Hedef, ilk günden beri tamamen millî ve yerli bir hava savunma ekosistemi kurmaktı. Bugün gururla görüyoruz ki, Çelik Kubbe adım adım yükseliyor ve Türkiye, gökyüzüne kendi mührünü vuruyor.