Bizi biz yapan, millet ve ümmet yapan kavramlardan uzaklaştıkça sıkıntılara, dertlere duçar oluyoruz. Tabii kötüler, şeytanlar boş durmuyor. Dinimizin ve dilimizin değerlerinin içini boşaltmak, onlara farklı anlamlar yüklemek suretiyle bizi tarihten silmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Cihat sözünü duyanlardan inancı zayıf olanlar hemen panikliyorlar. Çünkü kavram emperyalizme maşa olanlar tarafından öylesine kötü kullanılıyor ki saf ve temiz insanlar bile tereddüt ediyor. Maalesef Müslümanları terörizmle anmak isteyen şer güçler kendilerine edindikleri uşaklar aracılığıyla çok seviyesiz işler yapıyorlar.

Hz. Peygamber, Tebük Seferinden dönerken “Hoş geldiniz! Küçük cihattan büyük cihada geldiniz” buyurdu. Bunun üzerine Sahabiler, büyük cihadın ne olduğunu sordular. Hz. Peygamber “Büyük cihad: nefsin heva ve hevesine karşı yapılan cihaddır” diye açıkladı. Hadisin sahihlik derecesiyle ilgili tereddütler olsa da çok önemli bir insanlık durumunun altını çiziyor.

Düşmanla olan savaşlarda galip gelebilirsin ancak kendi savaşını kaybedersen iç ve dış bütün cephelerde kaybetmiş olursun. Dış cephelerde verilen savaşların zaferle sonuçlanması, nefislerin kabarmasına ve haddi aşan eylemlerde bulunmaya vesile olabilir. Bu durum sadece savaşlar için değil, başarıyla sonuçlanan her işin sonunda kibirleniyor, nefsin galebe çalıyorsa eyvah haline! Görünen o ki; maddi zaferler manayla şükre dönüşmüyorsa felaketi bekleyin.

İnsan imkânları arttıkça “ben, ben” demeye başlıyor. Her başarıyı kendinden menkul sanıyor. Bu şımarıklık hali hem kendine hem de etrafına zarar vermeye başlıyor. Heva ve heveslerine yenik düşüyorlar. Hele de bu şımarıklık hali elinde geniş imkânlar olan yöneticilerde varsa felaket daha büyük oluyor. Tekebbür sahibi yöneticilerin düşüşü ve akıbetleri ile ilgili tarihte çok örnek var.

Yakın zamanda doğumunun 1501. Yılını kutladığımız Hz. Peygamber, cihadın büyüğünün insanın kendi nefsine karşı yaptığı mücadele olduğunu vurguluyor. Çağın insanının kendinden kaçmak için nasıl bir oyun, eğlence içinde olduğuna şahit oluyoruz. Durup düşünmek, tefekkür etmek yerine daima bir kaçış içerisinde haddini aşarak hem kendine hem de çevresine zarar vermeye devam ediyor.

Nefis mücadelesinde en büyük zafiyetlerden bir tanesi de öfkesine yenik düşmektir. En küçük olaydan büyük hadiseler çıkarmak, pireyi deve yapmak hastalıkların başında geliyor. Haddi aşan orantısız tavır ve davranışlar acı sonuçlar doğurmaktadır. Öfkeyle kalkan zararla oturmaktadır.

Burada da Allah’ın Resulü’nden alınacak dersler vardır. Yine bir gün Hz. Peygamber ashabına “Siz aranızda kimi pehlivan (yiğit) sayarsınız?” diye sormuş. Sahabiler “Güreşte alt edilmeyen kimseyi” diye cevap vermişler. Bunun üzerine Hz. Peygamber asıl yiğitliği şöyle tanımlamıştır: “Gerçek pehlivan (yiğit), güreşte rakiplerini yenen kimse değildir. Asıl yiğit, öfke anında nefsine hâkim olabilen kimsedir.”

Hz. Muhammed (asm)’in 63 yıllık ömründe, 23 yıllık risalet döneminde bize ders olacak ne çok örnek vardır. İnsan ilişkilerinde doğru ölçüyü bulmak istiyorsak başta Allah’ın kelamı Kuranı Kerim ve onun yaşayan örneği olarak Hz. Peygamberin hayatı bize rehber olacaktır.

Doğruya ve iyiye ulaşmak için cihat etmek, cehd etmek gerekir. Maddi ve manevi bütün imkanları Hak yoluna seferber etmek, ömrünü bu uğurda feda etmek insan için insanlık için kurtuluş yolu olacaktır.