Seyyah! Gurbet ve sıla. Turist kelimesinin anlam dünyası ile kuşatılmadan “gezmek, görmek ve eğlenmek amacıyla yolculuğa çıkan kimse” olmadan yeryüzünü, köyleri, kasabaları, kazaları ve şehirleri gezmek. Anlamaya çalışmak ve her bir adımda gözden örtüyü kaldırıp baktığın yeri görmek ve idrak etmek. Özellikle şehirlerin tevarüs ettiği eserleri bir klasik metin olarak okumak ve kentin yüklendiği modern gizemin etimolojide köy anlamına gelen bir kelimeden türetildiğinin farkına varmak. Kent ve kentliden uzaklaşarak şehirli/medeni olmanın insaniliğini bilmek.

Her kopuş bir yeniden var oluş zemini kurar. Ağaç sürgün verdiğinde doğru keser toprakla buluşturursan yeni bir ağaç olur. İnsanoğlunu aileden koparıp yatılı mektebe verirsen, gittiği yerde amaç ve hedeflerinin farkına varırsa yeni bir insan olur; insanlığın yeniden inşası için çaba harcar. Gittiği gurbet sıla kılınır.

Seyahat insana, insanlığın kültür ve medeniyetine, dünyanın farklı coğrafyalarına açılmadır. İnsanın hayatın farklı formlarında tecrübe edinmesini, farklı insanlarla tanışmasını, yeni sesler işitmesini ve o sese aşina olmasını sağlar. Her farklı mekân, sokak ve ses insanı,   daha derin düşünmeye ve yeni görme biçimleri idrak etmeye yöneltir. İnsan, seyahatinin şuurunda ise yaptığı seyahatten değişmiş olarak döner. Modern hayatın aceleciliğinden ve bir takım şeylere yetişme telaşından uzaklaşır ve yabancı olarak geldiği yerle tanışmak için daha bir dikkat ve özenle keşif yolculuğunu sürdürür.   Seyahat etmek, bir şehrin sokaklarında kaybolma hissine kapılmak, yönünü bulmak için yoğunlaşmak geçici ya da kalıcı olarak kişiyi kapasitesinin farkına vardırır. Kıtalara, ülkelere ve şehirlere seyahat; ormanlarda, patikalarda ve kıyılarda yapılan yürüyüşlere benzemez; şehrin karmaşası, düzensizlikleri karşısında daha dikkatli olmayı ve artan bir sorumlulukla duyularımızı ve idrak noktamızı keskinleştirmemizi, meraklarımızı yenilememizi sağlar. Seyahat, insanın yabancı bir dünyada kendi içinde yoğunlaşmasını, gördüklerinin verdiği heyecanla duyarlılığını artıran bir eylemdir.

Dünyaya anlam vermek, dünyayı anlayarak ve başkalarıyla paylaşarak hareket etmek insanın akıllı varlık olarak varlığının farkına vardığı ve insana özgü bir yetenekle yeryüzünde çıktığı yolculukla tarihdeştir. İnsan karnını doyurmak, yeni yerler tanımak, fethetmek, ün kazanmak, ilim öğrenmek, istihbarat toplamak, özgür olmak için seyahat etmiştir. Yaptıkları seyahatlerle tarihe geçen Marco Polo, İbn-i Battuta, Evliya Çelebi, Kristof Kolomb, Americo Vespucci, Amelia Earhart, Neil Armstrong (…) gibi insanların yazdıkları, yaşadıkları dönemlerin kültür ve medeniyetine yapılan tanıklıklardır. Her bir seyahatname dönemle ilgili önemli bilgiler aktarır. Evliya Çelebi sevimli ve abartılı anlatımıyla Osmanlı coğrafyasının şehirlerini, mimari mirasını, yeme - içme zevkini, giyim-kuşam tercihleri hakkında önemli veriler sağlar. Seyahatler ve seyahatnameler sayesinde insanlar arasında iletişim imkanları artmış, insan insana aşina olmuştur. Bu tanışıklık kimi zaman iyi ve faydalı işlerin gerçekleştirilmesine imkân hazırlarken; kimi zaman da işgal, yağma, köleleştirme için insanları tahrik etmiştir.

Seyahat imkanlarının sınırsız boyutta olduğu ve ulaşım sürelerinin olabildiğince kısaldığı bir çağda bile insan, her yolculuğun bir adımla başladığını unutmamalıdır. Bunca teknolojik gelişmeye ve araca rağmen binlerce yıldır yürüyen insan bugün de hâlâ bir yerden bir yere gidebilmek için adım atmak zorundadır. Seyahat etmek için evden ayrılmak zorunda olan insan ayağa kalkmak ve bir adım atmak zorundadır. Gündelik hayatta ihtiyaçlarını gidermek, çalışmak, yer değiştirmek vb etkinliklerde bulunmak için de yürümek zorunluluğu vardır.

On yıllar önce kara yoluyla Suriye, Ürdün üzerinden Hicaz bölgesine yaptığım ilk seyahatte henüz yirmi yaşında değildim. Halep ve Şam şehrinin ihtişamı bir rüya gibi zihin perdesinde dalgalanıyor. Emevî Camii’nde kılınan sabah namazının bir daha kılınamayacağının acısı ve hüznü de bir seyahat anının hatırasıdır. Kâbe’nin silahlı çatışma alanına dönmesinden kısa süre sonra gördüğüm Müslümanların kıblegâhı kurşun yaralarıyla doluydu. Yakalananlardan bir kısmının meydanda boyunları kesilerek idam edildikleri yerdeki kan izi, kan donduracak kadar uyarıcı bir etki yapmıştı. Dönüşte sabaha karşı Dicle kenarında verilen molada Bağdat’ı yaşamanın anlamını yıllar sonra Bağdat bombalanırken yeniden yaşamak bir seyahatin büyük çağrışımlarıyla yüklüydü.

Bu seyahatler çatışma ve acının tanıklığı olarak yetmemiş olmalı ki Sırp işgalinin Saraybosna’da yaptığı zulüm ve soykırıma tanıklık da yaşadığımız çağın büyük acısı olarak görmemiz gereken bir travma oldu. Saraybosna seyahatinde sabahın ilk ışıklarıyla Avusturya veliahdının suikasta uğradığı Miljacka Nehri üzerindeki Latin Köprüsü’ne yürüdüm. O suikastın sebep olduğu büyük vahşeti ve o vahşetin bir uzantısı olarak Pazar yerinde katledilen sivilleri, uzaktan atışla yakılan kütüphaneyi, Srebrenitsa Soykırımı’nı düşündüm. Şehrin sokaklarında gezerken duvarlardaki mermi izlerinin ibretlik mesajını fotoğrafladım. Döngü devam ediyordu.

Bütün bunlar savaş sonrası yeni bir tanıklığa yapılan seyahatin çağrışımlarıydı. Karabağ’da kazanılan zafer sonrası bölgeye yaptığımız seyahatin tanıklığını yapabilir miyiz? Bilmiyorum. Üç yıllık salgından sonra ilk olarak kardeş Azerbaycan’a yaptığımız seyahati ‘turistik’ sınırların dışına çıkararak anlatabilme temennisiyle.