Türkiye’den Netanyahu hakkında dikkat çeken bir hukuki hamle geldi.

Whatsapp Image 2026 08 22 At 15.32.36

Bu gelişmeyi yalnızca bir kırmızı bülten talebi olarak değerlendirmiyorum. Gazze’de yaşananlar ve uluslararası kamuoyuna yansıyan ağır insan hakları ihlali iddiaları karşısında Türkiye’nin hukuki mekanizmaları devreye sokma iradesinin bir göstergesi olarak görüyorum.

Yetkili makamlar tarafından yapılan açıklamalara göre Netanyahu ve Afek Moskovitch hakkında kırmızı bülten talebinde bulunuldu. Sürecin; insanlığa karşı suç ve soykırım başta olmak üzere kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, kasten yaralama, eziyet, mala zarar verme, nitelikli yağma ve ulaşım araçlarının kaçırılması gibi son derece ağır suçlamalar kapsamında yürütüldüğü belirtiliyor.

Whatsapp Image 2026 08 22 At 15.32.36 (1)

Burada özellikle bir noktayı vurgulamak gerekiyor:

Bir devletin başbakanı olmak, hiç kimseye hukukun üzerinde hareket etme hakkı vermez.

Devlet yönetmek başka şeydir; siyasi ve askerî gücü sınırsız bir yetki olarak görmek başka şeydir.

Gazze’de yaşanan insani dram bütün dünyanın gözleri önünde.

Çocukların, kadınların ve sivillerin hayatlarını kaybettiği görüntüler hafızalardan silinmiyor. Açlık, korku ve ölümle mücadele eden insanlara insani yardım ulaştırılması meselesi dahi uluslararası kamuoyunun en ciddi tartışma başlıklarından biri haline gelmiş durumda.

Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahaleye ilişkin iddialar da bu nedenle yalnızca siyasi değil, hukuki açıdan da değerlendirilmesi gereken son derece ciddi bir meseledir.

Türkiye’nin attığı adımın verdiği mesaj ise açıktır:

“Hiç kimse hukukun üzerinde değildir.”

GÜÇ, HESAP VERMEMENİN GEREKÇESİ OLAMAZ

Yıllardır uluslararası siyasette rahatsız edici bir çifte standarda tanıklık ediyoruz.

Güçlü devletlerin veya güçlü siyasi aktörlerin eylemlerinin görmezden gelindiğine, siyasi ittifakların kimi zaman hukukun ve insan haklarının önüne geçtiğine ilişkin ciddi eleştiriler var.

İşte buna itiraz etmek gerekiyor.

Dünya hiç kimsenin sınırsız hareket edebileceği bir alan değildir.

Hiçbir devlet yöneticisi, hiçbir hükümet ve hiçbir siyasi veya askerî güç insan hayatının ve hukukun üzerinde değildir.

Netanyahu’nun bulunduğu makam da İsrail’in askerî gücü de hakkında ileri sürülen ağır suçlamaların bağımsız ve yetkili yargı mercilerince incelenmesine engel olmamalıdır.

Çünkü güçlü olmak, haklı olmak anlamına gelmez.

HUKUKİ SÜREÇ SONUNA KADAR İŞLETİLMELİ

Türkiye’nin yalnızca siyasi açıklamalarla yetinmeyerek hukuki mekanizmaları devreye sokması önemlidir.

Netanyahu ve Moskovitch hakkında daha önce verilen yakalama kararlarının ardından kırmızı bülten sürecinin gündeme gelmesi, konunun uluslararası hukuk alanına taşınması bakımından dikkat çekicidir.

Burada yapılması gereken bellidir:

İddialar hukuk çerçevesinde araştırılmalı, deliller değerlendirilmelidir. Yetkili ve bağımsız mahkemelerin vereceği kararlar esas alınmalı ve suçun şahsiliği ile masumiyet karinesi dahil temel hukuk ilkelerinden taviz verilmemelidir.

Aynı şekilde siyasi makam veya askerî güç de hiç kimse için dokunulmazlık zırhına dönüştürülmemelidir.

Hukuk varsa herkes için vardır.

NETANYAHU’YA YÖNELİK “UTAN” PROTESTOSU

İsrail Meclisi’nde Netanyahu’ya yönelik protestolar sırasında bazı milletvekillerinin “Utan!” şeklinde tepki göstermesi de kamuoyuna yansıdı.

Bu görüntüleri izlerken insanın aklına çok daha ağır bir soru geliyor:

Gazze’de çocuklar ve siviller hayatlarını kaybederken bu itirazlar neredeydi?

Bugün Netanyahu’ya “Utan!” diye seslenen milletvekillerinin protestosu elbette siyasi açıdan önemlidir. Ancak Gazze’de yaşanan büyük insani yıkım düşünüldüğünde, kamuoyunun bu tepkinin neden daha önce ve daha güçlü biçimde ortaya konulmadığını sorgulaması da son derece doğaldır.

Çünkü mesele Netanyahu’nun birkaç milletvekilinin protestosu karşısında utanıp utanmaması değildir.

Asıl mesele; hakkında soykırım ve ağır uluslararası hukuk ihlali iddiaları bulunan bir yönetimin politikalarının, siviller üzerindeki sonuçlarıyla birlikte hukuk önünde değerlendirilmesidir.

Çocukların öldüğü, ailelerin yok olduğu ve yüz binlerce insanın yaşam mücadelesi verdiği bir ortam karşısında yalnızca birkaç sloganın yeterli olduğunu düşünmek mümkün değildir.

Asıl ihtiyaç, etkili bir hukuki ve siyasi hesap verebilirlik mekanizmasıdır.

TARİH DE HUKUK DA MAKAMLARDAN BÜYÜKTÜR

Netanyahu bugün siyasi desteğe sahip olabilir.

Arkasında güçlü devletlerin diplomatik desteği bulunabilir.

İsrail önemli bir askerî güce sahip olabilir.

Ancak bunların hiçbiri hukuk yerine geçmez.

Tarih, kendisini dokunulmaz gören pek çok siyasi lider gördü. Makamlar geçicidir; geride alınan kararlar ve bu kararların insanlar üzerindeki sonuçları kalır.

Gazze’de yaşananlar da tarihe kaydediliyor.

Ölen çocuklar…

Hayatını kaybeden kadınlar ve siviller…

Evlerinden edilen aileler…

Açlıkla mücadele eden insanlar…

Ve bütün bunlar karşısında dünyanın verdiği veya vermediği tepkiler…

Hiçbiri unutulmayacak.

TÜRKİYE’NİN MESAJI NET OLMALIDIR

Ben Türkiye’nin bu meselede hukuk temelinde kararlı bir tutum ortaya koymasını önemli buluyorum.

Filistin halkının haklarını savunmak, sivillerin korunmasını istemek ve uluslararası hukukun uygulanmasını talep etmek yalnızca siyasi bir pozisyon değildir; aynı zamanda insani bir sorumluluktur.

Netanyahu veya başka herhangi bir devlet yöneticisi, hakkında yürütülen hukuki süreçlerden makamı nedeniyle muaf tutulmamalıdır.

Ancak aynı şekilde hükmü siyasi söylemler değil, deliller ve yetkili mahkemeler vermelidir.

Çünkü gerçek adalet tam olarak bunu gerektirir.

Güçlü olmak başka şeydir, haklı olmak başka.

Devlet olmak başka şeydir, hukukun üzerinde olduğunu düşünmek başka.

Makam sahibi olmak başka şeydir, hesap vermekten muaf olmak başka.

Gazze’de yaşananlar unutulmayacak.

Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahale iddiaları unutulmayacak.

Hayatını kaybeden siviller unutulmayacak.

Ve uluslararası hukuk önünde hesap sorulmasını talep edenlerin mücadelesi de unutulmayacak.

Netanyahu hükümetinin politikalarını eleştirmekten, İsrail’in askerî operasyonlarının siviller üzerindeki sonuçlarını sorgulamaktan ve haksızlık karşısında sesimizi yükseltmekten vazgeçmek zorunda değiliz.

Ancak bunu yaparken en güçlü dayanağımız öfke değil, hukuk ve insan hakları olmalıdır.

Çünkü insan hayatının değeri siyasi güçten büyüktür.

Adalet, makamdan büyüktür.

Ve hukuk gerçekten hukuk olacaksa, kimliği, makamı veya gücü ne olursa olsun herkes için uygulanmalıdır.

Netanyahu hakkında kırmızı bülten talebi de bu nedenle yalnızca bir evrak veya diplomatik mesaj olarak görülmemelidir.

Bu süreç, hukuk çerçevesinde sonuçlandırılması gereken ciddi suçlamaların uluslararası alanda takip edilmesi yönünde atılmış bir adım olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin hukuki mekanizmaları sonuna kadar kullanması ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bu süreçte kararlı bir irade ortaya koyması son derece kıymetlidir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin Filistin halkının, mazlumların ve insanlık vicdanının yanında durma iradesini sürdürmesi; aynı zamanda bu mücadelenin uluslararası hukuk ve meşru hukuki mekanizmalar temelinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Whatsapp Image 2026 08 22 At 15.32.35

Son sözümüz nettir:

Hiçbir siyasi makam insan hayatından üstün değildir.

Hiçbir askerî güç hukukun yerine geçemez.

Hiç kimse peşinen hukukun dışında tutulamaz.

Ve hakkında soykırım dahil son derece ağır suçlamalar bulunan kişilerle ilgili nihai sözü sloganlar değil, deliller ve yetkili mahkemeler söylemelidir.

Çünkü hukuk önünde herkes eşittir.