Günler, haftalar, aylar ve yıllar…

Geçse de onlar…

Yine acı, ıstırap ve gözyaşı…

Adeta hiç bozulmayan bir üçgen…

İslâm diyarları Osmanlı’dan sonra hep böyle. Sıraya konulmuş/konuluyorlar adeta.

Gönüllerimiz yanıyor, yüreklerimiz kan ağlıyor ve ellerimiz semaya açılıyor:

“Ey Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme. Ey Rabbimiz, bizden evvelki ümmetlere yüklediğin gibi üstümüze ağır bir yük yükleme! Ey Rabbimiz takat getiremeyeceğimizi bize taşıtma. Bizden sadır olan günahları sil, bağışla, bizi esirge. Sen Mevlâ’mızsın.  Artık, kâfirler gürûhuna karşı bize yardım et.” (2 Bakara 286)

Suriye, Irak, Filistin, Hindistan… Öteden beri Afganistan, Çeçenistan, Türkistan vd.

Enkaz altında kalan insanlar, ölenler, yaralılar, yaşlı, çocuk ve kadınlar. Boşa giden gençler… Hangisini sayabiliriz ki! Kapılara dayanan onca muhacirler. Ve onlara acımayan zalimler.

Çünkü iman yok, vicdan yok, merhamet yok. İmanı olmayandan ne beklensin ki? Merhamet de iman işi. Onun için daha Besmelemizde Rabbimiz, mübarek merhamet sıfatından bahseder ve onunla başlatır Kur’an ve her hayırlı her işe:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.”

Nice manalar var bu eşsiz cümlemizde.

Şimdi bize sesleniyor bu duygu ile Ümmetin yetimleri, öksüzleri, mazlumları… Kadınları… Âh o çiğnenen ırz ve namuslar…

“Gel ey ümmet, yüreğim kan ağlıyor,” diye feryâd eden nice insan…

Allah’ım! Şu milletin güç ve kuvvetini artır, içimizdeki hainlere fırsat verme, zalimlere karşı başarı ver. İslâm bayraktarlığını yeniden lütfeyle!

Ümmet olarak ne durumda olduğumuz belli. Emperyalist güçler önce bir grup oluşturuyor, onu besliyor sonra da onu kaldıracağım bahanesiyle İslâm beldelerini harap ediyor. Yıllardır devam eden oyun bu. Ne yazık ki Müslümanım diyen nice insan bu oyunu kavrayamıyor. Hep alet oluyor. Ölen, zulme uğrayan, yurtlarını terk eden hep Müslüman! Birlik halinde saldırıyor ehli-salip Ümmet-i Muhammed’e. Biz ise ayrı-gayrıyız. Kimi ülke ve örgütler ise onlara hizmet etmekten başka bir şey yapmıyor.

-Rabbimiz, onların oyunlarını boz ve birbirlerine düşür!

Ümmetin değerleri bir bir yok ediliyor. O güzelim ecdâd eserleri… Nice âlimler yetişmişti kim bilir o mekânlarda! Nice insanlar feyz ve nur almıştı oralardan!

KARDEŞLİK!

Zalimler hep bunun önüne geçmeye çalışıyor. Onlar fitnecidirler. Onlar haindirler. Onlar yalancıdırlar. Onların tuzağı vardır ama Allah’ın da bin bir tuzağı vardır:

“Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (8 Enfâl 30)

Evet, hep kardeşlik gerekli bizlere. O olmadığı için böyleyiz ya! Rabbimiz ne buyurmuştu:  “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki, size merhamet edilsin.” (49 Hücurat 10)

Âh bir kucaklaşabilsek! Âh bir muhabbet edebilsek… Cennette sökülüp çıkarılacak kinlerimizi, keşke şimdiden söküp atsak kalplerimizden! Kardeşçe bakabilsek birbirimize. Sarmaş dolaş olsak yaralarımıza. “Sen şu, ben bu” ifadelerini bir atabilsek içimizden. O yan bakışlarımız bir düz bakış olsa. Bu günahlardan bir kurtulsak da “kardeşliğin” sevabına ulaşabilsek! Allah’ım! Lûtfeyle ne olur bunları!

Efendimiz (sas) ne güzel buyurmuşlar:

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa, Allah da (cc) ona yardım eder. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da (cc) onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da (cc) kıyamet gününde onun ayıplarını örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 59; Ebû Davud, Edeb, 38; Tirmizî, Hudûd/3; Ahmed, Müsned, 2/91.)

Şükürler olsun ki milletimiz hep yardıma koşmakta. Maddesiyle, manasıyla koşanlardan Rabbimiz razı ve hoşnut olsun! Camilerimizde açılan sergiler ve ferden yapılan nice yardımlar mazlum ve garip insanlarımıza ulaşmakta. Onların çektiği acılara bir nebze ilaç olsun keşke.

-Rabbimiz! Şu Ümmeti dirilt ve zalimleri mahvet! Şüphesiz ki SEN her şeye gücü yetensin!

 

DÜNYA NEDİR Kİ

 

Bir anda bir sarsıntı. Tamam. Her şey bitiyor. Hayret. Hani dünya ve dünyalıklar?

Bir virüs. Bir dalga ile yayılıveriyor. Onu yaratan ve emreden kim? Sonra o kahrolası gururlu insan bir anda yıkıma uğruyor.

Nerde o saltanat? Nerede o kocaman güç?

Nerede dünyaya meydan okuma? Hani kafa tutan devlet?

Hani Allah’ın hükümlerine savaş açan ve Müslümanları akıl almaz işkence ve acılara boğan zalim?

İNSAN NE KADAR DA ACİZ

 

Ama onu bilebilse! Ölüm geliyor ve düşüyor cesede.

Acziyetini bilmeli insan ve Allah’a kul olmalı. O’nun emirlerine yapışmalı. Bir virüs için O’un emrettiği abdesti tarif ediyor bütün sağlıkçılar ama abdest alın diyemiyor. Şu zalim nefse bir bakın! Ama ona ölüm gelince ne yapıyor?

“O gün zâlim olan kimse ellerini ısıracak, ah keşke ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım. Vay bana! Keşke falanı dost edinmeseydim. Bana Kur’an gelmişken, gerçekten beni ondan o saptırdı. Şeytan insanı yapayalnız, yardımcısız bırakır” diyecektir.” (25 Furkân sûresi, 27-29)

Bakın yine Kur’an-ı Kerim’den onlara cevaba:

– “Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar?

– O büyük haberi mi?

– Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler.

– Hayır; yakında bileceklerdir.

– Yine hayır; yakında bileceklerdir.

– Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı?

– Dağları da birer kazık?

– Sizi çift çift yarattık.

– Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

– Geceyi bir örtü yaptık.

– Gündüzü bir geçim-vakti kıldık.

– Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik.

– Parıldadıkça parıldayan bir kandil (güneş) kıldık.

– Sıkıp suyu çıkaran (bulut)lardan ‘bardaktan boşanırcasına su’ indirdik.

– Bununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diye.

– Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de.

– Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir.

– Sur’a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.

– O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.

– Dağlar yürütülmüş, artık bir serap oluvermiştir.

– Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir.

– Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir.

– Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır.

– Orada ne serinlik tadacaklar, ne bir içecek.

– Kaynar sudan ve irinden başka.

– (İşlediklerine) uygun bir ceza olarak,

– Doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.

– Bizim ayetlerimizi yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı.

– Oysa Biz, her şeyi yazıp saymışızdır.

– Şimdi tadın! Size artık azaptan başkasını artırmayacağız!”

(78 Nebe sûresi 1-30)