Sonbahar kimileri için acının miladıdır. 1943-1944 yıllarının kasım ayları, Ahıska Türklerinin hafızasında nesiller boyu acının, yokluğun ve vatansızlığın tarihi olarak yerini koruyor. Bir bilinmezliğe yapılan o ölümcül sürgünde canlarını, mallarını, aidiyetlerini ellerinden almaya çalıştılar. Anne evlattan, kardeş kardeşten ayrıldı. Acı, her birini yarım bıraktı ama ‘vatansız’ kalmak; bıraktıkları en hazin mirastı.

Türk ve Müslüman olmak, Ahıska Türklerinin hâlâ ödemeye devam ettikleri en onurlu bedel oldu. Çarlık döneminde tırmanan zulüm ve baskılar bilhassa Stalin diktasında daha da arttı. Direnen Ahıska aydınları tutuklandı, bir anda yok edildi veya sınır dışı edildi. Stalin, kitlesel sürgünde Ahıska Türklerini de hedef almıştı. Soyadları Türk izi taşıyamazdı, Müslüman olmak büyük kusurdu.

Stalin’in zihninde onlara en çok yakıştırdığı gelecek, ölümdü. O güne dek askerliğe kabul etmediği Ahıska Türklerinin gençlerini, 2. Dünya Savaşı için cepheye sürdü. 40 bin Ahıska Türkü, Almanlara karşı cephede siper edildi. Topluluğun geride kalan yaşlıları ve kadınları, demir yolu inşaatlarında aç, susuz ve mesaisiz çalıştırıldı.

Zulüm de aşama kaydeder. Yapılanlar Stalin’in iştahını daha da açtı. Diğer Türklere yaptığı gibi Ahıska Türkleri için de sürgün kararı aldı. Sürgüne bahanesi hazırdı: "Tüm erkekleri Ruslarla cephede olan Ahıskalı Türklerin, 2. Dünya Savaşı'nda Nazilerle iş birliği yapması" şeklinde kullanışlı bir açıklama yaptı. Oysa gerçek başkaydı. Stalin’in asıl amacı, tüm Karadeniz çevresini Türklerden temizlemekti. Sovyet belgelerinde Kırım ve Ahıska sürgününün gerekçesi de böyle kayıtlara geçmişti.

Kara bir kış gecesinde, o Rus zemherisinde 200’den fazla köy ve kasaba dolusu insan, yanlarına erzak bile alamadan bir bilinmeze sürgün edildiler.

Vagonlarda nefes alacak yer bulamayan 86 bin Ahıska Türkünün bir aydan fazla süren bu çileli yolculuğunda soğuk, açlık ve hastalık da onlarla seyahat etti. Neticede 17 bin Ahıska Türkü bu trenlerde hayatını kaybetti. Trenlerden inenler; Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan sınırlarında ölüme terkedildi. Açlık ve salgın nedeniyle 30 bin Ahıska Türkü daha gittikleri yerde öldü.

Kalanların şehirlere taşınması yasaktı. En ağır işlerde çalıştırıldılar. Kadın, çocuk ya da yaşlı olmalarına bakılmadı. Çalışma kamplarında her biri eziyet gördü.

Ne kalabiliyor ne de gidebiliyorlardı. Kaldıkları yerden izin almadan gidemezlerdi. Kuralı bozanlar hemen Sibirya’ya sürülüyordu ve 25 yıl sürgünden dönmek yoktu.

Vatansızlık, yurtsuzluk bir lanet gibi peşlerindeydi. Yurdu olmayanın ayakları hep havada kalırdı, öyle oldu.

Aradan 79 yıl geçmesine rağmen bugün de sürgünün acısı, Ahıska Türkü için tazeliğini koruyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde 600 bine yakın Ahıskalı Türk, vatanlarına hasret yaşıyor.

Vatana dönme ümidi, onlar için bekledikleri tek bahar.

1944 ayazında yollarını Türkiye’ye çeviremeseler de Türkiye onları hiç unutmadı. Uzun süredir yapılan çalışmalar neticesini vermeye başladı. Ana vatandan Ahıskalı soydaşlarımıza müjde geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York’taki Türkevi’nde Ahıska Türkleri’ni kabul etti. "Kendilerinin yıllardır hasretle bekledikleri Türk vatandaşlığını kazanmaları için gerekli adımları atıyor, bu süreci hızlandırıyoruz.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ahıska Türkleri’nin huzur ve esenliğini kendi vatandaşlarından ayrı görmediklerini söyledi. Türk vatandaşlığına hak kazananların kimliklerini de bu kabulde sahiplerine veren Erdoğan, 578 soydaşımız için de çalışmaların tamamlanacağını duyurdu.

Kimliğini alan ve vatan kaydı tescillenen Ahıska Türkleri için bu buluşmanın yeri bambaşkaydı. Sözü, acının sahiplerinden Ahıska Türkü 83 yaşındaki Yunus Muradov’a bırakalım:

"Hepsine babalık eden Sayın Erdoğan'dır. Bütün dünya Türklerinin babası bu adamdır. O gördüğümüz günleri hepiniz biliyorsunuz. Hiçbir vakit insan geçmişini unutmayacak. Sayın Cumhurbaşkanım, size teşekkür ediyorum. Allah sizi cümlesinden ayırmasın. Siz her vakit bizim yanımızda olursanız, ayağımız taşa değmez. Sizin de ayağınız taşa değmesin. Allah hiçbir vakit Türkiye'yi başkalarının eline düşürmesin.”