Haberlerde ve köşe yazılarında gençlerle ilgili dozu giderek artan şikâyetlerden ben de usandım.

“Çocuklar eşcinsel oluyor. Sorumsuz ve tembel nesil. Ahan da deist oldular!” diye sabah, öğlen ve akşam hatta bir de yatmadan evvel şikâyetlerimizi her gün yinelesek kime ne faydası var? Bence tam tersi, eskilerin dediği gibi “Çok söyleme arsız olur” durumunun gerçekleşme ihtimali çok daha fazla.

Olumsuzluklardan şikâyet edip o olumsuzluklara kapı aralayan bir dil kullanmak çözüme hiçbir fayda sağlamıyor. Birileri toplumu, genç nesilleri ifsat etmek için olanca güçleriyle çalışıyorlar. Bundan muzdarip olanlar ise şikâyetten başka bir şey yapmıyor.

Ben de her şeyi güllük gülistanlık görmüyorum. Belki de bazılarının göremediği ve yaşamadığını dahi yaşıyorum. Bazı özel durumları alenileştirmek, ortaya dökmek fayda sağlamaz. Yalnızca eksik gedikleri en etkileyici kelimelerle yüksek perdeden şikâyetlerle kitleleri karamsarlığa sürükleyip duygusallığın zirvesine taşımak kolaycılık.

Hamaset hitap ettiğiniz kitleyi o an için coşturabilir, memnun edebilir ama geride elle tutulur, gözle görünür, dişe dokunur bir şey bırakmaz. O an insanların hoşuna giden, bazen de derinden “ah” çektiren söylemler pansuman dahi olamaz. Hepten umutsuzluğa kapılıp enseyi karartmak da yanlış hiçbir şey yokmuş gibi ense yapmak da.

“Höt!” deyince bir köşeye sinip oturacak bir nesilden söz etmiyoruz.

Ben yiyemedim o yesin. Ben sahip olamadım en iyisine o sahip olsun. Ben rahat görmedim o elini sıcak sudan soğuk suya sokmasın; rahat etsin” vs. vs. diye onları o hale biz getirdik. Onların midelerini doldurmayı düşündüğümüz kadar ruhlarını düşünmedik.

2016’da “Pokemon Go” oyun çılgınlığı vardı hatırlar mısınız? Gençler sabah akşam ellerinde cep telefonu her yerde Pokemon yakalama peşinde koşuyorlardı. Tarihimize en hain, en kalleş, en kanlı darbe girişimi olarak geçen 15 Temmuz akşamında ise Pokemon kovalayan o gençler tankların peşinden koştu, sokağa fırladı.

Beğenin beğenmeyin sorumsuz ve tembel dediğiniz bu nesil (en azından bir kısmı) sorgulamayı da biliyor. Şikâyet etmekle, azarlamakla, hor görmekle bir yere varamaz ve onları değiştiremeyiz. “Gençlere-öğrencilere dokunmalıyız” tabirini parmak ile dokunmak olarak algılamayın. Onlarla aynı lisanı/frekansı yakalamak durumundayız. Bunu başaramadığımız durumlarda suç onlarda değil bizdedir.

Gençler belki apolitikler ama sebepsiz yere değil. Sudan sebeplerle birbirlerini küfürle itham eden büyüklerini görüyor, politik çekişmelerden birbirini boğazlayacak duruma gelen ebeveynler gibi olmak istemiyor. Kendilerince bir arayış içindeler. Evlatlarımıza doğru kılavuzluk yapamayınca onlar da kendilerine farklı kılavuzlar ediniyorlar. Günlük hengâme içerisinde çoğu ebeveyn bunun farkına bile varamıyor. Vardığında ise iş işten geçmiş oluyor. Bunca boşanma, parçalanmış ve asıl bağlarından kopuk-sorunlu ailelerden her şeyi ile dört dörtlük mücehhez nesiller beklemek de haksızlık değil mi? (Eğitim politikalarını, toplumsal yapıyı vs. söylemiyorum bile…)

Lütfen genç nesilleri, yavrularımızı suçlamaktan, aşağılayıp hor görmekten artık vazgeçelim. Bu tarzda hareket onlarla iyice zayıflamış olan aramızdaki bağların tümden kopmasına sebep olacak.

Geleceğin inşası vasıflı Müslümanlar olmaktan geçer. Kolaycılıktan vazgeçip zora talip olmak zorundayız. Bir şeyler yapmak istiyorsanız iğne ile kuyu kazmaya, nakış nakış işlemeye hazır olun ve de talip olun.

Ama salt şikâyetlerle gündemi doldurmaya çalışan, cazgırlık yaparak felaket telalığının en nadide örneklerini sergileyenler değil dertli olan, dertli olmakla kalmayıp çözüm öneren ve çözümün bir parçası olanlar fayda sağlar.

Her ne kadar bu toplum onları menfaatçi, bencillik abidesi, sorusuzluk şaheseri, duygusuz, ukala bireyler olarak yetiştirmişse de az yukarda belirttiğim sebeplerden dolayı umutluyum. Onlar bizim düştüğümüz yanlışları-hataları görüp onlardan ders çıkartacaktır.

Aşağıladığımız o nesil hem kendilerini hem de bizi kurtaracak!