Devlet Bahçeli bazen tek bir cümleyle, sayfalar dolusu siyasi analizin anlatamadığını anlatıyor.
Amedspor tartışmasında söylediği şu söz de onlardan biri:
“Sporu kimlikle eşleştirmek gaflettir.” Altına imzamı atarım. Hatta bugün Türkiye’de kardeşlik hukukunu gerçekten savunan herkesin altına imza atması gereken bir cümledir bu.
Çünkü mesele Amedspor değil. Mesele Diyarbakır değil. Mesele Kürt vatandaşlarımız hiç değil. Mesele, futbol sahasının yeniden bir kimlik mücadelesinin arenasına çevrilmek istenmesi. Bahçeli tam da burada çok önemli bir ayrım yapıyor. Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesini daha 4 Mayıs’ta kutladı. Bunu Diyarbakır ve Türk futbolu adına kıymetli bir gelişme olarak gördüğünü açıkça söyledi. Bugün de aynı yerde duruyor. Yani ortada Amedspor’a veya Diyarbakır’a karşı bir tavır yok.
Tam tersine şu söyleniyor: Amedspor, Türkiye’nin futbol kulübüdür. Diyarbakır, Türkiye’nin şehridir. Diyarbakırlı gençlerin sevinci de bu ülkenin sevincidir. Ama tam da bunun için o kulübü etnik kimliğin bayrağı haline getirmeye kalkmayın. Çünkü bunun sonunun nereye varabileceğini bu ülke yaşayarak öğrendi. Türkiye, özellikle 1990’lardan itibaren kimliklerin birbirine karşı tahkim edildiği ağır yıllardan geçti. Bir tarafta terör örgütü PKK’nın Kürt vatandaşlarımız üzerinde kurmaya çalıştığı siyasi ve ideolojik hegemonya, diğer tarafta terörün oluşturduğu büyük toplumsal travma vardı. On binlerce insanımızı kaybettik. Şehirlerimiz acı gördü, analar evlatlarını toprağa verdi. Şimdi Türkiye bütün bu kanlı hafızanın üzerine yeni bir kardeşlik zemini inşa etmeye çalışırken, futbol üzerinden yeni kimlik cepheleri açmak hangi akla hizmet eder?
İşte Bahçeli’nin itirazı burada son derece değerlidir. Üstelik uyarısını yalnızca Amedspor üzerinden yapmıyor. Tribünlerin nasıl yönlendirilebildiğini, amigoların ve tribün liderlerinin binlerce insanı birkaç dakika içerisinde nasıl başka bir psikolojiye sokabildiğini hatırlatıyor. Geçmişte Beşiktaş tribünlerinde atılan sloganlardan rahatsız olduğu için kulüp üyeliğinden ayrıldığını da özellikle anlatıyor.
Yani ilke belli:
Aynı yanlış Beşiktaş tribününde yapılınca da yanlış, Diyarbakır tribününde yapılınca da yanlış. Bence Bahçeli’nin sözlerinin en güçlü tarafı tam olarak burasıdır. Türkiye yeni dönemde şu ezberi parçalamak zorunda: Bir futbol takımını desteklemek için etnik kimlik gerekmez. Bir şehri sevmek için siyasi kimlik gerekmez. Diyarbakır’ı sevmek için Kürt olmak gerekmediği gibi, Trabzonspor’u sevmek için Trabzonlu, Galatasaray’ı sevmek için İstanbullu olmak gerekmez. Futbolun güzelliği zaten buradadır. Sizi birbirinize benzetmez.
Farklılıklarınıza rağmen aynı tribünde sevindirir.
Fakat siz Amedspor’u sürekli “Kürt kimliği” üzerinden tarif etmeye başlarsanız, karşı tarafta da başka kimliklerin futbol üzerinden örgütlenmesinin kapısını açarsınız. İşte tehlike budur. Bir süre sonra sahada 11’e 11 futbol oynanmaz. Kimlikler karşı karşıya gelir. Gol futbolcunun golü olmaktan çıkar, bir kimliğin diğerine attığı gol gibi sunulur. Deplasman bir spor yolculuğu olmaktan çıkar, siyasi gösteriye dönüşür. Tribün sloganı tribün sloganı olmaktan çıkar, toplumsal hesaplaşmanın dili haline gelir. Bahçeli’nin “karşılıklı tepkilerle bazı konular tekrar tehlikeli boyutlar kazanabilir” uyarısını bu yüzden hafife almamak gerekiyor.
Çünkü Türkiye bunun benzerlerini geçmişte gördü. Dünyada da gördük.
İskoçya’da Celtic-Rangers rekabetinin yıllarca Katolik-Protestan ve İrlanda-Britanya kimliklerinin taşıyıcısına dönüşmesi, İspanya’da Barcelona’nın Katalan kimliğiyle siyasetin sürekli kesişmesi, Balkanlar’da bazı futbol tribünlerinin milliyetçi çatışmaların taşıyıcısı haline gelmesi bize aynı şeyi söylüyor:
Futbol kimlik savaşlarının yakıtı haline getirildiğinde, mesele çok çabuk futboldan çıkar. Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey bunun tam tersidir. Amedspor İstanbul’a geldiğinde Diyarbakır’ın futbol takımı olarak gelsin. Trabzonspor Diyarbakır’a gittiğinde Karadeniz’in takımı olarak karşılanıp alkışlansın. Gençler formalarıyla sokakta yürüsün.
Bir çocuk Amedspor formasının üzerine Türk Milli Takımı atkısı taktığında kimse bunu çelişki olarak görmesin. İşte normalleşme budur. İşte kardeşlik budur. Ve bence “Terörsüz Türkiye” denilen büyük hedefin toplumsal karşılığı da tam olarak budur.
Bahçeli birkaç gün önce daha da açık konuştu: Amedspor’un başarısının millet tarafından memnuniyetle karşılandığını söyledi, fakat kulübü “kirli projelere” alet etmek isteyenlere karşı yöneticileri ve Diyarbakır halkını uyardı. Spor kisvesi altında kardeşlik ikliminin zehirlenmesine izin verilmemesi gerektiğini söyledi.
Doğru. Hem de son derece doğru. Çünkü terörün silah bırakması yetmez. Terörün yıllarca beslediği ayrıştırıcı siyasal dilin de silahsızlandırılması gerekir .. Bir taraftan dağa çıkan gençlerin önünü keseceğiz, diğer taraftan şehirlerde yeni kimlik cepheleri mi kuracağız?
Bir taraftan “Türk-Kürt kardeşliği” diyeceğiz, diğer taraftan futbol kulüplerini etnik aidiyetlerin temsilcisine mi çevireceğiz? Olmaz. Bu ülkenin artık yeni fay hatlarına değil, eski fay hatlarını kapatmaya ihtiyacı var. O nedenle Bahçeli’nin yaptığı uyarıyı Amedspor’a yönelik bir çıkış gibi okumak büyük hata olur.
Tam tersine...
Bu, Amedspor’u yalnızca Kürtlerin takımı olmaktan çıkarıp bütün Türkiye’nin futbol ailesinin doğal bir parçası olarak görme çağrısıdır. Diyarbakır’ı Türkiye’den ayıran değil, Türkiye’nin merkezine yerleştiren bir bakıştır. Ve belki de yıllarca “milliyetçilik” üzerine yapılan tartışmalardan sonra geldiğimiz en önemli noktalardan biri tam burasıdır: Gerçek milliyetçilik insanları birbirinden ayırmak değil, aynı ülkenin çatısı altında buluşturabilmektir.
Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle...
Aynı bayrağın altında.
Aynı ligde.
Aynı tribünlerde.
Birbirine küfretmeden, birbirinin kimliğini sorgulamadan, 90 dakika futbol oynayıp sonra aynı ülkenin insanları olarak evine dönebilmek...
Bunun için Bahçeli’nin uyarısını önemsiyorum.
Ve bugün açıkça söylemek gerekiyor:
Devlet Bahçeli bu konuda doğru yerde duruyor.
Amedspor oynasın. Kazansın. Avrupa’ya gitsin. Diyarbakır sevinsin. Türkiye alkışlasın. Ama hiç kimse futbol sahasının çimlerinin üzerine yeniden etnik sınırlar çizmeye kalkmasın. Çünkü o çizgiler bir kez çizilmeye başlanırsa, maçın hakemi artık onları silemez.
Bahçeli’nin alkışı hak ettiği yer tam da burasıdır.