“Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız, düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktı.”

Elbette bir bedeli olacaktı…

Zira kuyruğuna basmadığımız yılan, gözlerini pörtletmediğimiz kurbağa kalmadı.

Ne kadar terör örgütü ne kadar terör yalakası varsa tir tir titrettik…

…ve bir gün…

Kraliçe Elizabeth’in şövalyesi Abdullah Gül’e ayna tutan bir makale daha yazdım.

Zaten her gelen tehditte, Cüneyt Arkın repliğiyle “alayınız gelin uleyyyn” demiş bulunmaktaydım.

Geldiler…

Sonra bedel ödemeye başladım. En zoru köşemden ve sizden sürgün edilmekti.

Medyada, Sosyal medyada linçten söz etmiyorum bile…

Üzerime yıkılan tazminat davaları, adliye koridorları…

Vatan millet uğruna mücadele ettiklerim,

zifiri karanlıklarında sırtlanlar gibi kıkırdadılar. Birbirlerini kutladılar.

“Alayı”, akbabalar gibi tepeme üşüştüler.

Birini kovuyordum, bini konuyordu yaralarıma…

Hülasa afişe ettiğim ne kadar barkodlu besleme varsa yerleri genişledi. Karşımda, değneksiz kalmış köydeki sokak köpekleri gibi caka sata sata dolaştılar.

O da yetmedi…

Dava dosyalarıyla bir başıma bırakıldım.

Aslan yara alınca etrafını çakallar sararmış… Sardı…

Hasan Karakaya Abi, “mücadele tek kişiliktir” derdi her zaman. Anladım…

O gidince, geriye tutulmamış sözler, vefasızlık, artistik başörtü edebiyatları kaldı. Kupkuru, kılçıklı bir dindarlık…

Bildiklerini sandıkları ama hiçbir zaman başlarına geleceklerine inanmadıkları bir şey vardı ama! Allah işiten ve görendir. Allah intikam alanların en hayırlısıdır.

Tabii ki zordu… Kuluz sonuçta! “Acımadı ki, acımadı ki” demeyeceğim çünkü güvendiğim dağlara karlar yağmıştı.

Game of Thrones’daki Arya Stark gibi her gece uyumadan önce bu isimleri tek tek sayarak Allah’a havale ettim. Maisie Williams’ın performansına taş çıkartacak bir içtenlikle hem de.

Evet, siz yokken düştüm-kalktım, üzüldüm-ağladım, içerledim-kızdım, sustum-çığlık attım, kan kustum- “kızılcık şerbeti içtim” dedim, maddi kayıplar yaşadım; evime haciz konmuştu sattım, yüzlerce kitap okudum, hastalandım-yataklara düştüm, öldüm-ölemedim sonunda kefeni yırttım…

Sonra düşündüm…

Emri hak tecelli etmediyse bir nedeni olmalı…

Ve… Nihayet…Çakalların uluması aslan ayağa kalkana kadardır. Hamamönü Bremen tasmalıları ve Neo Lawrence için zırıl zırıl ağlama vakti!

İşte ayağa kalktım!

Bundan böyle bir dönem aynı gazetede birlikte yazdığımız kıymetli gazeteci Ersoy Dede’nin verdiği fırsat sayesinde, Diriliş Postası’nda yazacağım inşallah!

Şimdi sıra sizde kıymetli okurlarım…

Beni özlediniz mi?