Fizik kanunları toplumsal hayatın akışına ilham kaynağı olabilir mi? Cevabı: İdareciler ya da idare edilenler açısından bunun mutlaka hesaba katılması gerektiğini gösteren önemli atıflar vardır. Dünya çapında isim yapmış kıymetli filozoflar bazen toplumsal olayları izah ederken bu mükemmel yardımcıları görmezden gelememişlerdir. Zira durumu onlardan daha iyi izah edecek bir araç da bulamamışlardır belki.

Marshall Berman; “Katılaşan her şey buharlaşır” derken esnekliğini kaybetmiş, marjinalleşmiş bir fikrin ya da ideolojinin nasıl yavaş yavaş yok olduğunu, herhalde bundan daha mükemmel izah edemezdi. Bu benzetme ile yapılmak istenen şey, normal bir izahtan öte, duyanı titreten adeta gerçeğin vahametini yüze çarpan bir kudret barındırıyor bünyesinde…

Zira her türlü şoka alışmış ve adeta sıradanlaştırmış bu modern çağ insanının içini titretmek, kendisini götürdüğü o “kötü son”dan kurtarmak için hem sentaksı ile hem de anlamı ile çarpan bu türden kuvvetli vurgular, müellifleri tarafından bilinçli olarak tercih ediliyorlar kanaatimce. Çünkü sosyal olaylar, fizik gibi kanunlara tabi görülmediğinden olsa gerek hep, “Bir şekilde bundan da yırtarız” gözüyle değerlendirilmekten azade olamıyorlar. Bu sebeple de sosyal olayları izah ederken toleransı olmayan fizik kurallarına müracaat etmek neredeyse kaçınılmaz oluyor.

Bana göre sosyolojik konulara açıklayıcı olarak tercih edilen bu fizik kanunlarının en büyük ispatlayıcıları da yine geçmişte yaşanan sosyal hadiselerdir. Katılaşan, değişime kör ve sağır olarak direnen her anlayışın marjlara çekildiği bir hakikat değil midir? Aşırılaşan her düşünce kendisini mahkûm etmiştir; üstelik inkâr ettiği bir mahkûmiyet tarafından…

Bir diğeri de “Chandrasekhar Limiti”dir. Bu kanun; “Her şeyi hızlı, sürekli ve aşırı şekilde merkeze yani çekirdeğe yaklaştırmak mutlak bir içe çöküşe ve yok oluşa neden olmaktadır” der. Sosyal bilimciler bu kanunun da ciddi tarihsel temellerini ortaya koyarlar ve başta devlet olmak üzere bir yönetim anlayışının nasıl olması gerektiğinin fotoğrafını sunarlar. Tek zihniyet temelinde ve bütün yetkileri merkezde toplayan, farklılıkları dışlayan, uzlaşmaya kapalı ve etrafındaki her şeyi kendine doğru -hatta zorla kendine doğru- çeken idari yapıların mutlaka çökeceğini gösterir.

Çünkü çekirdek belirli bir noktadan sonra merkeze yönelen bu yükün, enerjinin tesiriyle daha fazla dayanamaz ve içine çöker. Özgüveni yüksek devletler, hastalıklı bir bünye gibi sadece içene doğru değil dışına doğru da hareket eğilimindedirler.

Akupunktur tedavisinin de temeli insan vücudunda ki içe ve dışa dönük enerjinin balansını sağlama üzerine kuruludur. Sadece içe ya da sadece dışa olan bir durum dengesizlik sebebidir çünkü. Devlet yapıları da bu dengeyi sağlamak zorunda… Aşrı açılmak bir noktadan sonra yetemeyeceğimiz bir enerji ihtiyacın, tamamen içe yönelmekte çekirdekte aşırı enerji birikmesine neden olacak ve her iki durumda da bir son kaçınılmaz hale gelecektir.

Katı ve etrafa kapalı fikirleri en iyi izah eden fizik kanunlarından biri de “adyabatik bulut” sitemidir. Bu sitemde oluşan bulutlar, dar bir alanda hareket eder ve hiçbir atmosfer ya da hava olayından etkilenmeden hızla yükselerek yağışlarını oldukları yere bırakırlar… Bazı insanlar da koca şehirlerde milyonlarca insanla yaşarlar fakat onlardan hiç nasiplenemezler. Kapalı devre bir hayat içerisinde, kalabalıklarla birlikte ama yalnızdırlar… Etraftaki ilim, neşe ya da hüzün onları hiç etkilemez/etkileyemez… Aynı atmosferde fakat farklı sistemlerde ki kafalar etkilemez ve etkilenmez olarak yaşarlar… Bu zihinleri “adyabatik” hale getiren de yine katı ve marjinal anlayışlarıdır. Etrafıyla tepkimeye giremeyecek kadar “karalı” yapıdadırlar; yine tıpkı kimyadaki soygazlar gibi; en azından ben kimya okurken öyleydi. Yeni bir gelişme yaşanmadıysa tabi…

İnsan fıtratı iki veçhelidir (düalist) oysa… Bedeni ve ruhu ile hem içe hem de dışa dönük ama dengeli bir hayat en fıtri olandır… Hem insanda hem de insanın temsil ettiği her organizasyonda da bu fıtrat hâkimdir…

Ayakta ve sağlıklı kalabilmenin koşullarına bir de bu zaviyeden bakılabilir mi?