Günlerdir ABD’nin İran ne yapacağını konuşuyoruz.
Fakat asıl öne çıkarılması gerekenleri konuşmayınca ABD’nin ekmeğine de yağ sürüyoruz.
En başından beri İran’ın “Şii Hilali”ni, bölgesel zeminde uyguladığı politikaları, Suriye’de Esad zalimine verdiği desteği, en sert eleştirenlerden biri oldum.
Fakat mesele ABD ve İran ya da ABD ve İsrail olunca o zaman tavır almamız gerekenlerin kimler olduğu da çok açıktır.
Bu noktada şu soruları da sormamız gerekiyor.
ABD hangi meşru müdafaa hakkını kullanmaktadır?
Ve hangi uluslararası hukukun tanıdığı yetkiye sahiptir?
Birleşmiş Miletler Sözleşmesinin düzenlediği be BMGK’nin yetkisinde olan hangi müdafaa koşullarına uymaktadır?
BMGK kararı olmadan NATO’nun bile harekete geçme yetkisi yokken ABD nasıl oluyor da İran’a hizaya getirmeye kalkabiliyor.
Venezuela’da bile hiçbir hakkı yokken, devlet başkanlarını kaçıran ABD’de buradan yelkenlerine doldurduğu rüzgarla şimdi de İran için hayaller kuruyor.
Tabi burada dünyanın sergilediği tavrın da ABD’yi cesaretlendirdiği muhakkak.
Zira Venezuela için dünyanın geri kalanı ne yapabildi ki değil mi?
Güçlünün karşısında adeta biat eden dünya şimdi de İran için benzer bir tutum sergiliyor.
Dünya televizyonları da sırf reytingi daha fazla olduğu için savaş tamtamcılığı yapmakla meşgul.
Başka bir kesim de elindeki altınların değeri yükseliyor diye müthiş bir yarış içinde.
Gözleri sürekli değerli madenler ve altın tabelalarına takılmış kesimin gerçekte ne olup bittiği ile pek de ilgilendiği söylenemez.
Çok garip bir çelişki değil mi bu?
Altınlarının değeri artıyor diye sevinenler, savaşların darmadağın edeceği bir dünya ekonomisinde bir liraya alacağını on liraya alarak daha büyük bir kayba uğrayacağının hesabını yapmaktan bile acizler.
Bırakın pahalıya almayı belki de tedarik zincirleri baltalanmış bir dünya pazarında parası olduğu halde alacak bir şey de bulamayacak.
Trump’ın her gün birbiriyle çelişen onlarca açıklaması arasında zihinleri savuranlar, günü kurtardıklarını sanıyorlar.
Fakat hangi hakla ve niçin İran’ı vuracağını ya da vurması gerektiğini hiç konuşmuyorlar.
Böyle bir dünyada güçlü bir zalimi ne durdurabilir ki?
Gözüne kestirdiğini alma konusunda tereddüt etmesine hangi şey sebep olabilir ki?
Karşısında korkmuş hem de çok kormuş olduğu her halinden belli bir dünya varken bir zalim neden kendi önüne set çeksin ki?
Üstelik hırsları, gücü gözlerini de kör etmişken…