Haluk Levent soruşturması yalnızca bir sanatçı veya bir yardım derneği hakkında yürütülen adli süreç değildir. Bu dosya, Türkiye’de itibarın ne kadar kolay kurulduğunu ve ne kadar hızlı yıkılabildiğini gösteren çok önemli bir örnektir.

Soruşturma kapsamında Ahbap Derneği’yle doğrudan ilişkili kişilerin yanı sıra, geçmişte Haluk Levent hakkında olumlu açıklama yapan, yardım kampanyalarını paylaşan veya kamuoyunu Ahbap’a destek olmaya çağıran tanınmış isimlerin de ifadelerine başvuruluyor. Son olarak Gülben Ergen ve Uğur Dündar gibi isimlerin çağrılması, dosyanın ulaştığı alanı daha da görünür hâle getirdi.

Burada hukuki bir ayrımı özellikle yapmak gerekiyor: İfadeye çağrılmak suçlanmak değildir. Bir kişinin bilgi sahibi veya tanık sıfatıyla dinlenmesi, onun suç ortağı olduğu anlamına gelmez. Ancak ortaya çıkan atmosfer yine de düşündürücüdür.

Çünkü artık yalnızca insanların ne yaptığı değil, geçmişte kime güvendiği, kimi övdüğü, hangi yardım çağrısını paylaştığı da sorgulanıyor.

Bugün eski sosyal medya paylaşımları açılıyor.

Kim “Haluk Levent güvenilir insandır” dedi?

Kim Ahbap’a bağış çağrısında bulundu?

Kim bir yardım kampanyasını paylaştı?

Kim onunla fotoğraf çektirdi?

Bütün bunlar soruşturmanın kapsamı içinde hukuken anlamlı olabilir. Fakat bu görüntünün toplumda yaratacağı sonuç çok daha geniştir. Bundan sonra insanlar herhangi bir yardım kuruluşuna destek verirken, bir mağdurun sesini duyururken veya bir kişi hakkında olumlu söz söylerken defalarca düşünmek zorunda kalacaktır.

Çünkü Haluk Levent dosyası, insanlara şu duyguyu veriyor:

Yalnızca yaptıklarınızdan değil, güvendiklerinizden de sorumlu tutulabilirsiniz.

TÜRKİYE’NİN EN GÜVENİLİR İNSANIYDI

Haluk Levent dosyasının en çarpıcı tarafı, kamuoyundaki dönüşümün hızıdır.

Daha kısa süre önce Türkiye’nin en güvenilir ünlülerinden biri olarak gösteriliyordu. Deprem olduğunda, bir çocuk tedavi beklediğinde, bir aile evsiz kaldığında sosyal medyada aynı çağrı yapılıyordu:

“Haluk Levent’e ulaşalım.”

İnsanlar çoğu zaman bir derneğin bilançosuna, denetim raporlarına veya kurumsal yapısına değil, Haluk Levent’in kişisel itibarına güvenerek bağış yaptı.

Bir kuruma değil, bir insana para gönderildi.

Bir mali tabloya değil, bir yüze inanıldı.

Bugün ise aynı kişi, henüz yargılama tamamlanmadan ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmadan, Türkiye’nin en büyük dolandırıcılarından biriymiş gibi anılmaya başlandı.

Dün “iyilik meleği” denilen kişi bugün “örgüt lideri” olarak etiketleniyor.

Dün fotoğraf çektirmek için yarışanlar bugün o fotoğrafları siliyor.

Dün destek verenler bugün “Ben de kandırıldım” açıklaması yapmak zorunda kalıyor.

Bu dönüşüm, yalnızca Haluk Levent’in hikâyesi değildir. Bu, Türkiye’nin insanları önce kahramanlaştırıp sonra aynı hızla şeytanlaştırma alışkanlığının hikâyesidir.

BERAAT KÜÇÜK HABER,
KELEPÇE MANŞETTİR

Ortada bir suç varsa elbette sonuna kadar araştırılmalıdır.

Yardım paralarını amacı dışında kullanan, insanların acısını istismar eden, kamuoyunun güvenini şahsi menfaatine dönüştüren kim olursa olsun hesabını vermelidir. Şöhret, geçmişte yapılan yardımlar veya toplumsal sempati, hiç kimse için hukuki dokunulmazlık oluşturmaz.

Ancak soruşturma yürütmek başka, insanları yargı kararı olmadan suçlu ilan etmek başkadır.

Çünkü ceza yargılamasında beraat mümkündür.

Takipsizlik mümkündür.

İddiaların bir kısmının kanıtlanamaması mümkündür.

Fakat yıkılan itibarın geri gelmesi çoğu zaman mümkün değildir.

Tutuklama görüntüsü milyonlarca kez izlenir. Beraat kararı birkaç satırlık haber olur. Suçlama günlerce konuşulur; savunma birkaç dakika yayınlanır. Kelepçeli fotoğraf insanların hafızasına kazınır, yıllar sonra verilen mahkeme kararı ise çoğu zaman kimsenin dikkatini çekmez.

Masumiyet karinesi bu nedenle hukuk kitaplarında duran süslü bir kavram değildir. Bir insanın hayatını, ailesini, mesleğini ve itibarını koruyan temel bir medeniyet ilkesidir.

GÜVENMEK SUÇ DEĞİLDİR

Bir insana güvenmek suç değildir.

Bir yardım kampanyasını paylaşmak suç değildir.

Bir derneğe bağış yapılmasını istemek tek başına suç değildir.

Bir sanatçıyı övmek veya onunla fotoğraf çektirmek suç ortaklığı anlamına gelmez.

Hukukun araştırması gereken şey, kişinin ne söylediğinden önce ne bildiğidir.

İddia edilen usulsüzlüklerden haberdar mıydı?

Bilerek yanlış yönlendirme yaptı mı?

Kendisine bir menfaat sağlandı mı?

Yoksa milyonlarca insan gibi kamuoyundaki genel güven duygusuyla mı hareket etti?

Bu ayrım yapılmadığında toplum korkuya teslim olur. Gazeteciler konuşmaktan, sanatçılar dayanışma çağrısı yapmaktan, vatandaşlar yardım kampanyalarını paylaşmaktan çekinir.

Herkes, “Ya yarın bu kişi hakkında soruşturma açılırsa?” diye düşünmeye başlar.

Bu korku yalnızca ifade özgürlüğünü değil, toplumsal dayanışmayı da öldürür.

ASIL MESELE KURUMSAL DENETİMDİR

Haluk Levent dosyasından çıkarılması gereken sonuç, “Bundan sonra hiç kimseye güvenmeyelim” olmamalıdır.

Asıl ders şudur:

Kişilere duyulan güven, kurumsal denetimin yerine geçmemelidir.

Bir yardım kuruluşunun başında ülkenin en sevilen insanı da olsa hesapları düzenli biçimde denetlenmelidir. Bağışların nereye harcandığı açıkça yayımlanmalı, taşınmaz alımları, para hareketleri ve şirket ilişkileri şeffaf olmalıdır.

Yardım sistemi bir insanın karizmasına veya şöhretine değil, kurallara dayanmalıdır.

Çünkü insanlar yanılabilir. Yöneticiler hata yapabilir. Kötü niyetli kişiler sistemin içine girebilir. Ancak güçlü bir denetim varsa yanlışlıklar büyümeden ortaya çıkar.

Türkiye’nin sorunu fazla güvenmek değil, güveni denetimle desteklememektir.

BUGÜN HALUK LEVENT, YARIN KİM?

Haluk Levent çok önemli bir örnektir.

Türkiye’nin en güvenilir insanı olarak gösterilen bir kişinin itibarı birkaç gün içinde bütünüyle tersine dönebildi. Onu övenler ifadeye çağrıldı, destekleyenler açıklama yapmak zorunda kaldı, eski fotoğraflar ve sosyal medya mesajları yeniden dolaşıma sokuldu.

Bugün Haluk Levent’in başına gelen yarın bir gazetecinin, sanatçının, siyasetçinin, iş insanının veya sıradan bir vatandaşın başına gelebilir.

Her şey pamuk ipliğine bağlıdır.

Şöhret pamuk ipliğine bağlıdır.

İtibar pamuk ipliğine bağlıdır.

Dostluklar, geçmişte söylenen sözler ve kurulan ilişkiler bile pamuk ipliğine bağlıdır.

Bu nedenle iki ilkeyi aynı anda savunmak zorundayız:

Ortada suç varsa bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalıdır.

Ama kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan hiç kimse kalabalıkların önüne atılmamalıdır.

Çünkü adalet yalnızca suçluyu cezalandırmak değildir.

Adalet, masumu kalabalığın öfkesinden koruyabilmektir.