Bugün sizlerle uzun süredir üzerinde çalıştığım bir araştırma dosyasını paylaşmak istiyorum. Günlerdir yaptığım araştırmalar sırasında karşıma çıkan bazı bilgiler karşısında adeta kanım dondu.

Whatsapp Image 2026 07 27 At 14.24.51

Öncelikle yıllardır Türkiye’nin vicdanını yaralayan Gülistan Doku dosyasında yaşanan son gelişmelere değinmek istiyorum.

Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel Yeniden Adliyede

5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada önemli gelişmeler yaşanıyor.

Whatsapp Image 2026 07 27 At 14.24.51 (1)

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel, koruma polisi Şükrü Eroğlu ve emekli polis memuru Gökhan Ertok, dijital materyallerde elde edildiği belirtilen yeni deliller doğrultusunda sağlık kontrolünün ardından yeniden Erzurum Adliyesi’ne sevk edildi.

Başsavcılığın açıklamasına göre, Tuncay Sonel’e ait dijital materyaller üzerinde yapılan teknik incelemelerde kamu gücünün kötüye kullanıldığı iddiasına ilişkin fotoğraf, yazışma ve çeşitli dijital verilere ulaşıldığı belirtildi. Bu materyallerin suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, yağma, kasten yaralama ve bilişim sistemlerindeki verileri değiştirme gibi çeşitli suçlar bakımından değerlendirildiği ifade edildi.

Yeni deliller doğrultusunda Ankara’da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda iki şüpheli daha gözaltına alındı.

Bir Annenin Feryadı

Whatsapp Image 2026 07 27 At 14.24.52

Gülistan Doku’nun annesinin yıllardır yaptığı çağrı ise toplumun vicdanında derin bir yara açıyor.

“Hiç olmazsa kızımın bir mezarı olsun. Kemiklerini bana versinler, nereye gömdüklerini söylesinler.”

Bir annenin bu feryadını duyup da etkilenmemek mümkün değil.

Aradan geçen yıllara rağmen dosyada her yeni gelişme kamuoyunun adalet beklentisini daha da artırıyor. Eğer ortaya çıkan deliller suç teşkil ediyorsa, sorumluların hukuk önünde hesap vermesi toplum vicdanının rahatlaması açısından büyük önem taşıyor.

Araştırmamda Karşıma Çıkan İddialar

Bu dosya üzerinde çalışırken eski Vali Tuncay Sonel’in geçmiş yaşamına ilişkin çeşitli iddialara da ulaştım. Bu bölümde aktaracaklarım, görüştüğüm kişilerin anlatımlarına dayanmaktadır ve resmi makamlar tarafından doğrulanmış bilgiler değildir.

İddiaya göre Tuncay Sonel, Adana’nın eski adı Madama, bugünkü adıyla Mutlu Köyü’nde dünyaya geldi. Babasının fabrikada işçi olarak çalıştığı, emekli olduktan sonra aldığı kıdem tazminatıyla mütevazı bir arsa satın alıp üzerine küçük bir ev yaptığı öne sürülüyor.

Yine anlatımlara göre Sonel, üniversiteyi Ankara’da kazandığında babası, köylüsü ve arkadaşı olduğu belirtilen dönemin başkomiseri E.A.’dan oğluna kalacak yer bulmasını ister. Başkomiser E.A.’nın ise “Tuncay benim de oğlum sayılır, benim evimde kalabilir.” diyerek kapısını açtığı iddia ediliyor.
İddialara göre Tuncay Sonel, üniversite eğitimi boyunca bu aileyle birlikte yaşadı. Bu süreçte evin kızıyla evlilik vaadinde bulunarak cinsel ilişki yaşadığı, durumun daha sonra aileler tarafından öğrenildiği öne sürülüyor. İddiaya göre bunun üzerine iki ailenin büyükleri bir araya gelerek gençlerin evlenmesi konusunda mutabakata vardı ve çevrelerine nişanlandıkları ilan edildi.

Ancak iddialara göre üniversite eğitimini tamamlayıp ilk görev yerine atandıktan sonra ne genç kadınla ne de ailesiyle bir daha iletişim kurdu. Bir süre aileler arasında irtibat sürse de zamanla tamamen koptu. Aradan geçen süreçte ise şu an birlikte olduğu eşiyle evlendiği belirtiliyor.

Bu olayın ardından kızın babası olduğu belirtilen E.A.’nın yaşadığı büyük üzüntü nedeniyle kansere yakalandığı ve hayatını kaybettiği de yine anlatılan iddialar arasında yer alıyor. Bu iddialar bağımsız kaynaklarca doğrulanmış değildir.

Mal Varlığına İlişkin İddialar

Araştırmam sırasında ulaştığım bir diğer iddia ise Sonel ailesinin mal varlığına ilişkin oldu.

Bazı tanıklar, Tuncay Sonel’in babasının ekonomik durumunun oldukça mütevazı olduğunu, hatta aileye ait önemli bir miras bulunmadığını öne sürüyor.

Buna karşılık Sonel’in eşinin ifadelerinde Adana’daki bazı taşınmazların “ata ve dededen kalan malların satılmasıyla” alındığının belirtildiği iddia ediliyor.

Araştırmam sırasında görüştüğüm bazı kişiler ise bu anlatımla çelişen bilgiler verdi. İddiaya göre aile, köyde ahırdan dönüştürülmüş mütevazı bir evde yaşamını sürdürüyordu ve önemli bir aile mirası bulunmuyordu.

Yine bazı kaynaklar, Adana’da bulunduğu öne sürülen bir düğün salonunun resmi olarak erkek kardeşi adına kayıtlı olduğunu iddia ediyor. Ancak bu iddiaların resmi kayıtlarla doğrulanması gerekmektedir.

Son Söz

Bu dosyada yer verdiğim iddiaların tamamı, görüştüğüm kişilerin anlatımları ve bana ulaştırılan bilgilerden oluşmaktadır. Bu iddiaların doğruluğu yargı makamlarının yapacağı soruşturma ve ortaya koyacağı delillerle netleşecektir.

Ancak tartışmasız olan tek gerçek vardır:

Beş yılı aşkın süredir kayıp olan Gülistan Doku’nun akıbeti hâlâ bilinmiyor.

Bir annenin yıllardır süren feryadı hâlâ dinmedi.

Toplumun ortak beklentisi ise çok açık:

Gerçek neyse ortaya çıkarılsın, sorumlular hukuk önünde hesap versin ve Gülistan Doku dosyası artık adaletle sonuçlansın.

Kamuoyu ve şahsım adına, Gülistan Doku soruşturmasının yeniden ele alınarak derinleştirilmesinde gösterdiği kararlı ve titiz çalışmaları dolayısıyla Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Ebru Cansu’ya teşekkür ediyorum.