Babam MSP’liydi. Ben de 12 yaşında “Akıncı” oldum. Sonra Refah Partili. Genel olarak İslamcı. Bu ülkenin hür ve kuvvetli bir İslam ülkesi olarak, İslam dünyasının imdadına koşan bir rahmet ülkesi olarak, İttihad-ı İslam bayraktarı bir ülke olarak yeniden inşasını mesele edindim. Batıcılıkla, ırkçılık ve şovenizmle, Kemalist oligarşiyle, militarizmle, emperyalist ve Siyonistlerle, taş üstüne taş koymayan parazit sermayeyle hesaplaşacağımız günü gözledim durdum on yıllar boyunca.

Tek Parti döneminin zulmüne zulüm diyen ve o zulmün kalıntılarını temizlemeye ahdeden, İslam’a vurulan zincirleri kıran, Kürt’ün ve herkesin haklarını teslim eden, darbeci cuntaların tepesine binen, İslam topraklarındaki sun’î sınırlara itiraz ederek emperyalistlerin “Böl, parçala, yönet” konforunu bozan, Mescid-i Aksa’yı ve İslam dünyasının bütün mazlum coğrafyalarını baş tacı eden, İsrail savaş uçaklarını semalarımızdan defeden, emperyalist manipülasyonlara dayanıklı bir kalkınmayı gerçekleştiren, yerli tank imal eden vs, vs, vs, bir hükümet görür müyüm bu memlekette diye merak eder gibi yapar, ama aslında görebileceğime ihtimal vermeden savunurdum o davayı.

Gördüm ama; elhamdülillah.

Yeni Türkiye’nin kurucu lideri Erdoğan’a, Başbakan Davutoğlu ve arkadaşlarına nankörlük edemem. Nasipse 1 Kasım Pazar günü seçim sandığına gidip AK Parti’ye candan “EVET” diyeceğim. Eleştirilerim mi? AK Parti’nin ifade ettiği nimetlerden daha büyük değil onlar.

AK Parti’ye vefa bir yana; o büyük nimetler için Rahman ve Kerim Allah’a şükür gerek, o büyük nimetlerin devamı için Rabb’e niyaz gerek.

Daha iyisi gelene kadar AK Parti’ye “EVET” demeyi bu gereğin ifası olarak görüyorum.