Bir milletin de, bir camianın da çürümesi; işin ehline değil, ağzı kalabalık olana teslim edilmesiyle başlar.

Bilen de konuşuyor, bilmeyen de; lakin sözün kıymeti, söyleyenin liyakatiyle ölçülür.

Liderlik, hele ki teknik direktörlük gibi bir camianın kaderini omuzlayan vazifeler, gelişigüzel kalemlerin hafifmeşrep yorumlarına havale edilemeyecek kadar ağır bir sorumluluktur.

Aykut Kocaman ismi, bu camianın yaşayan en büyük değerlerinden biri iken; her fırsatta ona laf yetiştirmeye yeltenen, onu aşağılamaya çalışan, tahkir eden kimi gazetecilerin ve yorumcuların kalemlerinde nasıl çirkinleştiğini insan acıyla seyrediyor.

3 Temmuz’da rüşdünü ispat etmiş, karakteriyle dimdik durmuş bir isme dil uzatmak, bu camianın hafızasına yapılmış bir kabalıktır.

Çocukluk yıllarımızda renkleri yüreğimize işleyen o efsane futbolcunun fotoğraflarını gazete küpürlerinden kesip boş defterlerimize yapıştırırdık.

Altı yedi yaşındaki bir çocuğun küçücük elleriyle o sayfalara özenle iliştirdiği fotoğraflar; sadece bir kahramana duyulan sevgi değil, aksine bir karakter timsalinin gönülde yer edişiydi.

O defterler büyüdü, biz büyüdük; lakin Aykut Kocaman’ın efendiliği, oyun anlayışındaki incelik ve duruşundaki vakar hiç eskimedi.

Aziz Yıldırım da tıpkı onun gibi liderlik vasfını, görev yaptığı yıllar boyunca her hücresinde taşıdı; o da 3 Temmuz’un en büyük mağdurlarındandır.

Artık 3 Temmuz mağdurlarına vefa borcunun ödenme vakti gelmiştir; çünkü bir camia, kendisi için bedel ödeyenleri unuttuğu gün, kendi tarihini de unutmuş sayılır.

Bir camianın on iki yıllık şampiyonluk hasretini ancak liderlik fıtratı olan isimlerin dindirebileceğine inanıyorum.

Çünkü kupalar sadece sahada değil, aksine önce gönüllerde, sonra masada, en sonunda yeşil zeminde kazanılır.

Aziz Yıldırım’ın yönetimdeki dirayeti ile Aykut Kocaman’ın saha kenarındaki vakarı yan yana geldiğinde; bu camia, geçmişin o parlak ve parıltılı yıllarına yeniden kavuşma imkanı bulacaktır.

İşi ehline vermek bir nezaket değil, aksine bir zarurettir; ehliyetin olmadığı yerde liyakat ölür, liyakatin öldüğü yerde ise başarı yegane bir hayal olarak kalır.

Aykut Kocaman’a ve Aziz Yıldırım’a reva görülen muamele, sadece iki ismin meselesi değil, aksine bir camianın kendi geçmişine karşı tutumunun da turnusol kağıdıdır.

Ümit ediyorum ki bu denklem bu defa kurulur; yönetimde Aziz Yıldırım’ın iradesi, teknik kadroda Aykut Kocaman’ın duruşu buluşur.

O gün geldiğinde, çocukluğumuzun o parıltılı yılları yeniden döner; gazete küpürlerini biriktiren küçük ellerin ve bugün üzülen tüm çocukarın buruşan yüreklerine bir teselli olur.

Bir camia, kendi efsanelerine sahip çıktığı ölçüde büyüktür; onları hor gördüğü gün ise sıradanlığa mahkum olur.