Cânım kâri, yazmak bazı vakitler çok zor bir iş. Hani susmak ister insan hem de öyle çok susmak ister, kimseyle konuşmamak, kimsenin yüzüne bakmamak, kimseyi görmemek ve sadece yalnız başına bir köşede kalmak ister ya, işte yazmak bunu yapamamak demek biraz da. Açık konuşayım; ondan fazla kitap yazdım, binlerce sayfa oldu bunlar, aylar ve hatta yıllar sürdü bazılarını yazmak ama gazetede köşe yazısı yazmak kadar zor olmadı hiçbiri. Zira kitapları yazarken az evvel söylediğim gibi saklanmak, susmak, sır olmak istediğim zamanlarda yazmamayı tercih edebiliyordum ama gazetede bir köşede yazdığınız zamanlarda açıkçası bu olamıyor. Bir yerde mecbur kalıyorsunuz ve hatta gündemde olan ve içinizi acıtan, yazmayı geçin konuşmayı ve hatta düşünmeyi bile istemediğiniz konuları yazmak zorunda kalıyorsunuz. Bunu görev biliyorsunuz kendinize ve susarsanız ihanet edeceğinize inanıyorsunuz. Hâsılı zor iş…
…
Herkes kendi vaktinden, kendi zamanından ve kendi zamanında yaşayanlardan şikâyet ediyor kâri. Hani bir bilgenin “insan, insanın kurdudur” dediği vakitten bilmem ki kaç asır geçti. Lakin sözde hakikat vardır. Demem o ki insan halen dahi kurdudur insanın. Doğru lakin bunca şikâyete ve bunca olana karşı ibret almadığımız da doğudur. Ve doğruyu söyleyenlerin hiçbir vakit verilmemiştir hakkı. Doğruyu söyleyenler, hakkı konuşanlar dışarıda bırakılmıştır, mecbur edilmiş ve hatta bir anlamda tecrit edilmiştir. Yani hakkı söyleyenin payına her vakitte yalnızlık düşüyor.
Ve o yalnızların gösterdikleri yere bakmıyoruz biz hiç ve görmüyoruz. Görmek için evvela gözkapaklarını kaldırmak gerekir kâri. Biz böylesi bir zahmete bile girmiyoruz. Gözlerimizin önünde kara eller kapalı bizim. Önce gözlerimizi kapatıp sonra “bak” diyorlar. Yani köre “gör” diyorlar. Karanlığı aydınlık zannediyoruz ya biz. Meriç’in dediği gibi “Her aydınlığı yangın sanıp da söndürmeye koşan zavallı insanlarım… Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi…” Oluyoruz, vallahi oluyoruz. Karanlıktan çıkınca ışıktan gözleri kamaşan adamlar gibi tekrar karanlığımıza dönmek istiyoruz. Zira alıştırdılar gözlerimizi, beynimizi ve zihnimizi. Esas korktuğum gönlümüzün de o karanlığa alışmış olması… O kör kuyuda kalıp da kuyunun unutulmuş olması korktuğum.
…
Bu kadar kötü ve bu kadar kötülük bu yalan ve bu çirkin dünyaya bile fazla değil mi be kâri?
Ben utanıyorum, çok utanıyorum dünyanın bu vaktinde yaşıyor olmaktan ya da bütün bunca olanın içinde halen dahi gülüyor olmaktan çok utanıyorum. Aslında her defasında bu ve benzeri cümleler yazmaktan da yazdığımı tekrar etmekten de tekrar ettiğimi yeniden hissetmekten de unutmasam da hatırlamaktan da ve en sonunda yine değişen bir şey olmamasından da çok çok çok fazla utanıyorum.