Türkiye’nin yumuşak bir karnı var.

Türkiye terörle mücadele ediyor, hem de kırk senedir. Binlerce insanımız katledildi. Bununla birlikte terörle mücadeleye harcadığımız enerji ve paranın haddi hesabı yok!

Sorun bu kadarla da sınırlı değil.

PKK’nın bir partisi var.

Ve bu partiyle masaya oturan diğer siyasi partiler…

Seçimde oy toplama kaygısı, muhalif siyasilerin iradesini tutsak etti.

Peki ya milli duygular, ilke ve tutarlılık… Nerede? Hasır altına itildi.

Seçimde kazanırlarsa milli duygularını buzdolabından çıkarıp tekrar mönüye ekleyecekler. Hayalleri bu ama hayır öyle olmayacak. Seçim öncesi alış-verişte bulunmanın getirdiği bir fatura var. Bu fatura öyle basit bir şey de değil. Öyle ki, buzdağının görünen kısmında HDP’ye bakanlık verme düşüncesi var. Anlaşılan perde arkasındaki ittifak ileri seviyede bir ortaklığa dönüşmüş.

ŞEHİRDEKİ TERÖRİSTİ GÖRMEZDEN Mİ GELELİM?

Altılı Masa’da özellikle de CHP, parti kurumsal kimliğinde büyük dönüşüm yaşadı. Altı ok, altılı masaya kurban gitmedi, öncesi var. CHP’nin HDP sempatisinin öncesi var. İşte bu yöndeki iddialar, Pazartesi gecesi yaşanan terör olayında adeta sobelendi.

Nasıl mı, anlatacağım ama önce olayı temellendirmek bakımından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2015’te hayata geçirdiği yeni savunma konseptine vurgu yapmam gerekiyor.

On yıllarca Türkiye, dağda taşta terörist kovalamayla vaktini geçirdi. Dağ taş bombalandı ama dağdaki terörist sayısında önemli bir düşüş yaşanmadı. Ta ki yeni döneme girene kadar. 2015 itibariyle elinde silah bulunan sınır içi ve dışındaki terörist kitleyle mücadelenin en sıkı dönemi, çeşitli imkan ve kabiliyetlerle hayata geçirildi. Bu, işin askeri ve stratejik kısmı.

Bir de mücadelenin şehir kısmı var ki son dönem hariç hep atlanan ve konuşmaya çekinilen bir husustu.

PKK ile mücadele geçmişimize bakıldığında terörist sadece dağdaki idi.

Oysa bunun öğretmeni, gazetecisi, imamı, doktoru, hemşiresi vardı.

PKK üyesi veya sempatizanı olarak öğrencilere PKK’nın propagandasını yapan gerek lise öğretmeni gerekse üniversitede öğretim üyesi olan şahısları yok mu sayacaktık. Vurulmuş yaralı bir şekilde hastaneye getirilen askerimizi bir şırıngayla kasıtlı bir şekilde şehit eden PKK’lı hemşire veya özellikle müdahale etmeyip kan kaybından şehit olmasını bekleyen PKK’lı hekimi sümen altı mı yapacaktık?

Ve gazeteciler… En kullanışlı kesim. Osmanlı zamanında ajanlar daha çok antropolog kimlikleriyle coğrafyalarda bilgi toplar ve ajanlık faaliyeti sürdürürlerdi. Günümüzde bu “ihtiyacı” ne yazık ki gazetecilik mesleği karşılıyor. Gazeteci ama PKK hayranı, gazeteci ama FETÖ uşağı. Sözde gazeteci ama hayranlığın da ötesinde PKK’nın bizatihi militanı. İşini yaparken PKK’nın propagandasını yapmanın yanında organik bağlar kurmuş ve verilen ihanet dolu görevleri de yerine getiriyor. Şimdi buna devlet “ya boş ver” mi deseydi.

Yeni savunma konseptinde hiçbiri görmezden gelinmedi, cesur ve kararlı davranıldı.

PKK’nın, FETÖ’nün ve bilumum terör örgütlerinin tüm uzantılarına neşter atıldı. Hukuk kapsamında suç cezalandırıldı.

Ama bu atılım kolay bir şey değildi.

ABD’nin ve AB’nin ayağına basmaktı bu!

On yıllarca yatırım yaptıkları kölelerini korumak isteyeceklerdi tabii ki.

Devletin suçlu bulup terörle iltisaklı oluşundan dolayı kodese koyduğu gazeteciler için veryansın ettiler. Kimler? Öncelikle ABD’nin kolonyal medyası, sözde insan hakları savunucu düşünce kuruluşları, AB ve ilgili kurumları Türkiye’yi hep suçladı. Türkiye gazetecileri susturuyormuş ve ülkede baskı düzeni varmış. Diyemiyorlar ki, oyunumuzu bozuyorsunuz…

Bu silsileye bir de CHP eklendi. CHP, hapisteki terörle iltisaklı gazeteciler için rapor bile yayınladı. Sözde gazetecilerin salıverilmesini istedi ve hükümeti despot olmakla suçladı.

Skandal olan işte bu!

Pazartesi gecesi Mersin’de Polis Evi’ne saldırarak, bir polisimizi şehit eden bir polisimizi de yaralayan terörist kadın, CHP’nin “Tutuklu Gazeteciler” raporundaki listeye aldığı sözde gazetecilerden biriydi. 8 yıl hükümlü olarak hapse atılan terörist, sözde muhabir Dilşah Ercan, hapisten çıktıktan sonra Mersin’de yaşamaya devam etti. Herkes onu gazeteci olarak biliyordu ama teröristti. Geçen gece de polisimizi şehit etti.

Gazeteci nasıl da eline silah alıp polise saldırdı?

CHP’ye “bu kişiyi neden savunsunuz” diye sorulduğunda “11 yıl önce böyle olacağını bilemezdik” diyorlar. 11 yıl önce devlet bağlantıları ortaya koyup suçlu bulmuş ve hapse atmış. Siz de devletin yanında duracağınıza hükümeti hukuk ihlali yapmakla suçlamışsınız. Şimdi de çıkıp bilinçli ve kasıtlı üretilen politikayı, eğip bükme çabasına giriyorsunuz.

Yazık hem de çok yazık.

Son söz, milletimiz için gelsin.

Yumuşak karnımız olabilir ama milletimizin feraseti; bu şuur yoksunu kesime inisiyatif alanı vermeyecek ve geleceğini köklerimiz üzerine kurgulayacaktır.