Sadece döviz kuru üzerinden kocaman bir meseleye bakıp çıkarımda bulunmamız mümkün değil. Kolay da değil…

Meselenin künhüne vâkıf olmanın öneminden söz ediyoruz yazılarımızda…

Milletin kendi kelime ve kavramlarıyla konuşmaya başlamasının emperyal güçleri nasıl ürküttüğünden söz etmiş, “Millet kendi kelime ve kavramlarıyla konuşmaya başladı. Kendine ait olmayan ve anlam dünyasında karşılığı bulunmayan kelime ve kavramları reddetmeye başladı” diye bitirmiştik.

Bölünüp parçalanmış ve yok edilmiş aynı duygu dünyasının insanlarının kendine gelmeye başlaması onlar üzerinde baskı kuran, daha doğrusu sömürü yapan ‘sahipleri’nce elbette kabul edilemezdi.

Kültürel kopuş ve yabancılaşmanın sonucu olarak bize şöyle bir miras kaldı:

“Batı tartışmasız büyüktür. Fennini alacağız ama ahlakı da bizim için rol modeldir. Kendimizi onlar gibi formatlayacağız. Mesela evlerin bir köşesinde mutlaka bir bar olacak. Onların ürettiklerini tüketeceğiz. Çünkü biz, yani batının yakınındakiler, ne doğuluyuz ne de batılı olabildik.”

Bunalımlı nesiller böyle ortaya çıktı. Yıllarca bu ülkeyi böyle bir zihin formatlamasıyla robota dönüştürülmüş, yani ne doğulu kalabilmiş ne de batılı olabilmiş kadrolar yönetti.

İşte bunun sonucu…

Kendi değerlerinden habersiz, özgüvenini kaybetmiş kayıp bir nesil ortaya çıktı.

Çok eskiye gitmeyelim…

Bu ülkenin bir TEKEL’i vardı. Nasıl yok edildiğini hatırlayalım.

Bu coğrafyada en kaliteli (!) tütünü biz üretiyorduk. Bu tütünlerle yapılan sigaralar bölge ülkelere de ihraç ediliyordu. Fakat 80’li yıllarda rüzgâr tersine döndü. “Tütün üretmeyeceksiniz” dendi. Kabul etmek zorunda bırakıldık. Önce tütün bahçeleri kurutuldu. Sonra ‘yerli’ sigaralar yok edildi. Ardından da sigara piyasası –ismini vermeyelim- birkaç Amerikan şirketine peşkeş çekildi.

Türkiye’nin şu anda tek sigara markası yok.

Olsun mu olmasın mı bu ayrı bir tartışma konusu…

Amerika’dan gemiler dolusu getirilen sigaralar ‘sağlığa zararlı’ ibaresiyle satılmaya başlandı. Yasaklara, caydırma politikalarına, vergi yüküne rağmen Türkiye en çok sigara tüketilen ülkeler sıralamasının ilk sıralarında.

Amerikalı sigara üreticileri 80 milyonluk ülkeden milyarlarca doları ceplerine indiriyor. Aradaki ‘yerli’ komisyoncular yattıkları yerden milyonlarca dolar kazanıyor.

Ülkemiz ‘yerli’ ve ‘milli’ üretim konusunda hiç olmadığı kadar ciddi faaliyetler içinde…

Tütün piyasası çökmüş…

Şeker piyasası çökmüş…

Fındık, çay ve daha birçok alanda dışa bağımlı hale gelmişiz.

Bu politikaları neden hiç kimse tartışmıyor da…

Herkes döviz kuru üzerinden ülkenin son 15 yılını geri dönüşüm kutusuna atmak için yarışıyor.

TEKEL örneği biraz şık durmadı, farkındayız.

Burada asıl olan zihinsel işgalin nasıl bir esarete dönüştüğünü kavrayıp doğru sonuçlar çıkarmamız.

Çünkü zihinsel esaret, diğer bütün esaretlerden daha kötüdür.

O yüzden, yaşadığımız süreç sadece döviz kuruyla ülkeyi dibe çekme operasyonu değil.

Bilinci, zihni, kimliği, benliği, özgüveni de tahrip etme hamlesidir.

Şimdi medeniyet inşa etmiş koskoca bir milletin evlatlarına düşen tek bir görev var; sahip olduğu zenginliği hatırlamak ve karşı karşıya bulunduğu tehdidi tanımak.

Eğer zihinlerimizi işgalden kurtarabilirsek…

Sağlam bir geleceği hep birlikte inşa ederiz. Ve bugünler büyük, güçlü ve tam bağımsız Türkiye’nin doğum sancıları olarak kayıtlarda yerini alır.