Mayıs ayı Karadeniz için ayrı bir önem taşır çünkü bu ay çay sezonunun başladığı, hayallerin kurulduğu ve umutların çayla birlikte yeşerdiği bir aydır.

*

Bölgede çay sezonu başladığında aslında sadece bir hasat dönemi değil milyonlarca insanı ilgilendiren ekonomik bir süreç devreye girer.

*

Çay burada sadece bir üründen ziyade bir ailenin yıllardır değişmeyen düzeni, aynı yokuşta büyüyen insanların aynı emeği paylaşmasıdır. Bu yüzdendir ki çay sezonu dediğimiz aslında sadece üretim değil bir kültürün her yıl kendini hatırlatmasıdır.

*

Velhasıl Karadeniz’de çaya atılan her makas darbesi yalnızca çayı değil bölgenin kaderini de şekillendirmektedir.

*

Tabii çayı ülkemiz için yalnızca tarımsal bir ürün olarak değil başlı başına bir kültür olarak görmek gerekiyor. Tarihten sanata her alanda çayla karşılaşabiliyoruz. Bu kültüre de sahip çıkmak oldukça önemli zira bu konuda eksik yanlarımız da yok değil.

*

Çay üretiminde ve ithalatında ciddi denetim ve yaptırımların olması elzemdir. Örneğin Güneydoğu’da kaçak çay olarak adlandırılan ithal ürünlerin pazarda büyüme sağlaması ülkemizin kültürü ve emekleri doğrultusunda son derece yanlıştır. Bugün bu bölgelerde ‘Türk çayı’ olarak çayımızın değersizleştirilmesi kültürel bir erozyondur.

*

Çay ithalatına yönelik denetim ve yaptırımlar bir an önce artırılmalı ve gerekirse ithalat belirli kurumlar tarafından sağlanmalıdır. Kültürümüz söz konusu olduğunda serbest piyasa vs gibi ticari terimler pek geçerli olmamalıdır.

*

Tabii bu noktada Rizeli biri olarak ülkemizin olmazsa olmaz kurumlarından Çaykur’a da değinmem gerekiyor. Çaykur’un tüm ürünlerinde ülkemizin değerlerini görmek mümkün ve Çaykur kültürümüzü koruma ve yayma konusunda gerçekten sonsuz saygıyı hak ediyor.

*

Çaykur son dönemde oldukça inovatif adımlar atıyor ve bu vizyona öncülük eden Genel Müdür Yusuf Ziya Alim son derece başarılı bir şekilde görevini ifa ediyor. Yusuf Bey’in döneminde her konuda Çaykur’un çağ atladığını ve bu ivmenin artarak devam edeceğini söylemek yanlış olmaz.

*

Aynı şekilde pazarlama ekibi de Çaykur’u küresel ölçekte konumlandırmak için ciddi bir çaba içinde. Bugün Dubai’den Brüksel’e kadar birçok noktada Çaykur ürünlerine rastlamak mümkün. Çayeli, İkizdere, Of gibi bölgelerde yetişen çayların dünyanın farklı lokasyonlarında tüketiliyor olması sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir başarı.

*

Yine uzun Ar-Ge süreci sonrasında birçok üründe en yüksek kaliteyi yakalamak ve bunları vatandaşlara sunmak Çaykur’un önceliklerinden biri. FMCG sektöründeki ‘premium’ algısını Çaykur tüm ürünlerinde oldukça normalleştirmiş ve bugün çok değerli olan beyaz çaydan çeşit çeşit hasat/bölge çaylarına kadar 100’den fazla Çaykur ürünü mevcut. Ayrıca yakın zamanda ‘Çaykur Su’ markasıyla da ciddi bir pazar payına sahip olmaları muhtemel.

*

Şahsen ben zaten yöremin kültürüne, ürünlerine, markalarına her daim iltimas gösteriyorum fakat gerek politik gerek ise sağlık açısından ne olduğu tam belli olmayan, şeffaflığı sağlayamamış, pr ve algıyla büyüyen markalardan ziyade ülkemizin başlıca kurumlarından olan Çaykur’u desteklemeye her halükarda devam etmeliyiz.

*

Çünkü tekrar vurgulamak isterim ki çay tarımsal bir ürün değil kültürümüzün değişmez bir parçasıdır.

*

Ve ülkemizin değerlerini önemseyen vatandaşlar olarak bizler, kaçak çayları piyasaya sürüp zenginleşen kişilerin değil, zorlu koşullarda canhıraş çalışan çay emekçilerinin yanında kültürümüzün savunucusu olmaya devam edeceğiz.