“Dağdan inip düz ovada siyaset yapsınlar” söylemi, terörle mücadelede 90’lı yılların en sık tekrar edilen argümanlarındanbiriydi. Demokratik siyasetin alanı genişledikçe terörün irtifa kaybedeceği varsayıldı. “Siyaset konuşsun, silahlar sussun” denildi. İngiltere, İspanya gibi ülkeler örnek gösterilerek, terörle iltisaklı siyasal partiler üzerinden terörün tasfiye edilebileceği anlatıldı.
Peki sonuç ne oldu?
***
DEM –öncülleriyle birlikte– siyasette büyüdükçe PKK karşısında küçüldü. Adaylarını Kandil’in belirlediği bir acziyetin içine düştü. Kendisine oy veren vatandaşların değil, her fırsatta PKK’nın sözcülüğünü yaptı. Ankara’da devletin tüm imkânları önüne serilse de gözü ve gönlü hep dağda kaldı.
Belediye başkanının çaycısı tarafından sorgulanmasından, teröristi makam aracında saklayan milletvekiline kadar dibine kadar bu pisliğe bulaştı. “Gelin Türkiye partisi olun, millete yaslanın” denildikçe, “Biz sırtımızı PKK/PYD’ye yaslıyoruz” dedi. Türk Milleti’nin gözünün içene bakarak bebek katili bir caninin heykelini dikmeyi vaat etti.
Sıkışınca Kürt vatandaşları istismar ederek sokağa döktü, hendekler kazdı, milleti devletle karşı karşıya getirdi. İl başkanlıklarını PKK’ya katılım ofisi gibi kullandı. Cumhuriyet tarihinde Kürt haklarıyla ilgili en büyük kazanımları sağlayan Erdoğan’ı “Seni başkan yaptırmayacağız” diyerek tehdit etti. Diyarbakır annelerini görmezden geldi; Kandil’deki terör baronlarının kucağında poz veren 15 yaşındaki Kürt kızlarını yok saydı.
“Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” diyerek çizgisinden zerre sapmadan yoluna devam etti.
***
Türkiye ve Türk Milleti neredeyse, DEM Parti tam karşısında konumlandı.
Libya’da, Karabağ’da, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Suriye’de, Ermeni Meselesi’nde; hemen her başlıkta Türkiye’nin tezlerine ve çıkarlarına aykırı söylem ve eylemde bulundu.Türkiye düşmanlarının pusulası oldu. Terörle mücadelede Türkiye’yi zayıflattı.
Terör saldırılarını kınayan Meclis metinlerine imza atmayarak tarafını açık etti. Millet şehitlerine ağlarken, o teröristlerin sırtını sıvazlamaya devam etti. Hangi birini sayayım? Utanılacak ne varsa yaptı; üstelik zerre utanmadan!
***
Hadi dün dünde kaldı diyelim ve bugüne gelelim…
Türkiye bir yandan “Terörsüz Türkiye” sürecini yürütürken, diğer yandan gözü Suriye’de. Baştan beri Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin kırmızı çizgisi. Tam da bu noktada tesadüfe bak yine karşımıza DEM çıkıyor.
6-8 Ekim olaylarından ders çıkarmamış bir şekilde grup toplantısını Nusaybin’de yaparak halkı provoke etmek, “SDG bal gibi bizi temsil ediyor” diyerek açıktan terörle eşitlenmek, Türk Bayrağı’nın indirilmesini azmettirmek, çapına bakmadan “Türkiye’yi uyarıyoruz” şeklinde küstah açıklamalarda bulunmak DEM’in son icraatleri.
Lafı eğip bükmeden, ucundan köşesinden tutmadan dimdik söylüyorum:
Türkiye’nin bir DEM sorunu vardır. Ya da durun en sonda başka bir şey söylüyorum.
PKK sorunu aşılır, Kürt sorunu aşılır; ancak bu DEM sorunu kolay kolay aşılmaz. Barış sürecini dikkatle takip eden herkes, bu partinin PKK’nın, hatta Öcalan’ın bile gerisine düştüğünü açıkça görebilir.
DEM, PKK’yı ve Öcalan’ı ikna etsin diye beklerken, bugün Öcalan’ın DEM’i ikna etmeye çalıştığına tanık oluyoruz. Öcalan tutanakları kamuoyuyla paylaşılır; DEM’den anında açıklama gelir: “Öcalan aslında öyle demek istemedi.” PKK silah yakar; Kandil’den önce DEM konuşur: “PKK gerekeni yaptı, sıra Türkiye’de.”
Kimsiniz siz?
Cidden soruyorum; tehdit olarak değil, tespit için soruyorum.
Yani cinsiniz, cibilliyetiniz nedir?
Mesela kim adına Türkiye’yi uyarıyorsunuz?
Devlet Bahçeli’nin bu kadar Öcalan dediği bir süreçte, bir kez olsun “şehit”, “gazi”, “Türk Milleti” demekten sizi alıkoyan aidiyet duygunuz nedir?
Olay yerine dönen fail tedirginliğiyle, Türk Bayrağı’nın indirilmesini sözde kınarken bile sizi üçüncü ülke vatandaşı gibi konuşturan hissiyat nedir?
Yaptığınız her şey devletin kayıtlarında, milletin hafızasında. Ancak bana ayrılan sayfa bu kadar.
***
Artık bakış açısını değiştirmenin vakti gelmiştir. Alın bu sözlerimi siyaset duvarına asın.
DEM’in Türkiye’ye sevgi sorunu vardır.
DEM’in Türkiye’ye saygı sorunu vardır.
DEM’in Türkiye’ye sadakat sorunu vardır.
DEM’in Türk Bayrağı sorunu vardır.
DEM’in Türk Milleti sorunu vardır.
Ve DEM’in artık ikrar etmekten çekinmediği akılalmaz, iflah olmaz, tövbe tutmaz bir “Türkiye Sorunu” vardır.