Değerli okurlarım
Türk siyasetinde bazı kırılmalar vardır; yalnızca hukuki sonuç doğurmaz, bir partinin hafızasını, liderlik iddiasını ve geleceğini de yeniden şekillendirir. CHP hakkında verilen “mutlak butlan” kararı tam olarak böyle bir kırılma anıdır.
Çünkü mesele artık yalnızca bir kurultayın iptali değildir. Mesele; CHP’nin hangi iradeyle yönetileceği, hangi siyasal kimlikle yoluna devam edeceği ve muhalefetin geleceğinin nasıl şekilleneceği meselesidir.

Mahkemenin verdiği kararla birlikte CHP’de teknik olarak eski yönetimin yolu açılmış olabilir. Ancak siyasette her hukuki zafer, toplumsal meşruiyet anlamına gelmez. İşte CHP’nin bugün içine girdiği kriz tam da burada başlıyor. Yasallık ile meşruluk arasındaki anlam farkı CHP’nin yeni sınavı olarak karşımıza çıkıyor.
***
Bugün yok hükmünde sayılan 38. Olağan Kongrede Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığına seçilmesi yalnızca bir isim değişikliği olarak görülmemişti. Bu süreç, yıllardır süren liderlik yorgunluğuna karşı parti tabanında oluşan “değişim” talebinin sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Ardından gelen yerel seçim başarısı Özel yönetimine ciddi bir psikolojik üstünlük kazandırmıştı. Şüphesiz bu sürecin mimarı ilk günden itibaren Özel’i vesayet altında tutan Imamoğlu olmuştu.

Buraya kadar hikaye aşağı yukarı buydu. Ancak mutlak butlan kararı bütün hikayeyi değiştirdi. Kılıçdaroğlu’nun hançerlendim sözü, Akşener’in hırsızlar çıkışı, Erdoğan’ın şaibeli kurultay iması, deliller ışığında karar veren ve irade sakatlığına işaret eden mahkeme kararı ile anlam buldu. CHP 3 Kasım 2023’e döndü. Özel’in genel başkanlık sıfatı günlüklerden dahi silindi. Kılçdaroğlu büyük kin ve ihtirasla geri döndü. Özetle CHP “Vaziyet alın çarşı karışacak” noktasına geldi. Peki şimdi ne olacak? Nasıl bir senaryo hayata geçirilecek?
***
Mutlak butlan kararı sonrası Özgür Özel’in önünde üç yol bulunuyor:
Birinci yol hukuki kararı kabullenip geri çekilmek. Tabi ki bu çok zayıf bir ihtimal. İmamoğlu vesayetinden kurtulup Kılıçdaroğlu’nun ikinci adamı olmak yolu Özel ve ekibine göre doğru yol değil.
İkinci yol, siyasi meşruiyetin delegelerden ve tabandan geldiğini söyleyerek mücadeleyi sürdürmek. İlk işaretler bu ihtimalin ağır bastığını gösteriyor. Çünkü CHP tabanının önemli bir kısmı bugün yaşananları sıradan bir hukuk süreci değil, doğrudan siyasi bir müdahale olarak okuyor. Bu nedenle Özel’in en güçlü hamlesi yeniden kurultay çağrısı yapmak ve parti örgütünü “irade mücadelesi” etrafında konsolide etmek olmalıdır.
Üçüncü yol ise ikinci yoldan sonuç elde edilmezse baba ocağından ayrılıp, CHP’nin marka değerinden feragat edip yeni bir parti ile yola çıkmak, tabanı taşımak, muhalefet gücünü tahkim etmek olabilir. Ancak bu yol riskli yoldur. Zira Türkiye’de ayrılıp da kazanan üç isim vardır; Menderes, Ecevit ve Erdoğan. Türk siyasal tarihi siyasal hizipçiliğin kırık mezar taşlarıyla doludur. Yani bu seçenek etraflıca düşünülüp karar verilmesi gereken bir seçenektir.
***
Gelelim Kılıçdaroğlu’na…
Kemal Bey açısından bakıldığında ortaya çok daha karmaşık bir tablo çıkıyor.
Çünkü teknik olarak geri dönmek mümkün ama siyasette kabul görmek bambaşka bir şey.
Kılıçdaroğlu bugün parti içinde hâlâ ciddi bir örgütsel ağırlığa sahip. CHP’nin delegasyon sistemi, yılların kurduğu ilişkiler ağı ve geleneksel parti refleksleri onun tamamen etkisizleşmesini zaten hiçbir zaman mümkün kılmadı.
Fakat sorun şu:
CHP tabanının önemli bir kısmı artık geçmişe dönmek istemiyor.
Bu yüzden Kılıçdaroğlu’nun önünde tarihi bir tercih bulunuyor:
Ya geçiş sürecini yöneten ve partiyi yeniden kurultaya götüren “denge lideri” olacak,
Ya da yeniden kalıcı hâkimiyet kurmaya çalışan bir figüre dönüşecek.
Kemal bey ikinci yola çoktan çıktı bile. Bu yolun CHP içinde çok daha sert kırılmalar üretme riski bulunuyor. Çünkü artık mesele yalnızca Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel/İmamoğlu arasındaki mücadele değil.
Bugün yaşanan kriz özünde bir hukuk krizi değil.Asıl mesele CHP’nin hangi siyasal çizgiyle yoluna devam edeceği.
Bugün CHP iki farklı siyasal ruh hali arasında sıkışmış durumda. Bir tarafta “değişim” söylemiyle gelen ve yerel seçim başarısını kendi liderliğinin tescili olarak gören Özgür Özel çizgisi var. Diğer tarafta ise partinin geleneksel kurumsal reflekslerini, devlet deneyimini ve örgüt hafızasını temsil ettiğini düşünen Kemal Kılıçdaroğlu ekolü.
Mutlak butlan kararı bu fay hatlarını görünür hale getirdi.
Artık parti içinde bastırılan bütün gerilimler yüzeye çıkıyor.
Bu yüzden mesele yalnızca “kurultay geçerli miydi?” sorusu değildir. Asıl soru şu:
CHP’nin gerçek sahibi kim?
***
Değerli okurlarım
CHP’de yaşanan kriz yalnızca parti içi bir mesele olarak görülemez.
Türkiye’de ana muhalefetin yaşayacağı her sarsıntı doğrudan siyasi dengeyi etkiler. Muhalefetin enerjisini iç mücadelelere harcadığı bir ortam doğal olarak iktidarın hareket alanını genişletir.
Bu nedenle önümüzdeki süreç yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’de muhalefetin geleceğinin de yeniden şekillendiği bir dönem olacaktır.
Ve artık şunu net biçimde söylemek gerekiyor:
Bu krizden sonra ne Kemal Kılıçdaroğlu eski siyasi pozisyonunda kalabilir ne de Özgür Özel baş altı muamelesini kabul eder. Ve dahası…
Kılıçdaroğlu kaldığı yerden devam eder etmesine de kaldığı yer ile bugünkü yer arasında çok farklar var;
CHPnin yerel seçim başarısı
CHPli belediye başkanlarının hukuki süreçleri
Terörsüz Türkiye
Muhalefetten kopmuş DEM
İran Savaşı
Suriye Devrimi
Enflasyon
İmamoğlu vesayeti
AK Parti’ye geçen belediyeler
Vs vs
Çok şey değişti anlayacağınız
Ancak bir şeyler değişmemiş belli ki
Kılıçdaroğlu’nun koltuk sevdası
Modası geçmeyen ben Kemal geliyorum sözü
Ha bir de masayı yumruklaması var tabi.
O da bugün yarın olur. İhraç edilenler, disipline verilenler, kızağa çekilenler. Hepsini göreceğiz zira Kemal bey ihaneti unutmamış görünüyor. Bu saatten sonra CHPnin iki yakası bir araya gelir mi çok zor
***
Son söz üzerine
CHP artık eski CHP değil .
Bugün CHP tarihi bir yol ayrımında;
Ya iç hesaplaşmalar içinde enerjisini tüketen klasik bir muhalefet partisi olarak kalacak ve her geçen gün iktidar karşısında gerileyecek

Ya da bu büyük krizden yeni bir liderlik modeli ve yeni bir siyasal hikâye çıkaracak

Ümit ederim ikincisi olur
Çünkü güçlü muhalefet güçlü demokrasi güçlü demokrasi güçlü Türkiye demektir
Kalın sağlıcakla