Algılarınızla oynanmasına izin vermeyin dediğim onlarca sosyal medya paylaşımım vardır. Bu köşeden de çok defa bu meyanda cümleler sarf etmişimdir. Hâlâ etkisi devam eden iki büyük deprem atlattık. Ben deprem bölgesinin tamamını dolaşma fırsatı buldum. Merkezin deprem üssü Pazarcık’tan tutun “buraya asla yardım gelmedi” diye iddia edip durdukları Samandağ’a kadar.
Nereden icap ettiğini bilemediğim bir şekilde bir anket şirketi geçen hafta yapmış olduğunu iddia ettiği bir anket yayınladı. Muhtemelen anket yapılmış gibi duruyor; çünkü dernek yapısında olmayan “Babala” adlı yapı da dernek olarak değerlendirilmiş ve insanlara sorular sorulmuş.
Gelelim anket sonuçlarına; insanların en güvendiği yardım kuruluşu AHBAP olmuş. AHBAP’a güveniyorum diyenlerin oranı yüzde 7,8 olarak ifade ediliyor.
İkinci sırada ise Babala-Oğuzhan Uğur yer almış. ‘Babala’ya güveniyorum’ diyenlerin oranı ise yüzde 6,3’te.
Deprem sonrasında çadır satma iddiası ortaya atılan ve bu nedenle büyük tepki çekmesi ile gündeme gelen Kızılay ise sıralamada sonda yer almış. Kızılay’a güveniyorum diyenlerin oranı ise 5,9.
Bu algıya göre Kızılay en kötü kurum. Hâlbuki burada soru tekniğinde bir kasti yanlışın söz konusu olduğu kendini ortaya koyuyor. Kaç kurum ile ilgili sorulmuş, sadece üç kurum. Biri zaten yardım kuruluşu değil. Geriye ikisi kalıyor. Biri yılların zor gün dostu Kızılay diğeri eski bir mankenin “Ahbapta yolsuzluk var, milletin paralarını vermiyor” dediği ve kendince ispatlar sunduğu AHBAP Derneği.
Gelelim meselenin esasına; Kızılay, AFAD kurulduktan sonra daha çok gündelik faaliyetlere ve kan faaliyetlerine yönelmiş bir kurum. Kendi iktisadi işletmeleri var. Tedarikçi iktisadi işletmelerden elde edilen gelirlerle yardım faaliyetlerini organize ediyor. İktisadi işletmelerden elde edilen gelirleri de fakir fukaraya ve çeşitli organizasyonlarla ihtiyaç sahiplerine dağıtıyor.
Türkiye’de herkesin her şeyi yapmaya çalışma huyu var. Tıpkı vasıfsız işsizler gibiyiz. “Ne iş olsa yaparım” mottosu hayatımızın her alanında var. Yardım derneklerimiz de öyle; arama kurtarmadan tutun, yemek dağıtımına kadar her şeyi tek çatı altında organize etmeye çalışıyoruz. Oysaki arama kurtarma yapacak dernekler ve kurumların ayrı olması, yardım yapacak kurumların ayrı olması, doğal afet sonrası işleri yapacak kurumların ayrı olması esastır. Ama biz toptancılığı seviyoruz, bunu yaparken de her söylenene inanma huyumuz var. Oysaki bize söylenen her söze itibar edersek; yıllardır belli bir seviyeye gelmiş neredeyse profesyonelleşmiş kurumlarımızı bir kenara atarız.
“Babala” denen yapının stüdyo üzerinden 30-35 kişi ile yaptığı algıyı, alanda alın teri ile çalışan yüz binlerce insandan daha fazla görmeye başlarız. Toplam dernek yöneticisi 30 kişi olan birkaç yüz de gönüllüsü olan AHBAP’ı yere göğe sığdıramayız. Ne de olsa sosyal medya algısıyla bize öyle inandırıldı, der sıcak yataklarımızda uyumaya devam ederiz. Gerçi Haluk Levent zaten kendisi katıldığı programda da bunu ifade etti. Biz 30 küsur kişiyiz bir de alanda bir miktar gönüllümüz var dedi. Ama algıcılar bunu dahi anlamamızı engellediler.
Kimse hatasız ve kusursuz değil, bir hata, kusur veya kasıt varsa illaki sorumlusu cezasını görür. Lakin kurumlarımızı tu kaka yaparak yıpratmak ülkeye zarar verir. İlk dakikalardaki şaşkınlık yerini çözüm odaklı çalışmaya bırakmıştı, ben bölgeye gittiğim ilk dakikalarda. Herkes alanda canla başla çalışıyordu. Neden yardım kuruluşları ilk dakika burada değildiyi de sorgulayalım ama bir de bu felaketlerde kusuru olan belediye başkanını, mimarı, mühendisi, inşaat müteahhidini ve hatta işçisini de sorgulayalım.
Zor bir imtihan oluyor ülkemiz için lakin biz el ele ne imtihanlar vermiş bir ülkeyiz. Yardım çalışmalarına katılan her bir kuruma minnettarız. Adı veya düşüncesi bizim için teferruattır. İnsanlık için atılmış her adım kutsaldır. Tekrar ölenlere rahmet kalanlara Allahtan selamet diliyorum. Vesselam…