Haftalardır ne konuşuyorduk?

Kabine değişimi.

Her cuma sosyal medyada “bakan toto.”

Listeler yazılıyor.

“Şu kesin gidiyor.”

“Bu kesin geliyor.”

Fenomenler kulisçi kesilmiş.

Sonuç?

Hiç konuşulmayan iki isim.

Hiçbir listenin başında olmayan tercihler.

Ve bir kez daha hatırladık:

Devlet yönetimi Twitter etkisiyle yapılmıyor.

Cumhurbaşkanımız bu değişimle şunu net biçimde hissettirdi:

Kabinede kim olacaksa, zamanı geldiğinde karar verilir.

Ve o karar sosyal medya rüzgârına göre verilmez.

Bu açıkçası içimi rahatlattı.

Çünkü son yıllarda bir algı var:

Sanki birkaç fenomen, birkaç “insider hesap” devleti yönlendiriyor.

Öyle değil.

Cumhur’un iradesi, birkaç trend başlığın üzerine yazılacak kadar hafif değil.

Akın Gürlek

Gelelim Akın Gürlek’e.

Son yıllarda attığı adımlarla kamuoyunda oluşan hava şu oldu:

“Adalet mekanizması çalışıyor.”

Özellikle arkasına ciddi bir siyasi rüzgâr alan isimler söz konusu olduğunda geri adım atmaması önemliydi. Ekrem İmamoğlu gibi siyaseten güçlü bir figür hakkında süreç yürütürken en ufak bir tereddüt göstermemesi, “hukuk kime karşı olursa olsun işler” mesajı verdi.

Ama mesele sadece bu değil.

Uyuşturucu ve kara para operasyonlarındaki kararlılığı, suç ekonomisine karşı tavrı… Çok önemliydi.

Şimdi beklenti şu:

Bu mücadele kişisel bir performans olarak kalmasın.

Kurumsallaşsın.

Kalıcı hâle gelsin.

Yeni Türkiye daha temiz olacaksa, bu adalet ayağından başlar.

Mustafa Çiftçi Sürprizi

İçişleri tarafında aylarca kulis döndü.

Valiler konuşuldu.

Eski isimler yazıldı.

“Kesin geliyor” denilenler oldu.

Mustafa Çiftçi’nin adı mı?

Yok.

Tam da bu yüzden doğru tercih hissi uyandırıyor.

Özgeçmişine bakıyorsunuz:

Hafız.

Sakin.

Görev yaptığı yerlerde problem çözmüş.

Sevilmiş.

Yani “yüksek sesli” değil ama “sağlam.”

Hayırlı olsun.

Gidenler

Yılmaz Tunç…

Çalıştı, mücadele etti. Siyaset uzun bir yol. Farklı görevlerde görürsek şaşırmam.

Ali Yerlikaya ise göreve ciddi bir krediyle başladı. Fakat seküler mahalleye “mesaj verme” hassasiyeti zaman zaman rahatsızlık oluşturdu. Mültecilere karşı tutumu bizim için üzücüydü.

En önemlisi ise sosyal medyada muhalif hesapların etkisine girerek genç Müslüman bir kardeşimizi ters kelepçeyle göz altına aldıkları görüntü hafızalardan silinmeyecek.

Tabi Ali bey bir mahallenin bakanı değildi tüm Türkiye’nin tüm siyasi ve etnik grupların da bakanıydı. Dolayısıyla hepimize eşit mesafede olmasına kimse laf söyleyemez ama buradaki problem bu eşitliği koruyamamasına.

Burada ince nüans şu;

Devlet kapsayıcı olur.

Ama gönül hoş etme yarışına girmez.

Yine de bitmiş bir görev için fazla söz söylemek şık değil.