Türkiye, yaklaşık yarım asırlık PKK sorununda kritik bir eşiğe geldi. Abdullah Öcalan’ın silah bırakma ve örgütün feshedilmesi çağrısının ardından başlayan yeni dönemde artık temel soru, PKK’nın gerçekten ve geri dönülmez biçimde nasıl tasfiye edileceği.

Dünyada IRA, ETA, FARC, GAM ve MILF gibi uzun yıllar devletlerle çatışmış örgütlerin silahlı faaliyetlerini sona erdirmesine ilişkin önemli örnekler var. Ancak ilk tespiti yapmak gerekiyor:

PKK’nın birebir karşılığı olan bir örgüt, Türkiye’deki sürecin de birebir kopyası yok.

Üstelik PKK, bu örneklerin önemli bölümünden farklı olarak yalnızca Türkiye sınırlarında faaliyet gösteren bir yapı değil. Irak ve Suriye’deki varlığı ve bağlantılı yapılanmaları nedeniyle mesele yalnızca silah bırakılması değil, örgütsel kapasitenin bütünüyle ortadan kaldırılmasıdır.

IRA: EN ÇOK BENZETİLEN MODEL

PKK denildiğinde ilk akla gelen örnek Kuzey İrlanda’daki IRA’dır.

1998 Hayırlı Cuma Anlaşması ile IRA’nın silahsızlanması ve siyasi mücadelenin öne çıkması sağlandı. Silahların kullanım dışına çıkarılması bağımsız uluslararası bir komisyon tarafından doğrulandı.

PKK süreciyle temel benzerliği silahlı mücadelenin yerine siyasetin geçirilmesi fikridir.

Ancak önemli bir fark bulunuyor. Kuzey İrlanda süreci İngiltere ve İrlanda’nın taraf olduğu, anayasal statüden yönetime kadar çok geniş düzenlemeler içeren uluslararası nitelikli bir anlaşmaydı.

Türkiye’nin mevcut süreci ise açıklanmış haliyle üniter devlet yapısını değiştiren böyle bir anlaşmaya dayanmıyor.

Dolayısıyla “Türkiye IRA modelini uyguluyor” demek doğru değil.

FARC: SİLAHI BIRAK, SİYASETE GİR

Kolombiya’daki FARC, yarım asrı aşan çatışmanın ardından 2016’da devletle anlaşmaya vardı.

Örgüt silahlarını bıraktı, mensuplarının önemli bölümü sivil hayata geçti ve siyasi mücadele demokratik sistem içerisine taşındı.

PKK açısından FARC'ın verdiği en önemli ders ise silahsızlanmanın doğrulanmasıdır.

Bir örgütün kongre kararıyla kendisini feshetmesi başka, yeniden silahlı tehdit oluşturamayacak biçimde tasfiye edilmesi başka şeydir.

Türkiye açısından da kritik soru budur:

Kaç silah vardı, kaçı bırakıldı, hangi birlikler dağıtıldı ve bunu kim doğrulayacak?

ETA: DEVLET BASKISIYLA GELEN SON

İspanya’daki ETA ise farklı bir örnek.

ETA’nın sona ermesi büyük bir siyasi anlaşmadan ziyade İspanya ve Fransa’nın güvenlik operasyonları, lider kadroların yakalanması, örgütün hareket kabiliyetinin daraltılması ve Bask toplumunda şiddetin giderek meşruiyetini kaybetmesi sonucunda gerçekleşti.

ETA 2011’de silahlı faaliyetlerini durdurdu, 2017’de silahsızlandı ve 2018’de kendisini tamamen feshetti.

Bu açıdan ETA örneği, Türkiye’nin son yıllarda PKK’ya karşı uyguladığı yoğun güvenlik baskısı ve sınır ötesi operasyon stratejisine IRA modelinden bile daha fazla benziyor.

GAM: EN HASSAS FARK

Endonezya’daki Özgür Aceh Hareketi, yani GAM, bağımsızlık amacıyla silahlı mücadele yürütüyordu.

2005 Helsinki Anlaşması’yla örgüt silah bıraktı; buna karşılık Aceh’e geniş yerel yönetim yetkileri ve yerel siyasi örgütlenme imkânı tanındı.

Türkiye açısından kritik ayrışma tam burada.

Aceh modelinde silahsızlanma ile bölgesel yetkilerin artırılması aynı anlaşmanın parçalarıydı.

Bu nedenle Türkiye’de zaman zaman gündeme gelen yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, özerklik veya Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırılması tartışmalarının neden hassas olduğu GAM örneğinde görülebilir.

Türkiye’de açıklanan mevcut süreç ise böyle bir idari özerklik pazarlığı üzerine kurulmuş değil.

MILF: SİLAH BIRAKMAK BİR GÜNLÜK İŞ DEĞİL

Filipinler’deki MILF örneği ise başka bir ders veriyor.

2014 Bangsamoro Anlaşması sonrasında örgütün silahsızlandırılması tek seferde değil, yıllara yayılan aşamalar halinde gerçekleştirildi. Binlerce örgüt mensubu silahsızlandırılarak sosyal ve ekonomik entegrasyon programlarına alındı.

Buradan çıkan ders önemli:

Silah bırakma kararı ile örgütün fiilen tasfiye edilmesi aynı şey değildir.

Aralarında yıllar bulunabilir.

PEKİ PKK HANGİSİNE BENZİYOR?

Aslında hepsine biraz, hiçbirine tamamen.

PKK süreci;

IRA’dan silahlı mücadeleden siyasete geçişi,

FARC’tan silahsızlanmanın doğrulanması ve eski örgüt mensuplarının hukuki statüsü meselesini,

ETA’dan devletin güvenlik baskısının örgütü silahlı mücadeleden vazgeçmeye zorlamasını,

MILF’ten aşamalı tasfiye ihtiyacını,

GAM’dan ise yerel yönetim ve üniter devlet tartışmalarının yaratabileceği hassasiyetleri hatırlatıyor.

Fakat Türkiye’nin önünde bu örneklerde aynı ölçüde bulunmayan önemli bir problem var:

PKK’nın sınır ötesi yapılanması.

Irak ve Suriye’deki silahlı unsurların ve farklı isimler altında faaliyet gösteren bağlantılı yapıların geleceği çözülmeden yalnızca Türkiye içerisindeki silahlı varlığın sona ermesi tam bir tasfiye anlamına gelmeyecektir.

Üstelik Türkiye daha önce çözüm girişimlerini yaşamış ve çatışmanın yeniden başladığını görmüş bir ülke.

Bu nedenle başarı ölçüsü yalnızca “PKK silah bıraktı” açıklaması olamaz.

Üç sorunun cevabı gerekir:

Silah gerçekten bırakıldı mı?

Örgütsel komuta yapısı gerçekten dağıtıldı mı?

Aynı silahlı yapı başka bir isim altında yaşamaya devam ediyor mu?

Dünya örnekleri bize hazır bir reçete vermiyor.

Türkiye'nin IRA'yı, FARC'ı veya başka bir modeli kopyalaması da gerekmiyor.

Türkiye kendi tasfiye modelini oluşturmak zorunda.

Bu modelin temelinde silahsızlanmanın devlet tarafından doğrulanması, örgütsel yapının dağıtılması ve örgüt üyeliğiyle ağır suç işlemiş kişiler arasında hukuk içerisinde açık ayrım yapılması bulunmalı.

Çünkü dünya tecrübesinin gösterdiği temel gerçek şu:

Barış silahların susmasıyla başlar; ancak o silahların yeniden konuşamayacağı bir düzen kurulduğunda kalıcı hale gelir.