Bundan yaklaşık iki ay kadar önce kitaplarımı imzalamak üzere, TÜYAP Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’na katılmıştım. Yayınevinin standında kitaplarımı imzalarken orta yaşlarda bir hanımefendi ile bir genç kızın imzamın bitmesini beklediklerini fark ettim. Her ikisi de gülümseyerek gayet samimi bir şekilde bana selam verdiler. Ayaküstü ufak bir hal hatırdan sonra hanımefendi, sırt çantasından bir kitap çıkarıp bana uzattı. Kırık bir Türkçe, naif bir üslup ile “Bu kitabı ben yazdım. Okumanızı çok isterim’’ dedi. İlk defa böyle bir şeyle karşılaştığım için şaşırmıştım. Üstelik kitabın kapağında da “Bir Hıristiyan nasıl Müslüman yapılamaz?’’ yazıyordu. Yazarın adı Leonica Elena Mantu yani bu kitabı bizzat bana takdim eden kişi. Şaşkınlıktan ne diyeceğimi tam bilemez iken birden aklıma önümde duran “Hafıza’’ isimli kitabımı ona hediye etmek geldi. Kendisine takdim ettim. İlk fırsatta hemen okuyacağını ifade ederek ve defalarca da teşekkür ederek kızı ile birlikte standımızdan ayrıldılar.

İlk defa böyle karmaşık bir durumla karşı karşıya kalmıştım. Kafamda deli taylar koşturuyordu. Hem ’Bir yazar bir başka yazarın yanına gidip kitabının tanıtımını neden yapar ki?’ Dağ dağa kavuşsa burnundan kıl aldırmayan, egosu tavan yapmış bizim yazar tayfası zinhar böyle bir şey yapmazdı. Neyse, yaklaşık iki ay gibi bir süre sonra fırsat buldum sempatik ve güler yüzlü yazarımızın kitabını bir solukta okudum. “Müslüman olan ve gerçek hayat hikâyesini kaleme alan Leonica Elena Mantu’nun kitabı beni çok ama çok derinden etkiledi.’’ Kitabın kapağındaki Yusuf İslam’a ait cümle esasen kitabın özetini oluşturuyordu “Ben İslam’dan önce Müslümanları tanısaydım asla Müslüman olamazdım.’’

Evet, kıymetli dostlar kitap; Romen asıllı yetim ve öksüz olan on dokuz yaşındaki yoksul bir Hristiyan genç kızın, hayata tutunmak için Türkiye’ye gelmesini, sonrasında da Konyalı bir erkekle yapmış olduğu evliliği ve Müslüman olmasını anlatıyor. “Araştırarak öğrendiği ve kitaplarda yazan İslamiyet ile günümüz Müslümanlarının ne kadar çeliştiğini’’ konu edinen yazar Canan Zeytinci (Leonica Elena Mantu) Hanım’ın ‘’tebliğ’’ amacı ile bu kitabı yazıyor olması beni ziyadesi ile mutlu etmiştir. Hayatına Müslüman olarak devam eden ve ‘’yurt dışına gittiğimde ezan sesini çok özlüyorum’’ diyen Canan Zeytinci Hanım’ın ibretlik hikâyesini okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Eserde, iki elimizin arasına kafamızı alıp “Müslüman kimliğimizi” sorgulayacağımız o kadar çok ibretlik şeyler var ki! Allah aşkına düştüğümüz duruma bir bakar mısınız? Hakiki bir Müslüman nasıl olurmuş artık Gayrimüslimlerden öğreniyoruz! Neyse hem ne diyordu Yusuf İslam; “Kusursuz olan İslam’dır, Müslümanlar değil!” İnsanlar Allah’ın yeryüzündeki halifeleridir. Hidayetin kime, nerede, ne zaman, nasıl kısmet olacağını bizler bilemeyiz. Rabbim herkesi İslam ile şereflendirsin. İslam yolunda son nefesimizi vermeyi bizlere de nasip etsin inşallah. Hey hat! Ben fuarda Canan hanım’ın sırtında kitap taşıdığını sanıyormuşum meğerse o, sırtında bizlerin kendimizle yüzleşmesi için ayna taşıyormuş! Kitabı okuyunca bir kez daha anladım ki; Müslüman elbisesi giyerek “Elhamdülillah Müslüman’ım’’ lafzının arkasına sığınan biz Müslümanlar, inandığımız dine ve İslami değerlere çok uzak bir hayat yaşıyoruz. Müslümanlığın hakkını vermiyor, zinhar Seyyidü’l-Mürselîn Efendimizin (sav) yolundan gitmiyoruz.

İslam’dan uzaklaştıkça da değerlerimizi günbegün kaybediyoruz. Aramızda büyüğe saygı, küçüğe sevgi kalmadı. Kimse kimseye güvenmiyor artık. Çünkü hiçbirimiz, birbirimizden emin değiliz. Komşuluk ilişkilerimiz tamamen bitti. Yalanların, küfürlerin bini bir para! Ailemize ayıracağımız zamanı, televizyon, bilgisayar ya da akıllı telefonlarla harcıyoruz. Sokaklar, gözünü haramdan sakınmayan orta yerde flört eden gençlerle dolu. “Müslümanlar kardeştir” diyoruz lakin habire birbirimizi boğazlıyor, birbirimizin kuyusunu kazıyoruz. Beş vakit namaz kılıyor, güya abdestsiz yere basmıyoruz ama yetim ve öksüzlerin hakkına tecavüzden de geri durmuyoruz. Helale harama dikkat etmiyor, faiz batağında boğuluyoruz. İftira, dedikodu, gıybet, menfaat, içki, kumar, zina, ikiyüzlülük defolu olduğumuz kötü hasletlerimiz. Kırmadan dökmeden konuşmak her ne kadar sünnet olsa da, maalesef bizler hem çok kaba, hem küfürbazız. Hapishanelerde artık yer kalmadı. Sokak ortasında kızlarımıza tecavüz ediliyor, kadınlar bıçaklanıp öldürülüyor ama bizler hiç umursamıyoruz. Gezmeye gider gibi iki haftalığına “Kâbe’ye’’ gidip tövbe ediyor, dönünce de kaldığımız yerden aynen devam ediyoruz. Sonra da Kuran ahlakına en uygun yaşayan ülkeler arasında ilk sıraları İrlanda, İsviçre, Lüksemburg gibi Müslüman olmayan ülkeler alınca kızıyor, Türkiye acaba neden 71. sırada yer alıyor diye hiç düşünmüyoruz… Niye mi? Çünkü bizler “Elhamdülillah Müslüman’ız…’’

Selametle…