Irak’ın Musul vilayeti Hamdaniye ilçesindeki bir düğün salonunda geçen hafta yaşanan yangın faciasında 100’den fazla kişi hayatını kaybetti.
Binden fazla davetlinin bulunduğu salonu saran alevler iki gencin en mutlu gününü trajediye dönüştürdü ve geride çok büyük acılar bıraktı.
Hamdaniye’deki yangın, Arap sokağında, “Arap ülkelerinde yaşanan felaketlerde can kaybı neden çok büyük oluyor?” sorusunu gündeme getirdi.
Sorgulanan ve isyan edilen, felaketlerin takdir-i ilahi boyutu değil, şahısların ve resmî kurumların ihmalleri.
Yangınla ilgili paylaşılan bilgiler facianın göz göre göre geldiğine işaret ediyor.
Iraklı yetkililere göre facianın başlıca sebebi binanın standartlara uygun olmaması ve yangın için gerekli tedbirlerin alınmaması.
Düğün salonunun dış cephesinin “yasak olan ancak denetlenmeyen” “yüksek derecede yanıcı kaplama” ile süslendiği söyleniyor.
Yangının havai fişekler sebebiyle çıktığı açıklanırken, düğün salonundaki klimaların da aşırı ısınma sonucu alev alarak yandığı; kaçış için yeterli kapı bulunmaması ve panik anında yaşanan izdiham sebebiyle ölü sayısının arttığı ifade ediliyor.
Koskoca düğün salonunda tek bir yangın söndürme tüpü varmış ve o da boşmuş.
Facianın yaşandığı salonun dış duvarlarındaki kaplamada kullanılan malzemeden bahsederken söylenen “yasak olan ancak denetlenmeyen” ifadesi aslında her şeyi özetliyor.
Arap sokağındaki tartışmadan çıkan genel kanaat, Irak’taki son yangın faciasının ve Arap ülkelerinde yaşanan benzer felaketlerin başlıca sorumlusunun yolsuzluk ve kötü yönetim olduğu yönünde.
İşlerini doğru düzgün yapmayan, çalıp çırpan iş adamları; politikacılar, yönetimde etkili gruplar ve silahlı milis güçleri tarafından korunuyor.
Yasakların göz ardı edilmesinden ve denetimlerin gereği gibi yapılmamasından iş adamları kadar onları kollayanlar da çıkar sağlıyor.
Faturayı ise gariban halk ödüyor.
Herkesin bir koruyanı olduğu için genelde ihmallerin gerçek sorumlularından hesap da sorulamıyor.
Geçen ay Libya’nın Derne kentinde yaşanan sel felaketinde binlerce insan hayatını kaybetti ve koskoca bir kent âdeta yok oldu.
Felaketin boyutunun büyüklüğünün nedeni; bakımı yapılmayan iki barajın patlaması, halkın uyarılmaması ve daha da önemlisi sokağa çıkma yasağı ilan edilerek insanların evlerine hapsedilmeleri ve selin vurduğu bölgeden kaçmalarının engellenmesiydi.
Derne’de yaşanan felaketin bir numaralı sorumlusu Hafter, hiçbir şey olmamış gibi Moskova’ya gidip Putin’le görüştü.
Kontrolü altındaki bölgeleri silah zoruyla yönetmeye devam ediyor.
Kurbanların yakınları ve halk gerçek sorumluyu bilse de yapabilecekleri bir şey yok.
Derne’de sel felaketinden sonra protesto gösterisi düzenleyenlerin Hafter’e bağlı güçler tarafından birer ikişer gözaltına alınmaya başladığı haberleri geliyor.
Beyrut Limanı’ndaki tahıl silosunda yüklü miktarda patlayıcı madde stoklanması sonucu 4 Ağustos 2020’de meydana gelen patlamada 200’den fazla insan hayatını kaybetti.
Facianın üzerinden üç yıl geçmesine rağmen soruşturmada en ufak bir ilerleme sağlanamıyor.
Aslında silodaki patlayıcının Hizbullah’a ait olduğunu ve facianın sorumlularını herkes biliyor.
Fakat ülke yönetimi üzerinde silah gücüyle vesayet kuran örgütle bağlantılı isimlerden hesap sorulması imkânsız.