YAZI DİZİSİ BÖLÜM 3: Anadolu'nun Kardeşlik Mozaiği ve Son Söz

Yazı dizimizin bu son bölümünde, Düzce'nin beton binalarından, asfalt yollarından ve devasa sanayi tesislerinden çıkıp, bu şehrin asıl ruhunu oluşturan unsura, yani insana dokunmak istiyorum. Zira şehirlere ruhunu veren taştan binalar değil, içinde atan kalplerdir. Üç günlük Düzce mesaimde; sokaklarda, çay ocaklarında, esnaf tezgâhlarında, pazar yerlerinde beni en çok etkileyen şey, bu şehrin muazzam demografik ahengi ve sarsılmaz toplumsal barışı oldu.

Burası adeta Osmanlı’nın izdişümü. Kafkasların yalçın dağlarından Balkanların yemyeşil ovalarına, Karadeniz'in hırçın dalgalarından Anadolu'nun dört bir yanına kadar uzanan eşsiz bir insan mozaiği var burada. Çerkesi, Abhazı, Lazı, Gürcüsü, Boşnağı, Muhaciri, Romanı, Kürdü ve Türkmeniyle Düzce; ayrışmanın, kutuplaşmanın değil, etle tırnak gibi birleşmenin ve tek bir al bayrak altında "biz" olabilmenin en güzel, en net fotoğrafını veriyor.

Aynı sokağın içinde, farklı kökenlerden gelen kültürlerin omuz omuza verip aynı ekmeği bölüştüğü, aynı horona durup aynı halayı çektiği, aynı ezanla kıyama durduğu bir kardeşlik yurdudur Düzce. Eğer Türkiye'nin üzerine oynanan bölücü oyunların neden her defasında hüsrana uğradığını, bu milletin toplumsal barışını, o sarsılmaz birliğini ve bin yıllık desenini görmek istiyorsanız Düzce'ye bakmanız yeterli.

Günlerdir kendi penceremden ve kalemimden Düzce'yi sizlere anlattım. Dr. Faruk Özlü'nün devlet aklı ve vizyonuyla şaha kalkan, küllerinden doğan altyapısı, dev sanayi hamleleri ve kardeşlik kokan sokaklarıyla bu şehir, bize ve tüm Türkiye'ye çok net bir mesaj veriyor: Devletin şefkatli eli, feraset sahibi vizyoner bir yönetim ve aziz milletimizin sarsılmaz kardeşliğiyle buluşan her Anadolu şehri, parlayan bir yıldıza dönüşür. Düzce, geleceğe güçlü ve güvenli bir şekilde bakmamızı sağlayan Türkiye Yüzyılı'nın en somut örneklerinden biridir.

O yüzden bu yazı dizisini başladığım o güçlü cümleyle bitiriyorum: Gör Düzce'yi, Gör Türkiye'yi!