Washington'dan esen rüzgarlar, dünya petrol piyasalarında deyim yerindeyse "tarihin en büyük sarsıntılarından" birini yaratıyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın "tarihin en büyük petrol anlaşması" olarak tüm dünyaya ilan ettiği ABD-Venezuela petrol anlaşması, aslında uluslararası hukukun, egemenlik haklarının ve adil ticaretin nasıl rafa kaldırıldığının en somut göstergesidir. Washington yönetiminin, bir ülkenin yeraltı zenginliklerine doğrudan el koyma ve bu serveti kendi belirlediği aktörler üzerinden yönetme stratejisi, Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın altını çizdiği "dünyanın orman kanunları dönemine girmesi" uyarısının ne kadar haklı olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

Ancak bu devasa anlaşmanın asıl şaşırtıcı ve karanlık yüzü, operasyonun büyüklüğünde değil; bu operasyonu yönetecek olan ismin bizzat kendisinde saklıdır. Masada beklendiği gibi ExxonMobil, Chevron, BP veya ConocoPhillips gibi asırlık küresel enerji devleri bulunmamaktadır. Bu defa karşımızda; Barbados’a kayıtlı, küresel petrol piyasalarında esamesi dahi okunmayan, hakkında kamuoyunda neredeyse hiçbir resmi kayıt bulunmayan North American Blue Energy Partners (NABEP) adlı bir "hayalet şirket" ve onun başındaki 46 yaşındaki tartışmalı Venezuelalı milyarder Alejandro Betancourt López bulunmaktadır.

Alejandro Betancourt Kimdir ve Bolichico Ne Demektir? Bir Oligarşinin Doğuşu

Washington’ın, Venezuela petrolünün geleceğini şekillendirecek bu devasa anlaşmanın tam merkezine yerleştirdiği Alejandro Betancourt, sıradan bir iş insanı veya masum bir girişimci değildir. Venezuela halkı arasında ona ve onun gibi olanlara "Bolichico" denilmektedir. Finans gazetecisi Juan Carlos Zapata’nın 2011 yılında türettiği bu kavram; merhum Hugo Chávez’in iktidarı döneminde, "Bolivarcı" devrim söylemlerinin gölgesinde devletle şaibeli işler yaparak, hiçbir liyakati veya tecrübesi olmadan bir gecede devasa servetler inşa eden genç ve hırslı girişimcileri tanımlar.

Şubat 1980’de Caracas’ta orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen ve Amerika’daki Suffolk Üniversitesi’nden ekonomi diploması alan Betancourt’un asıl "sermayesi" eğitiminden ziyade kurduğu karanlık siyasi ilişkiler ağıdır. Caracas’ın doğusundaki özel dini okul Cumbres Enstitüsü'nde başlayan bu derin ilişkiler, onu ileride Venezuela Elektrik İdaresi Başkanı ve daha sonra PDVSA (Venezuela Petrolleri) Direktörü olacak kişinin oğlu Javier Alvarado Pardi ile tanıştırmıştır. İşte bu tanışıklık, bir ulusun karanlığa gömüldüğü bir krizden, bir milyarderin doğuşuna giden yolun mihenk taşı olmuştur.

Karanlık Şehirler, Milyarlık İhaleler ve %138 Oranında Yapılan Fazla Ödeme

Tarihler 2009'u gösterdiğinde Venezuela tarihinin en büyük elektrik krizlerinden birini yaşıyordu. Şehirler karanlığa gömülmüş, sanayi durma noktasına gelmişti. İşte tam bu kriz ortamında, elektrik sektöründe zerre kadar tecrübesi bulunmayan Betancourt ve kuzeninin kurduğu Derwick Associates adlı mühendislik firması sahneye çıktı. Hiçbir ihaleye girilmeden, şeffaflıktan tamamen uzak bir şekilde 11 yeni enerji santrali inşa etmek ve birini modernize etmek üzere devletten tam 5 milyar ABD doları değerinde 12 dev sözleşme aldılar.

Bugün Venezuela sokaklarının hala elektrik kesintileriyle boğuşmasının ardındaki gerçek, yolsuzlukla mücadele örgütlerinin raporlarında açıkça görülmektedir. Transparency Venezuela ve Organize Suç ve Yolsuzluk Raporlama Projesi (OCCRP) gibi uluslararası kurumların hazırladığı raporlara göre; Derwick'e verilen bu projelerin 11'inin gerçek maliyeti en fazla 2,1 milyar dolar olması gerekirken, hükümet bu "Bolichico" ağına tam %138 oranında fazla ödeme yapmıştır. Halk karanlıkta kalırken, devletin kasasından milyarlarca dolar haksız bir şekilde bu şaibeli ağın hesaplarına aktarılmıştır.

Elektrikten Petrole, Caracas'tan İsviçre Bankalarına Uzanan Ahtapot

Elektrik krizindeki bu skandal performansına rağmen, Rafael Ramírez’in Enerji Bakanlığı ve PDVSA başkanlığı döneminde Betancourt’a petrolün kapıları da ardına kadar açıldı. Rus firmalarıyla stratejik bir ortaklığa girerek Maracaibo Gölü'ndeki "Petrozamora" projesiyle petrol çıkarmaya başlayan bu yapı, elde ettiği karanlık serveti hızla küresel sisteme entegre etmeye girişti.

Betancourt’un vizyonu sadece Venezuela'yı sömürmek değildi. 2016 yılında ünlü İspanyol güneş gözlüğü markası Hawkers’ın çoğunluk hissedarı olması, İsviçre’nin kantonlarında ve Afrika’nın derinliklerinde bankalar satın alması, uluslararası para aklama mekanizmasının çarklarını net bir şekilde göstermektedir. Bugün O'Hara Financial adlı fon üzerinden yönetilen, 16 farklı ülkede 50'ye yakın şirketi kapsayan ve yaklaşık 2,6 milyar doları bulan bu devasa ağ, küresel kapitalizmin kirli yüzünün ta kendisidir.

"Konspiratör 2", Londra Gözaltıları ve Toledo'daki Şato

Peki Amerika Birleşik Devletleri, hukuki sicili böylesine kabarık bir ismi nasıl en büyük stratejik ortağı olarak seçebilir? Betancourt’un adı, ABD Adalet Bakanlığı belgelerinde PDVSA'dan 1,2 milyar doların zimmete geçirildiği, döviz dolandırıcılığına dayalı Para Kaçırmasoruşturmasında "Konspiratör 2" olarak geçmektedir. Aynı davada kuzeni Francisco Convit sanık olarak yer alırken ve geçtiğimiz yıl Venezuela'daki hapishaneden firar etmişken, Betancourt kurduğu güçlü avukat ordusu ve lobi faaliyetleri sayesinde ABD'de resmen suçlanmaktan "sihirli bir şekilde" kurtulmuştur.

Sadece ABD değil; İspanya, İsviçre ve Andorra yargısı da yıllarca onun peşinden koşmuştur. Daha 2025 yılının sonlarında Londra'da İngiliz polisi tarafından kara para aklama suçlamasıyla iki kez tutuklanmış, İspanyol makamları Toledo'da milyonlarca dolara satın aldığı Alamín Kalesi'ne baskınlar düzenlemiştir. Ancak ABD’nin araya girmesi ve Washington’ın İsviçre’ye yaptığı diplomatik baskılar sayesinde, İngiliz mahkemeleri seyahat yasaklarını kaldırmış, davalar birer birer düşürülmüştür.

Washington’ın İkiyüzlülüğü: "Bize Doğruyu Söyleyen Değil, Sonuç Üreten Lazım"

ABD Enerji Bakanı Chris Wright'ın, Miraflores Sarayı'nda utanmadan sarf ettiği "İş dünyasında ortak seçerken önemli olan doğruyu söyleyen değil, sonuç üretme yeteneğini kanıtlamış olan kişidir" cümlesi, Amerikan emperyalizminin ahlaki iflasının en somut belgesidir. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise bu şaibeli seçimi üç gerekçeye dayandırmaktadır: Betancourt’un üretim kapasitesi, ABD’de yargılanmıyor oluşu ve Maduro’ya karşı Guaidó'yu desteklemiş olması.

Uzmanlar, Betancourt'un günde 180.000 varil ürettiği iddiasının bir manipülasyon olduğunu, kontrol ettiği tüm kuyuların istatistiklerini toplayarak bir illüzyon yarattığını belirtmektedir. Asıl mesele, Betancourt'un hiçbir ideolojik sadakatinin olmamasıdır. O, sadece rüzgara göre yön değiştiren faydacı bir komisyoncudur. Nitekim 30 Nisan 2019'da Maduro'yu devirme girişiminde yer alıp aforoz edildikten sonra, yüzünü tamamen Washington'a dönmüştür. Hatta iş öyle bir noktaya varmıştır ki; 3 Ocak'ta Maduro ve eşi Cilia Flores'in bir ABD operasyonuyla yakalanmasının hemen ardından, dönemin Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez ile Marco Rubio arasındaki ilk teması kuran arabulucu bizzat Betancourt’un kendisi olmuştur.

Sonuç: Dünya Trump'tan ve Emperyalizmden Büyüktür

Washington Post ve Axios'un ifşaları, Trump'a yakın isimlerden Mauricio Claver-Carone ve eski New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani ile kurulan karanlık temasların, "Bolichico"yu nasıl dokunulmaz kıldığını gözler önüne sermektedir. 25 yıl boyunca, 65 milyar varillik bir servetin, Venezuela'nın kanıtlanmış rezervlerinin %21,5'inin kaderi; hiçbir etik değeri olmayan, milyarlarca dolarlık yolsuzluk ağlarının ortasında duran, "sonuç üretmek" adına her türlü hukuku çiğnemeye hazır bir yapıya teslim edilmiştir. Üstelik bu anlaşmada Amerika Birleşik Devletleri, NABEP'in hisselerinin %35'ini satın alarak bizzat bu kirli yapının hissedarı konumuna gelmiştir.

Eğer dünya bu "orman kanunlarına", güçlü olanın zayıfın tüm kaynaklarına bir oligark üzerinden çökmesine sessiz kalırsa, yarın bu sistemin sıradaki kurbanları kimler olacaktır? Türkiye'nin her fırsatta "Dünya beşten büyüktür" diyerek itiraz ettiği o küresel adaletsizlik, bugün Venezuela topraklarında en vahşi haliyle sahnelenmektedir.

Bir devletin egemenliğinin, kaynaklarının ve geleceğinin; Londra ile Madrid arasında mekik dokuyan, Toledo'daki şatolarında darbe planlayan ve Washington'ın "kullanışlı aparatı" haline gelen "Bolichico"lara peşkeş çekilmesine "diplomasi" değil, "modern sömürgecilik" denir. Ve tarih, bir çok kez göstermiştir ki; bugün petrolünü alan yarın egemenliğini elinden alır.