Şimdi herkes konuşuyor…
Bülent Ersoy küfür etmiş!
Bülent Ersoy seyirciye bağırmış!
Bülent Ersoy konserine geç çıkmış!
Herkes bir yerinden tutmuş, Diva’yı yargılıyor.
İyi de…

Bülent Ersoy’u gerçekten tanıyor musunuz?
Ben tanıyorum.
Hem de öyle uzaktan tanımıyorum. Yıllara dayanan bir dostluğumuz var. Özel hayatını da, karakterini de, sahnedeki halini de çok iyi bilirim.
Ama şunu da baştan söyleyeyim:

Ben kim olursa olsun, yazılarımda eğrisiyle doğrusuyla yazarım.
Dostum diye yanlışı doğru göstermem.
Tanımadığım biri diye de doğruyu inkâr etmem.
Ben gazeteciyim. Benim işim alkışlamak değil, gördüğümü yazmaktır.
O yüzden Bülent Ersoy konusunda da ne gördüysem onu söyleyeceğim.
Önce şu hastalık meselesini kapatalım.
Bülent “Hastayım” diyorsa hastadır.
Bundan benim zerre kadar şüphem yok.
Çünkü Kuşadası konserinden sadece bir gece önce kendisiyle mesajlaştık.
Bir önceki konserinden bana gelen, göğüslerinin göründüğü bir görüntüyü kendisine gönderdim.
“Bu ne, göğsün görünüyor?” diye takıldım.
Bülent yine kendine has cevabını verdi:
“İyi ya, gözün gönlün açılır.”
Ben de gülerek:
“Benim gözüm gönlüm hep açık.”
diye cevap verdim.
Ardından bana şu mesajı yazdı:
“Valla şu an uyumaya çalışıyorum. Yarın Kuşadası’nda konserim var ve inan çok hastayım, dinleneceğim.”
Ben de kendisine iyi geceler diledim.
Şimdi biri çıkıp bana “Hastalığı yalandı” derse kusura bakmasın.
Ben kendisinden bir gece önce bunu bizzat duymuşum.
Dolayısıyla bu konuda kimse bana hikâye anlatmasın.
Bülent gerçekten hastaydı.
Gelelim asıl meseleye…
Herkes gibi ben de o küfür videosunu izledim.
Ve açık açık söylüyorum:
Küfürlü sözleri tasvip etmiyorum.
Bülent benim dostum olabilir.
Yıllardır tanıyor olabilirim.
Ama bu, yanlış gördüğüm bir şeyi doğru yazacağım anlamına gelmez.
Yanlışsa yanlıştır.
Ancak burada bir başka gerçek var.
Bülent Ersoy’un sahne karakterini bilmeden, birkaç saniyelik görüntü üzerinden bu kadını yerden yere vurmak da gazetecilik değildir.
Bülent yıllardır seyircisiyle şakalaşır.
Özellikle ön sıralardaki seyircilerle takılır.
Laf atar.
Cevap verir.
Güler.
Seyirciyi güldürür.
Bazen çok sert konuşur.
Bazen ağzından ağır sözler çıkar.
Ben buna yıllardır defalarca şahit oldum.
Bu, Bülent Ersoy’un sahne karakteridir.
Fakat burada çok önemli bir çizgi var:
Şaka başka, küfür başka!
Bülent’in seyircisiyle takılmasını anlarım.
Sert mizahını da bilirim.
Ama küfürlü sözleri savunmam.
Çünkü sahnede karşında binlerce insan var.
Seni izlemek için gelmiş insanlar var.
Para vermişler.
Saatlerce beklemişler.
Dolayısıyla seyircinin de sanatçının da birbirine saygı göstermesi gerekir.
Burada kimse tek taraflı haklı değil.
Konserin 1,5 saat gecikmesi seyirci açısından elbette tepki doğurabilir.
“Saat kaç?” diye soran seyirci de sonuçta beklemiş.
Ama sanatçı da hastaysa, sahneye çıkmak zorunda değildir.
Bülent’in ise hasta olmasına rağmen sahneye çıktığı söyleniyor.
Ben buna şaşırmıyorum.
Çünkü Bülent’i tanıyorum.
Sahneyi kolay kolay bırakmaz.
Yıllardır onu tanırım, sahneye çıkmamak için bahane aradığını hiç görmedim.
Tam tersine, sahne onun hayatıdır.
Ama Bülent’e burada da bir eleştirim var:
Hasta olabilirsin, yorgun olabilirsin, sinirli olabilirsin. Ama seyirciye küfür etmek doğru değildir.
Bunu kim yaparsa yapsın söylerim.
Bülent yapınca da söylerim.
Çünkü benim gazeteciliğim kişiye göre değişmez.
Şimdi gelelim “Bülent o sözleri gerçekten içinden gelerek mi söyledi?” meselesine…
Ben buna inanmıyorum.
Çünkü onu tanıyorum.
Bülent’in sahnedeki dili ile gerçek hayattaki insan halini birbirinden ayırmak gerekir.
O çok güçlü bir karakterdir.
Sahnede çok daha serttir.
Seyircisiyle de yıllardır böyle bir iletişim kurar.
Ben o sözlerin gerçek anlamıyla, karşısındaki insanı aşağılamak amacıyla söylendiğine inanmıyorum.
Ama tekrar söylüyorum:
Bu, küfrü haklı çıkarmaz.
Yanlış olan yanlış.
Ve Bülent’in bunu kabul edecek kadar da güçlü bir karakter olduğunu düşünüyorum.
Hatta benim kanaatim şu:
Bülent Ersoy gerekirse özür de diler.
Çünkü özür dilemek insanı küçültmez.
Tam tersine büyütür.
Hele ki Bülent gibi yıllardır sahnenin en güçlü isimlerinden biriyseniz…
Bazen “Yanlış yaptım” demek, binlerce kişinin önünde saatlerce şarkı söylemekten daha büyük bir güç ister.
Ben Bülent’i savunuyorum.
Ama kendisinin yaptığı her şeyi savunmuyorum.
Aradaki farkı iyi anlayın.
Bugün sosyal medyada üç dakikalık bir video üzerinden insanları linç etmek çok kolay.
Tanımadan hüküm vermek kolay.
Bir insanın bütün karakterini tek bir görüntüye sığdırmak kolay.
Ama ben Bülent’i yıllardır tanıyorum.
Hastalığını da biliyorum.
Sahne karakterini de biliyorum.
Seyircisiyle nasıl şakalaştığını da biliyorum.
Kalbinin nasıl olduğunu da biliyorum.
O yüzden benim yazacağım şudur:
Bülent Ersoy hastaydı.
Bundan şüphem yok.
Seyircisiyle şakalaşması gerçek.
Bunu da yıllardır biliyorum.
Küfürlü sözleri ise yanlıştı.
Bunu da açıkça söylüyorum.
Ve Bülent’e dostça son sözüm:
Diva, senin ağzından çıkan her kelime manşet olur.
Bunu herkesten iyi sen biliyorsun.
Sahnedeki gücün tartışılmaz.
Sesin tartışılmaz.
Kariyerin tartışılmaz.
Ama bazen en büyük güç, karşındaki insanı kırmadan da güçlü kalabilmektir.
Eğer o sözler birilerini gerçekten kırdıysa…
Çık, özür dile.
Kimse seni küçümsemez.
Tam tersine, seni daha da büyütür.
Çünkü gerçek Diva, sadece sahnede güçlü olan değil;
yanlış yaptığında da büyüklüğünü gösterebilendir.
Benim Bülent Ersoy’a bakışım budur.
Ne körü körüne savunurum…
Ne de bir videoya bakıp yerin dibine sokarım.
Ben eğrisiyle doğrusuyla yazarım.
Çünkü benim gazeteciliğim budur.