AK Parti Malatya Milletvekili Adayı siyasetbilimci Taha Özhan’la mülâkat

Malatya Türkiye’nin en karakteristik şehirlerinden biri.

Eskilerin tabiriyle nevi şahsına mahsus. Girişimci, çalışkan

ve başarılı insanların yaşadığı yer. Dünyanın en şefkatli

kayısılarına da ev sahipliği yapıyor. Türk siyaset ve edebiyat hayatına da pek çok ünlü isim kazandırmış.

Biz de 28 Şubat günlerinden kayısı muhabbetine,

Fethi Gemuhluoğlu’ndan Turgut Özal’a, 7 Haziran 2015

seçimlerine kadar bir dolu Türkiye gündemini,

AK Parti’den Malatya milletvekili adayı olan siyasetbilimci

Dr. Taha Özhan’la konuştuk.

Üstadım şimdi Almanya’dan, İstanbul’dan, İzmir’den Malatya’ya dönen insanlarla tanıştım burada. Bu çok heyecanlı bir şey. Siz de Başkent’ten Malatya’ya döndünüz. Belki hep Malatya’yla nefes alıp verdiniz, onu bilmiyorum. Malatya size nasıl geldi?

Ben lise bittikten sonra üniversite dolayısıyla ayrıldım Malatya’dan. Memlekete yolumuz düşecekmiş bir gün.

Kader…

Hiç akılda olmayan bir şey. Dahası, sekiz yıl Amerika’da kaldıktan sonra.

Amerika’dan dönmüş oldunuz Malatya’ya…

Türkiye’ye döndük. 11 Eylül’ün sonrasında Amerika’da daha fazla kalmak anlamsız hale geldi. SETA’yı kurduk arkadaşlarla. Orada on senemiz geçti. Başbakan’ın başdanışmanlığı görevinden sonra 2015 seçimleri için aday olduk.

Entelektüel faaliyetlerin ortasından günlük politikanın ortasına düşmek nasıl bir şey?

Orada rahatsız edici bir durum yok. Hiçbir şeyi tek başına müstakil olarak yaşayan insanlar değiliz. Elektrik faturamızı ödüyoruz, çocuklarımız var, maça gidiyoruz. Hayatta insanların değdiği ne varsa biz de değiyoruz. Bunun aksi hijyen bir hayatı yaşayan, hayattan kopuk az sayıda, belli sınıftan insan var. Bizim açımızdan bunlar sadece tezkire, hatırlamış oluyoruz. Aksi olsa kendi varlığımızı sorgulamamız lazım.

Ben yine de sizinle Malatya’yı, Malatyalıyı, “kayısı cennetini” konuşmak istiyorum. Bir Malatyalıyı nasıl tanırız sözgelimi; kimdir Malatyalı?

Çok eskilere gitmeyelim, 2015 senesine bakalım, ahalinin yüzde 85’i şehirde yaşıyor. Bir sefer onu görmemiz lazım. Dolayısıyla tarımla da kayısıyla da kurduğu ilişki farklı bir ilişki. Yani Malatya’yı doğrudan etkilediği düşünülen tarımsal üretim yapan insanların büyük bir kısmı şehirde, şehirli, bir şekilde de o işle ilgileniyorlar. Dolayısıyla her ne kadar birincil gündem biri görünse de aslında birincil gündem değil. Elbette kayısı meselesi bir fenomen. Buradaki sosyolojiyi, ekosistemi en yatay kesen unsur. Bir taraftan da bu işin sosyokültürel hoşlukları var. İnsanlar onun muhabbetini yapıyor, onun üzerinden kendilerini tarif ediyorlar. İhtiyacı olmayanlar bile beş on kök kayısı sahibi olmak ve toprağa değmek istiyor. Ama bu işi sektörleştirmiş, ticarileştirmiş kesim zannedildiğinden daha az.

Kayısı ile ilgili sorunlar yok mu?

Ticarileşmiş, sektörleşmiş bir ürün olmadığı için buna, bilindik ticari, ekonomik, tarımsal müdahalelerle dönüştürmeyi, iyileştirmeyi kolay başaramıyoruz. Aslında müdahale ettiğimiz şey, bir sosyoekonomik yapı, bir ekosistem. O da girift sorunların içinde olduğu bir yapıya dönüşmüş durumda. Yani biz aynı anda çocuğunu evlendirecek insandan bahsediyoruz. Don vurduğu için borcunu ödeyememiş insandan bahsediyoruz. Girift dediğim o. Sayın Başbakan da son ziyaretinde bütün bu unsurların içinde olduğu koca bir kesime büyük müjdeler verdi. Zararın ziyanın tazmin edileceğini söyledi. Bu işi ticari bir şekilde yapanlara ihracat desteği verileceğini söyledi. Herkese dokunacak bir müjde vermiş oldu Başbakanımız.

Malatya özelinde sizin bir projeniz var mı?

Malatya, Mardin, Sivas, Van, Erzurum gibi şehirler bu bölgenin taşıyıcı kolonları. Bunların tamamının nüfusu az esasen. Ama tamamı da büyük şehir. Yani biraz arafta bir yerdeyiz. Bu araftaki şehirlerin güçlendirilmesi gerekiyor. Öncelikle ölçeğin büyümesi gerekiyor her anlamda. Ekonomik ölçeğin, yatırım ölçeğinin, nüfus ölçeğinin. Malatya’da trend pozitif. Ölçeğin büyümesi yönünde. Benim de anlatıp durduğum, baştan beri onun gayreti içinde olduğum şey, gerçekleşecek inşaallah. Başbakan o büyük müjdeyi verdi. Şimdi ikinci bir üniversite geliyor şehrimize. Bu doğrudan hem sosyolojiyi, hem ekonomiyi ilgilendiren hem de toplamda Malatya’nın sosyoekonomik ölçeğini büyütecek bir proje. Aslında bir de vakıf üniversitesi gelmesi lazım. Hedeflerimizden biri de o. Az önce sözünü ettiğimiz kolon şehirlerin her birinde beşe yakın üniversite olması lazım. Şehir o üniversiteleri rahatlıkla taşır. Üniversitelerin katkısı da çok olur. Üniversite tek gelmiyor. Sözgelimi organize sanayi bölgesiyle geliyor, birbirlerini tetikleyen şeyler. Kitabevleri, entelektüel ortamlar, çeşitli fuarlar, yeni iş imkanları… Üniversitenin çarpan etkisi düşündüğümüzden fazla.

Malatya çok eskilerden beri okur yazarlığıyla ve entelektüel ortamlarıyla tanınıyor. Hatta Türkiye’nin başka yerlerine de önayak olmuş bir şehir…

Elbette. Bizim ortaokul yıllarında sözgelimi yirmi civarında kitabevi vardı. Her türlü yayını temin edebileceğiniz yerlerden söz ediyorum. İslami yayınevlerinin gerçekten çok dinamik olduğu dönemler… Bize şehrin kattığı çok şey oldu. Ben bunu üniversiteye gittiğimde fark ettim. Biz temel eserlerin neredeyse tamamını okumuşuz. Temel felsefi, dini ve edebi eserlerin tamamını… Az anlamışız, çok anlamışız ama okumuşuz. Üniversite ortamında yapılan tartışmalarda bu durum bizde büyük özgüven oluşturdu. İşte o, burada farkında olmadan aldığımız birikimin sonucu bir özgüven.

Bu okur yazarlık mı sağlıyor o özgüveni acaba?

Malatyalı okumayı da, düşünmeyi de, iş yapmayı da sever. Çok eskiden beri fikir kulüpleri vardır burada. 60’lardan beri gelen canlı entelektüel tartışma ortamları hakeza. Hiç eksilmedi o gayretler. Rahmetli Said Çekmegil ve arkadaşlarını da şükranla anmak lazım tabii. Onların büyük emeğiyle olan işler. Benim de çocukluk yıllarıma denk gelen o toplantıların büyük faydasını gördüm. Gördük. Usül, adap ve bilgiyle iç içe çok şey kazandık. Herhalde ortaokul üçüncü sınıftaydım, “Türkiye’deki sol hareketler”i okumuştum, şimdi aklıma geldi bakın. Bu ocaktan şehrin farklı farklı yerlerinde herhalde on binlerce insan geçti. Mihri Belli’sinden Topal Said’ine, Fethi Gemuhluğolu’na kadar pek çok ünlü isim yine Malatyalı. Bunlar bir yana, bir de vasıflı göç veren bir yer burası. İstanbul’da söz gelimi sadece Malatya nüfusuna kayıtlı 400 binin üzerinde insan var. Üniversite meselesini önemseyen insanlar Malatyalılar. Aldıkları kültürü büyük şehirlere taşıdılar, o şehirden de çok şey alarak yaşadılar, yaşıyorlar. Elini attığı işte başarılı olmak ister Malatyalı.

Türkiye haritasından Malatya’yı çekip alsak, yok saysak, nasıl bir boşluk olur?

Anlatamayacağım kadar büyük bir boşluk olur. Malatyalılara sorsan memleket çöker de, ama biz onu isterseniz makul bir yere çekelim, Malatya şu an bulunduğu yerde jeopolitik ve siyasi olarak kendi müstakil hikâyesini yaşayan bir şehir.

Nasıl?

Son otuz yıla bakalım, ülkede birçok eğilimler ortaya çıktı. Malatya hep kendi müstakil gündemini yaşadı. Her seferinde de hayra dönüşecek bir dünyaya, bir hayata yönelmeyi tercih etti. Tabii rahmetli Özal’ın buradan olması kolaylaştırıcı bir faktör oldu ama hemen sonrasında rahmetli Erbakan’a verilen destek var. Sayın Erdoğan AK Parti’yi kurmuş ama yasaklı bir lider, daha sonra kapatma davaları filan var malum. Malatyalı, lideri yasaklı bir partiye oy veriyor. Normal şartlar altında bunun çok da bir karşılığı yok. AK Parti’ye milletin daha sonra verdiği destek ile ilk yıllardaki destek aynı değil. İlki daha kıymetli. Daha cesur ve daha asil. “Ben burada doğru şey görüyorum” demiş bu şehrin insanı. Millet bütünlüğünü önemseyen insanların yaşadığı şehirde insanlar Türkiye’nin selametini, başarısını hep önemsemiş. Bu da işte az önce konuştuğumuz 60’lardan beri gelen birikimin yansımaları. Bir de 28 Şubat bu şehirde hakikaten çok zorlu geçti. Yüzlerce insan işkencelerden geçti, ama hep direndi, dirençli oldu şehrin insanı. On sene, on beş sene cezaevinde kalan onlarca insan oldu, halen -28 Şubat günlerinin hatırası- cezaevinde yatan insanlar var. Bu şehirde bir hiç uğruna tanklar yürütüldü. Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun raporuna bakarsanız Malatya’yı pilot şehir olarak seçmiş darbeciler; bir merkez olarak gördüler. “Malatya’yı hizaya çekersek ülke genelinde tam başarı sağlarız” diye düşündüler.

Halka karşı darbe yapıldı adeta…

Zaten 28 Şubat’ı diğer darbelerden ayırt eden de o. Darbeler genelde elitlere karşı yapılır, elitlere müdahale edilir. Onlara müdahale edilince de iş bitmiş olur adeta. Yöneticileri ortadan kaldırınca meseleyi çözmüş olursunuz. 28 Şubat’ta memleketin tamamını etkileyecek şekilde, en sıradan, kendi halinde yaşayan insanlara kadar müdahale yapıldı. Ondan dolayı zaten geri dönen dalganın gücünü daha sonra hesap etmekte zorlandı darbeciler.

Umudu elden hiç bırakmadan konuşuyorsunuz. Seçimlere dair nasıl bir beklentiniz, umudunuz var?

Geldiğimiz nokta itibarıyla bu seçim sonuçlarından ne çıkarsa çıksın, matematiksel olarak nasıl bir tablo oluşursa oluşsun, bunların bir önemi yok. Gerçek olan, sahici olan tek şey, AK Parti dediğimiz hareketin bizatihi kendisi. Onun dışındakilerin tamamı belli kurgularla yaşatılıyor. Bu tarihsel derinlikle ilgili bir mesele. Söz gelimi AK Parti kendi kitlesiyle konuşurken inanılmaz referanslar kullanıyor. Bir bakıyorsunuz 622 yılı anlatılıyor, bir geliyoruz 1071, daha sonra 1453’ü anlatıyoruz. Sonra 1960 diyoruz, ardından 28 Şubat… Tekrar Birinci Kosova Savaşı’nı konuşuyoruz. 1923’le devam ediyoruz sonra. Yani bu telmihler normal şartlar altında ortalama vatandaşla bir siyasal iletişimde ciddi anlamda çekineceğiniz telmihlerdir. Ama çok rahat bunları kullanabiliyoruz. Niye? Çünkü tarihsel hafıza, tarihsel cetvelde bir defa doğrudan bin 500 yıl geriye gidiyor. Oradaki bilgiden başlayarak tarihin içindeki başka referanslarla da muhatap olan insanımız insanlık hafızasıyla paralel bir hafızası olduğunu görüyor AK Parti’nin.

Cumhuriyet Halk Partisi var, Milliyetçi Hareket Partisi var. HDP var…

Evet, CHP diye bir fenomenimiz var. Bir kere bütün motivasyonu hafıza silme üzerine kurulu CHP’nin. 1960’ı da, 28 Şubat’ı da konuşmuyor. Hiçbir meseleyi konuşmuyor. MHP’nin normalde böyle bir hafıza sorunu yaşamaması lazım. Orada da köprü yok. Coğrafya zaman ilişkisinde sıkıntı var. Sıkışmış. Bir sinyalizasyona ihtiyaç var. Kaotik bir hafıza taşıyor. HDP de direkt hafızasız. Hafıza yok. Bugünü yaşayabiliyor sadece. En fazla şartlar uygunsa, o da son otuz yıl içerisinden doğrudan Kürtlerin mağdur edildiği sahnelerde kullanabileceği resimler var elinde. Ama toplamda hafızasız. Böyle bir tablo karşınızda olduğu zaman siz kendi yolunuza bakıp gitmeniz gerekiyor. Bunların hepsinin ilerleyen süreç içerisinde yaşayacağı tek sancı şu, AK Partilileşme sancısı. Bir şekilde tamamının AK Partilileşmesi gerekiyor. Bu AK Parti’ye gelmeleri, oy vermeleri anlamında değil. Bu süreçleri bu travmaları atlatıp normalleşmeleri gerekiyor. Belki isimlerinin bile değişmesi gerekiyor. Şimdi buradan bakılınca AK Parti bir parti olmayı çok fazlasıyla aşan sosyolojik derinliği fazla, tarihsel hafızası da insanlıkla eş güdümlü. Şimdi Sayın Erdoğan, Sayın Davutoğlu Hz. Musa Aleyhisselam’dan bir referans veriyor Mısır üzerinden, dinleyen kitle hiçbir şekilde garipsemiyor. Burada olan şey sadece AK Parti açısından değil, Türkiye açısından çok kıymetli bir şey.

Taha Özhan

Üniversite öncesi eğitimini Malatya’da, lisans ve lisansüstü eğitimini New York’ta tamamlayan Taha Özhan, düşünce kuruluşu Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları (SETA) Vakfı kurucu ekibi içerisinde yer almak üzere 2005 yılında Türkiye’ye döndü. SETA’daki araştırmacı-direktör kariyerinin ardından, 2009 yılında SETA Başkanı olan Özhan, politik-ekonomi alanında başladığı akademik çalışmalarını, dış politika ve Türkiye siyaseti üzerine sürdürdü. Aynı dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yakın çalışma ekibinde bulundu. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olması üzerine 2014 Ağustos’unda SETA Başkanlığından ayrılan Özhan, Başbakan Başdanışmanlığı görevine atandı. Birçok uluslararası mecrada akademik çalışmaları yayımlanan Özhan, ulusal ve uluslararası medyada da sık sık yazıları ve yorumlarıyla yer aldı.