Sinema salonlarının neden boşaldığı sorulduğunda verilen cevaplar artık ezbere dönüşmüş durumda. Gençler telefondan başını kaldırmıyor, dikkat süreleri kısaldı, dijital platformlar sinemayı öldürdü, biletler pahalı… Bunların hepsinde bir miktar gerçeklik var. Ve fakat asıl meseleyi gözden kaçırıyoruz. Gençler sinemadan kaçmadı. Hollywood’dan kaçtı.

Toronto Film Festivali’nin bu yıl genç seyirciye ulaşmak için bağımsız ve uluslararası yapımlara daha fazla alan açması tesadüf değil. Festival yönetimine göre gençler, büyük stüdyoların gösterişli filmlerinden çok farklı ülkelerden gelen sahici hikâyelere ilgi gösteriyor. Yani anlatıldığı gibi yeni kuşağın hikâyeyle bir problemi yok. Onların aynı hikâyenin tekrar tekrar önlerine konmasıyla problemi var.

Dikkat süresinin kısaldığı söylenen gençler, sevdikleri bir dizinin bütün sezonunu bir gecede bitirebiliyor. Saatlerce oyun oynuyor, uzun podcastler dinliyor, yüzlerce bölüm süren yapımları takip ediyor. Demek ki mesele süre değil. Mesele, karşılarında o süreyi hak edecek bir dünyanın bulunmaması.

Hollywood uzun zamandır gençleri anlamaya çalışmıyor, genç görünmeye çalışıyor. Filmlere birkaç popüler oyuncu yerleştiriyor, diyalogları sosyal medya diline yaklaştırıyor, eski kahramanların daha genç versiyonlarını üretiyor. Sonra da bunun yeni kuşağa ulaşmak için yeterli olduğunu düşünüyor. Oysa genç görünmekle gençleri anlamak aynı şey değil.

Bugünün genç seyircisi kendisine ne satılmak istendiğini çok hızlı fark ediyor. Hangi karakterin devam filmi için hayatta bırakıldığını, hangi sahnenin fragmana girmesi için çekildiğini, hangi esprinin sosyal medyada paylaşılması için yazıldığını anlayabiliyor. Film daha başlamadan önüne serilen pazarlama planını görüyor. Karşısında bir hikâye değil, uzun vadeli bir ürün takvimi buluyor.

Hollywood’un en büyük sorunu yeni fikir bulamaması da değil aslında. Yeni bir fikre güvenememesi. Türkiye’de de durum çok farklı değil. Salonların boşalmasını yalnızca bilet fiyatlarıyla açıklamak kolayımıza geliyor. Elbette fiyatlar yüksek. Fakat seyirci gerçekten merak ettiği bir film için hâlâ para harcıyor. Sorun, insanların sinemaya gitmek istememesi değil. Gitmeye değecek kadar güçlü bir gerekçe bulamaması.

Sinemanın gençleri yeniden kazanması için gençlere benzeyen oyunculara değil, onların duygularını ciddiye alan hikâyelere ihtiyacı var. Bir kuşağı birkaç sosyal medya ifadesiyle, hızlı kurgu numaralarıyla ve tanıdık markalarla yakalayamazsınız.

Hollywood yıllardır gençlerin dikkat süresinin kısaldığını söylüyor. Belki de kısalan gençlerin dikkati değil, Hollywood’un anlattığı hikayelerin ömrüdür.