İhtiyarlara Yer Yok filminde Javier Bardem’in canlandırdığı Anton Chigurh, sinema tarihinin en ürkütücü kötü adamlarından biriydi. Öldürmeyi bile kendi içinde bir düzene bağlamıştı. Yazı tura attırdığı insanların kaderine kendisinin değil, paranın karar verdiğine inanıyordu. Onu ürkütücü yapan yalnızca acımasızlığı değildi; yaptıklarının rastgele olmadığına, kendi tuhaf adaletinin kurallarını uyguladığına gerçekten inanmasıydı.
Eskiden kötü adamı anlamak zorunda değildik. Darth Vader karanlık taraftaydı. Hans Gruber para istiyordu. Terminatör öldürmek için gelmişti. Kötü adamın görevi belliydi. Kahramanın karşısına çıkacak, bize ondan nefret etmek için yeterli sebebi verecek ve sonunda hak ettiği cezayı bulacaktı.

Sonra bir şey değişti. Kötü adamlar konuşmaya başladı. Üstelik bazıları öyle şeyler söyledi ki salondan çıktığımızda kahramanı değil, onları tartışıyorduk. Thanos evrendeki kaynakların sınırlı olduğunu, nüfusun kontrolsüz biçimde arttığını ve sonunda herkesin yokluk çekeceğini söylüyordu. Çözümü korkunçtu ama teşhisi bütünüyle saçma değildi.
Joker ise belki de bu değişimin en çarpıcı örneği oldu. Arthur Fleck’in yaptıklarını savunmak mümkün değildi ama film bize onun nasıl o adama dönüştüğünü göstermek için iki saat harcadı. Kötülüğü karşımıza koymadı, bizi yanına oturtup hikayesini dinletti.
Modern sinemanın kötü adamı artık dünyayı ele geçirmek isteyen karikatür bir kötülük değil. Bir fikri var. Bir yarası var. Hatta bazen haklı olduğu bir tarafı var. Ve galiba mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü iyi yazılmış bir kötü adamın haklı bir sorusu olabilir. Ama haklı bir soruya sahip olmak, doğru bir cevaba sahip olmak anlamına gelmez. Thanos’un kaynaklarla ilgili kaygısı, evrenin yarısını öldürmesini haklı çıkarmaz. Anton Chigurh’un kendine kurduğu kader düzeni, cinayetlerini adalete dönüştürmez. Arthur Fleck’in uğradığı haksızlıklar da cinayetlerini masumlaştırmaz. Fakat sinema artık kötüyü yalnızca yenmek istemiyor. Onu anlamak istiyor.

Bir kötü adam ne kadar iyi yazılırsa o kadar karizmatik hale geliyor. Ne kadar karizmatik hale gelirse söyledikleri yaptıklarının önüne geçmeye başlıyor. Bir süre sonra sosyal medyada Thanos’un sözleri dolaşıyor, Joker’in cümleleri hayat mottosuna dönüşüyor, kötü adamın fotoğrafının altına “Aslında haklıydı” yazılıyor.
Bir karakteri anlamakla ona hak vermek aynı şey değil. Belki de son yılların sineması bize kötülüğün çok daha rahatsız edici bir tarafını gösterdi. Kötü insanlar her zaman kendilerini kötü olarak görmüyorlar. Çoğu zaman yaptıkları şey için son derece güçlü gerekçeleri olduğuna inanıyorlar. Zaten iyi yazılmış bir kötü adamı korkutucu yapan da elindeki silah değil. O silahı neden çektiğini bize anlatabildiğinde başlıyor asıl tehlike. Karşımızdaki canavarın söylediklerinde küçücük de olsa kendimize ait bir düşünce bulduğumuz anda, hikaye artık kahramanla kötü adam arasında değil, bizim içimizde devam ediyor.