İstanbul, iki kıtayı birbirine bağlayan bir dünya başkenti mi, yoksa tekerlekleri çamura saplanmış devasa bir kaos yumağı mı?
Bugünlerde hangisine daha yakın olduğumuzun cevabı, her sabah duraklarda bekleyen, her akşam trafikte ömründen ömür veren 16 milyonun gözlerinde saklı.
Ancak madalyonun bir de görünmeyen yüzü var, kentin ulaşım yükünü sırtlayan ulaşım esnafı ve onların sessiz çığlığı.
İstanbul ulaşımının tek elden yönetilmesi gerektiği artık bir sır değil. Bu vizyonun mimarı, ulaşımın müthiş dehası ve İETT’nin efsanevi Genel Müdürü Dr. Muammer Kantarcı’dır. Kantarcı, ulaşımı bir akademik disiplin ve bir mühendislik harikası olarak ele alırken hep "Özel Halk Otobüsleri, İETT’nin rakibi değil, en güçlü partneridir" ilkesini savundu.
Bugünse o vizyondan, o nezaketten eser yok maalesef. Eskiden "ortak" olarak görülen halk otobüsleri, şimdilerde adeta birer "istenmeyen evlat" muamelesi görüyor.
200 milyar liralık tasarrufun adı: Sabır
Rakamlar yalan söylemez. İstanbul’un kara taşımacılığı yaklaşık 6 bin otobüslük dev bir filoyla yapılıyor. Bu yükün yarısını, yani 3019 otobüsü Özel Halk Otobüsleri sırtlıyor. Bu sistem, İstanbul Büyükşehir Belediyesini (İBB) her yıl yaklaşık 200 milyar liralık devasa bir yatırım ve işletme yükünden kurtarıyor. Dünyada bu ölçekte başka bir örneği olmayan bu sistem, aslında ulaşımın omurgasıdır ama asıl merak edilen şu; Bu omurga neden kırılmak isteniyor?
Bugün 5 büyük şirket çatısı altında birleşen ulaşım esnafı, mesleklerini bırakıp ellerindeki her şeyi satma noktasına geldi. Çünkü İETT yönetimi, çözüm üretmek yerine sorun icat ediyor. Esnafın önündeki tablo karanlık çünkü, vaktinde ve tam yatırılmayan hak edişler, maliyet güncellemelerindeki adaletsizlik ve filo yenilemenin imkansız hale gelmesi masada çözülmeyi bekliyor.
Ve en acısı teknik muayene süreçlerinin birer cezalandırma yöntemine dönüşmesi.
Devletin resmi kurumu TÜVTÜRK’ten geçer not alan bir araç, İETT’nin sudan bahaneleriyle teknik müeyyideler ve ağır cezalarla karşılaşıyor. Bu, ulaştırma esnafını sistem dışına itmek için yapılan dolaylı bir zorlamadan başka bir şey değil.
Ortak Akıl mı, İnatçı Kaos mu?
İstanbul’un ulaşımı bir siyaset alanı değil, bir hizmet sahasıdır. İBB ve İETT yönetimi, Özel Halk Otobüslerini sömürülecek birer alt kuruluş veya yok edilecek birer rakip olarak görmekten vazgeçmelidir.
Eğer bugün bu esnafla masaya oturulmaz, onların feryadına kulak verilmez ve partnerlik hukuku yeniden tesis edilmezse yarın kapıda bekleyen sadece otobüs eksikliği değil, tamamen durmuş bir İstanbul olacaktır.
İstanbul’un ihtiyacı olan şey esnafı cezaya boğan bir idare değil, elini taşın altına koyanla helalleşen bir ortak akıl yönetimidir.
Unutulmamalıdır ki kaptanını küstüren gemi, hiçbir limana sağ salim varamaz.
Yolların yükünü çekenleri yük altında bırakmak, sadece esnafın değil tüm İstanbul’un geleceğini karartmaktır. Bugün çözüm için atılacak her adım, yarın trafiğe mahkum kalacak milyonların vebali ve hakkıdır.
Zira ulaşım bir şehri yaşatan damardır, bu damarı tıkamak değil ancak adaleti ve ortaklığı esas alan bir vizyonla açık tutmak bu kente yapılabilecek en büyük hizmettir.
Şimdi ya el birliğiyle bu tekerlekler dönecek ya da bu yönetimsel inat yüzünden koca bir şehir hep birlikte yolda kalacaktır.