Hayatın ve varlığın sırrına  dair bizzat bilimin kurucu büyüklerinin    beyanatlarını ihtiva eden bir yazı kaleme almayı planlamıştım. Bilimin ateizmin malı olmadığını, hakikatin ve hikmetin sesi  olması gerektiğine dair gerçekleri  bilimin kurucularının    sözlerinden dinleyecektik.

Ne varki geçen hafta kaleme aldığımız “Ders Kitaplarında Ateizm ve Müfredat Davamız” başlıklı yazımız ile ilgili bazı sorular öne çıkınca  planladığım yazıyı erteledim.    

Şu tür sorulara muhatap oldum:  Çözüm konumunda bulunan yetkililer eğitim ve bilimde kendi dinamiklerimizi ve değerlerimizi esas alan milli modelleri niçin hayata geçiremiyorlar? Neden kendimizi hâlâ hep ithal çözümlere mahkûm zannediyoruz?

Ülkemizde eğitim sisteminin bekleneni vermemesi sebebiyle sürekli arayışlar ve uygulamalarda, çözüm olarak hep Batı karşımıza çıktı. Bu yüzden dikkatleri kendi yerli kaynaklarımıza çeviremedik.

Kendi milli okul ve müfredat sistemlerini hayata geçirebilseydik, bu aynı zamanda üretimde ve teknolojide yerli ve bağımsız olmaya atılacak adım olacaktı. Kopya ve taklit üretimden, dışa bağımlılıktan kurtulmanın; gerçek özgürlüğe kavuşmanın yolu açılacaktı.

Asıl önemli olan Nurettin Topçu’nun deyimi ile Milli Mektep projemizin ve Maarif Davamızın hayat bulmasıdır. Bu proje, kendi yerli arabamızı, kendi telefonumuzu kendi ilacımızı, kendi savunma sanayimizi hayata geçirmek kadar önemli ve acil bir öncelik.

İhtiyaç duyduğumuz şey ders kitapları müfredatlarının bu toprakların ruhuna, dünyasına, ruh köklerine ve ruh iklimine yabancılaşmış olmaktan kurtarılması davasıdır. Mesele, müfredata medeniyet iddiası kazandırmak; medeniyet dinamiklerimizle harekete geçirmek meselesidir. Bunun için öncelikle kendi değerlerimizden beslenen üretken ve inşa edici bir eğitim sistemi kurmak için kolları sıvayacağız. Böylece milli ve yerli olanı keşfederek, küreselleşme akımı içerisinde kendimizin biricikliğini vurgulamış olacağız.

Şimdi gelelim sorunun cevabına. Neden çözüm konumunda yetkililer, yada bürokratlar böyle bir çözüm yolunu göremiyorlar?

Kanaatimce bunun açık nedeni var. Hepimizi bizi bize tanıtmayan, kimlik aşılamayan  Batının karikatür  taklidi ithal bir eğitim sisteminin  ürünleriyiz. Bu yüzden kendimizi (Doğu’yu) tanımadığımız gibi gerçek anlamda  Batı’yı da tanımıyoruz.  Kendisini tanımayanın başkasını da tanıması esasen mümkün olmamaktadır. Kendimizi tanıyamamanın oluşturduğu karanlık içinde Batı karşısında temelsiz duruş ve  ezik bir hal sergiliyoruz. Bu eziklik, Batı’da okumuşlarda, orada doktora yapmışlarda daha fazla oluyor genelde.

Genelde diyorum çünkü Nurettin Topçu gibi; Yusuf Kaplan gibi birçok istisna değerlerimiz de var.

Nurettin Topçu büyük eğitim filozofudur. Fransa’nın meşhur Sorbonne (Sorbon) Üniversitesi’nde doktorasını birincilikle bitirmiştir. Birinci olanlara ödül verilir.  Üniversitesi’nin girişinde bir süre için Türk bayrağının dalgalandırılmasını ister. Bu adetlerde yoktur ama Topçu’nun bu isteği yerine getirilir.

Nurettin Topçu’nun eğitim ve okullar üzerine geliştirdiği doktrinler doğru ve yegâne çözümler olduğu halde Milli Eğitim Bakanlığı ya da YÖK’ün gündeme getirdiğine şahit olmadık.

Topçu’ya göre eğitim bir insan olma sanatıdır ki; o eğitim zihniyeti ve kimliği inşa eder, kişide düşünme ve algılama biçimi oluşturur, karakteri şekillendirir, milli ve manevi değerleri kazandırır. Topçu ”Felsefesi olmayan milletin mektebi olmaz.” der.

Sınavlardan ve kuru ve mekanik bilgi yüklemeden ibaret hale gelen hali hazır eğitimin hangi felsefesinden bahsedebiliriz? Okulların eğriliklerin mekanı halini kalması, gençlerin deizm ve ateizm cereyanlarına kapılmalarını başka nasıl açıklayabiliriz?

Topçu, eğitimin sorunlarını “milli mektep” kavramı çerçevesinde ele almıştı. Ona göre sorunun çözümü, milli mektebin hayata geçirilebilmesi ile mümkündür. O, ‘milli mektep’in gerekli unsurlarını dörde ayırdı: (1) Ders, (2) öğrenci, (3) öğretmen, (4) öğretim. Topçu, çözümü şu şekilde formüle etti: Dersin öncelikli amacı, hakikattir, pratik fayda ve menfaat değildir. Teknik ve teknoloji eğitimin doğrudan amacı değildir. Topçu hakikat anlayışıyla faydacılığı esas alan John Dewey’den ayrılır. Hakikat, pratik fayda ile sınırlanmamalı, derslerin muhtevası ilkokulda kalbin, lisede aklın terbiyesi olarak programlanmalıdır. Üniversite ise uzmanlaşmaya yönelik bir eğitim merkezi halini almalıdır. Aklın eğitiminde Doğu’nun ve Batı’nın birikimi bir arada bulunur. Kalp eğitiminde dinin, akıl eğitiminde Doğu ve Batı kültürlerinde ortaya çıkan felsefi ve bilimsel birikimin öğrenciye kazandırılması esastır. Zira akıl, milli değil, evrensel bir nitelik gösterir, bir milletin sınırlarını aşar. Liselerde mesleki ayrımlar, üniversiteye yönelik ayrımlar oluşturulmalı, yönlendirmeli eğitim yapılmalıdır. Öğrencinin içindeki iyilik ve fazilet duygusunu ortaya çıkarmak, bir enerji oluşturmak için, hem ilkokulda hem de lisede derse musiki ile başlanmalıdır. Gönül terbiyesi ve Ahlaki olgunluğa ulaşmada tasavvuf kültürünün ve musikinin yeri büyüktür.

Topçu, şekilciliği bırakıp işin aslına, özüne odaklanmamızı ister. Bunu yaparken de kuru taassuba yakalanmamamızı önerir.

Topçu eğitimin kök sorunlarını asli problemlerini de gündeme getirir ve çözümler sunar. Eğitim sorunlarına bakarken, sadece cumhuriyet dönemini değil, Selçuklu ve Osmanlıyı da içine alan geniş bir bakışa sahiptir.

Nurettin Topçuya göre Medreselerin içine kapanmasında Aristo mantığına dönülmesini sorumlu tutar; felsefe ve eleştirel özgür düşüncenin 12. asırdan itibaren dışlanmasına bağlar…

Topçu’ya göre onuncu asırda kurulan Bağdat külliyesinde evrensel bir değere ulaştırılan İslam Maarifi, on ikinci yüzyılda Aristo mantığının kısır çerçevesi içinde kalmaya başladı. Daha on ikinci asırda İslam düşüncesinden felsefenin çıkarılması ile beraber sosyal düşüncenin temeli olan tarih şuuru ve sanatta esas olan hayal gücü, medresenin tanımadığı değerler halini aldı. Bu durum, Topçu’ya göre, eğitimdeki çöküşün, kültürde yozlaşmanın bir kaynağıdır. Medreseden felsefe, eleştirel ve özgür düşünce çıkınca geriye, tekrarcı ve nakilci, verimsiz ve ürünsüz kısır bir döngü kaldı.

İlginçtir ki Cumhuriyet ile birlikte bu anlayış değişmedi. Topçu’ya göre, Cumhuriyet’le birlikte öne çıkan pozitivist ve pragmatist yaklaşım, bu doğrultuda bir epistemolojiden hareketle milli benliği ve şahsiyeti oluşturan din, ahlak, tarih, edebiyat gibi derslerin okutulmasını neredeyse gereksiz hale getirdi. Bu yaklaşımla, eğitim Amerikan pragmatizmine doğru evrildi. Bu da teknolojiyi öğreten ve üreten dersleri öne çıkardı ve manevi kimliği oluşturan kültür alanına ilişkin dersleri geri planda bıraktı.

Bu ülkenin gelişmesi ve çağdaşlaşması adına kurulan üniversitelerimiz ise “hakikat” peşinde koşan bir nesil yetiştiremedi. Bilgi ve bilim Batının tekelinde olunca; onun havarisi olan üniversite de diploma dağıtan bürolara dönüştü.

Sonuç olarak, eğitim,  bilim ve teknoloji adına  bizim insanımıza hizmet etmeyen  bir  dünya kurulmaya çalışılmaktadır. Bunun öncülüğünü ise yabancı dilde öğretim yapan üniversitelerimiz üstlenmektedir. Bu okullardan diplomasını alan üstün yetenekli gençlerimiz soluğu Batı ülkelerinde almakta bu sayede Batının  maddi sermayesine zihin sermayemizi bağışlamış olmaktayız.

Konumuzu Cemil Meriç’in şu  sözü ile bağlayalım:  “Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir, isteyen, arayan, susayan…”

Bu yüzden de Topçu öğretmen kavramına da öğrenci kavramına soğuk baktı. Boş vakit geçirme anlamına gelen “okul” yerine “mektep” kavramını öne çıkarttı. Mektep kavramının onun düşünce dünyasında hikmet dolu derin anlamları vardır. İçinde talebe yetiştiren mektep hakikat kitabının okunduğu  ve  manaların derin derin tefekkür edildiği mekanın adıdır.

Kaybettiğimiz  hocalarımızı ve talebelerimizi  yeniden bulmanın ümidiyle..

Nurettin Topçu’nun eğitime çizdiği yol haritasının ayrıntılarına Türkiye Yazarlar Birliği sitesinde yer   makaleden ulaşılabilir :Nurettin Topçu’nun Türkiye’nin Maarif Davası İsimli Eserinde Eğitimin Güncel Sorunları

Yine konu ile ilgili Maarrife Adanmış Bir Ömür başlıklı yazıya aşağıdaki siteden ulaşılabilir.