Komşuda yangın varsa bizim evimizde huzur içinde olmamamız mümkün olmaz. O yüzden en son söyleyeceğim cümleyi baştan kurayım: İran’a sahip çıkalım! Dünyayı kan gölüne çevirmiş bir katilin hak süsü verilmiş batıl açıklamalarına dikkat edelim. Biz bu filmi 15 Temmuz 2016 yaşadık. Sadece biz mi; Libya, Irak, Afganistan, Venezuela, Filistin, Lübnan kuzu postuna bürünmüş Amerikan ayısının ve onun yardakçısı siyonist İsrail’in nasıl bir faciaya sebep olduğunu hatırlayalım. İnsanlık bu gözü dönmüş katillere dur demedikçe benzerlerini daha çok yaşayacağımız açıktır. Katiller her zaman kendilerine bir gerekçe bulur. Peki mağdurların hiç mi suçu yok mu?

Rivayet edilir ki, Cengiz Han batıya sefer yamak istemez. İş birliği yapmak için elçilerini gönderir. Ancak elçilerin başı kesilerek geri gönderilir. Cengiz Han hiddetlenerek elçilerini öldüren halkı ve yöneticilerini bir meydana toplar ve şu meşhur sözünü söyler: “Ben Allah’ın cezasıyım. Siz ne yanlış yaptınız ki Allah benim elimle sizi cezalandırıyor.”

Bu söz bugünlerde en çok Donald Trump’a yakışır herhalde. Biz insanlık olarak çok günah işledik ki Allah başımıza böyle bir bela gönderdi. Zalimlere fırsat verdik. Mazlumların ahını duymaz olduk. Bize verilen nimetlerin kıymetini bilemedik. Yöneticilerimizi doğru seçemedik. Zalime “sen niye zalimsin” demenin anlamı yok, asıl sorulması gereken soru: Sen niye mazlumsun? İnsanlık hak-hukuk sınavını kaybedince yani kul azmayınca Allah bela yazmıyor.

Zalimin peşinden gidenlerin masum olduğunu söylemiyorum. Bizim insanlık olarak görevimiz, katillerden hesap sormaktır. Dünya; yaşanan zulümlere sessiz kalarak ve yaşananları onaylayarak suça ortak olmuştur. Şimdi insanlığın büyük çoğunluğu “Ya hu biz bir şey yapmadık, niye cezayı biz hak ediyoruz” diyebilir. Suç tam da bu cümlede saklı: “Hiçbir şey yapmamak” da başlı başına suçtur. Sessiz kalmak suça iştirak etmektir. Zalimleri destekleyip onların arkasından gitmek, cinayetlerin en büyüklerindendir.

Şimdi gelelim İran’a… Dünyanın en eski medeniyetlerinin beşiği, zengin coğrafyası, petrol yataklarının bulunduğu ve kendi kendine yetecek yegâne ülkelerin başında gelen İran ne yanlış yaptı ki başına bunlar geliyor? Demek ki iyi yöneticiler seçemediler, seçilenler iyi yönetemediler. 1979’da yönetime geliş iddiaları çok büyüktü. Ümmet de onlardan çok şey bekliyordu. Vardıkları nokta hiç de iddia ettikleri gibi olmadı. Ümmeti unutup mezhebi savunma ve ihraç etme sevdasına kapıldılar.

İran’da yaşanan hadiseler dolayısıyla yalan haber mekanizmasının nasıl çalıştığına da şahit oluyoruz. İran’a iki defa gittim. 2004 yılında Tahran’da yaklaşık bir hafta kaldım. Tahran’ın İstanbul’u aratmayan trafiğine sayıları çok fazla kadın şoförlerin katkı verdiğini gördüm. Sosyal ve ticari hayatta ne kadar aktif olduklarını gözlemledim. Tahran dönüşü uçakta okuma fırsatı bulduğum büyük bir gazetenin manşeti şöyle idi: “İran’da kadınlar hapis hayatı yaşıyor.” 22 sene sonra yalan haber kaldığı yerden devam ediyor.

Sesim İranlılara ulaşır mı bilmem ama emperyalist katillerin efsunlu laflarına inanmayın. Vatanınıza sahip çıkın! Mücadelenizi hak ve hukuk sınırları içinde barışçı yoldan yapın. Sonra çok pişman olursunuz ama iş içten geçmiş olur. Komşu ülkelerdeki kardeşlerinizin başına gelenleri asla unutmayın. Türkiye’nin de İran’ın birlik ve bütünlüğü için elinden ne geliyorsa yapması gerekir. Unutmayın komşuda çıkan yangın bize de sıçrar.