II. Dünya Savaşından sonra Dünya; başını Amerika Birleşik Devletleri’nin çektiği, içini Rusya ve Çin’in doldurduğu, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ise desteklediği, komünizm ile kapitalizmin yarıştığı karanlık, çileli ve acı dolu 75 yıl yaşadı. Bu çarpık düzeni en üst düzeyde Birleşmiş Milletler (BM) denen ancak artık çok da ciddiye alınmayan yapı temsil ediyor. Yenidünya düzenini kuranlar veto zırhıyla kendilerini koruyacak mekanizmaları da oluşturdular. Bu tablo dünya düzeninin görünen yüzü...

Bu yapının görünmeyen yüzünü ise Siyonizm temsil ediyor. Siyonistler BM gibi göstermelik yapıların dışında başka bir iktidarın peşinde idiler. Yeryüzünde sayıları bir elin parmakları kadar az olmasına rağmen gerçek iktidar olmanın yolunu bulmuşlardı. II. Dünya Savaşında yaşadıkları acının diyetini başta Batı ülkeleri olmak üzere dünyaya ödetmeye azmetmişlerdi. Batının oluşturduğu egemen yapının imkânlarını sömürecek faturasını insanlığa ödeteceklerdi.

Devletlerden daha güçlü gerçek iktidar olmanın yolu; ekonomiyi, akademiyi, sanatı ve medyayı ele geçirmekten geçiyordu. Siyonistler başta ABD olmak üzere zengin ülkelerdeki bu kurumları ele geçirdiler. İş dünyasının kilit sektörleri, akademinin önemli alanları, sanat ile sinemayı, medyanın haber kanal ve ajanslarını ele geçirerek dünya hâkimiyetini sağlamaya çalıştılar. Bu kurumlarda üretilecek işlerin kriterlerini belirlediler. Sistem dışına çıkanları çeşitli sıfatlarla yaftaladılar, aşağıladılar, devre dışı bıraktılar. Tabiri caizse ipini çektiler. Nice babayiğit bilim adamları, gazeteciler, sanatçılar “bir dakikada” sistemin dışına çıktılar. İbret olsun diye yaşananları ellerinde bulunan medya gücüyle dünyaya servis ettiler: Sakın ha! Böyle yaparsanız akıbetiniz berbat olur. Ses çıkarmayın “bizim işimize yaramaya” devam edin.

Bu görünmez iktidarı görünür kılmak için İngilizlerin ve Amerikalıların desteği ile Filistin topraklarında siyonist İsrail Devletini kurdular. İsrail’in kuruluşunu baz alırsak 78 yıl, Osmanlının yıkılışını sayarsak 108 yıl zulüm ve işkence ile akla hayale gelmez gaddarlıklarla Filistin topraklarında soykırım uyguladılar. Filistinlilerin açık havada işkence görmelerine “medeni dünya” göz yumdu. Canına tak demiş Filistin mücahitleri 7 Ekim 2023’de son bir çırpınışla yarma hareketine girişti. Dünyanın jandarması ABD imdada yetişerek soykırımın daha hızlı işlemesi için siyonistlerin eline her türlü silahı verdi. Sonuç itibariyle sayılabilenleri dikkate aldığımızda 75 bin kişi şehit, 150 binden fazla yaralı ve taş üstünde taş kalmayan bir Filistin çıktı ortaya. Bedeli ağır oldu ama insanlık bu vahşeti gördü.

Siyonist lobilerin eliyle kurulmuş başta ABD olmak üzere batılı devletlerin yöneticileri “deve kuşu” misali kafalarını kuma sokmaya hatta katillere destek olmaya devam ettiler. Vicdanlı yüreklerin dünya çapında isyanını bile küçük göstermeye, yok saymaya çalıştılar.

Yalan dünyanın bozuk düzenini ifşa etmek üzere Donald Trump diye bir adam iktidara geldi. Zücaciye dükkânına girmiş fil gibi ortalığı kırıp dökerek ilerliyor. Siyonistlerden korktuğu için iki ileri bir geri tutumlar sergiliyor. Dost-düşman dinlemeden önüne gelene saldırıyor. Amerikan ayısının gölgesinde yatanlar, kış uykusundan uyanmaya çalışıyorlar ama iş içten geçmiş durumda. Zamanında yuları kaptırdıkları için yapacakları çok bir şey yok gibi... Kanada Başbakanının ibretli konuşması buna şahitlik ediyor.

Son sözüm de Amerika’da demokrasi ve insan hakları gibi kavramlardan söz eden kurumlar, entelektüeller nerede? Buhar olup uçtular mı? Bu zücaciye dükkânındaki fili kim durduracak? Kısa vadede sıkıntılar artarak devam edecek ama orta ve uzun vadede hak ve hakikat galip gelecek. Bu günlerde yaşananlar tarihin karanlık sayfalarına işlenecek.