2013 yılında TRT için hazırladığımız El Turko Belgeseli çekimleri amacıyla Beyrut’a gittik. Beyrut’un yaşadıkları beni o kadar etkilemişti ki; belgeselin bölüm sonunda Beyrut Limanından batan güneş görüntüsünün üzerine “Bu topraklar Osmanlı’dan sonra huzur yüzü görmedi” cümlesini yazdım. Sadece Beyrut mu? Kudüs, Şam, Halep, Sayda, Sur, Bağdat… Daha nice şehirler İngiliz, Fransız sömürgesi olmuş, büyük acılar yaşamışlardır. Cetvelle çizdikleri haritalar üzerine uydu devletler oluşturdular. Yanlışlıkla bir araya gelmesinler diye aralarına tartışmalı bölgeler, tamiri zor yalan masallar üreterek çekildiler. Giderken kendi adamlarının yönetimde kalmasını sağladılar.
Coğrafyanın kalbine bütün bu karışıklıklara tüy dikecek bir musibet tohumunu daha ektiler. İsrail denen siyonist yapıyı işgal ettikleri Filistin topraklarına yerleştirdiler. Bugün İslam coğrafyasında ve bütün dünyada yaşanan sıkıntıların temelinde İngilizlerin Filistin topraklarını siyonist Yahudilere peşkeş çekmeleri bulunmaktadır.
Filistin topraklarını çalan siyonistler önce İngilizlerin, sonra da ele geçirdikleri ABD’nin kayıtsız-şartsız desteği ile komşu ülkelere defalarca saldırdılar. Suriye, Mısır, Lübnan, Irak ve İran İsrail-ABD saldırılarına maruz kaldı. Lübnan 6 kez İsrail saldırılarının hedefi olmuş; binlerce insan ölmüş, yaralanmış ve milyonlarcası göç etmek zorunda kalmış. Şehirler harabe haline gelmiş.
Hani bir söz var ya “coğrafya kaderdir” diye... Lübnan’ın kaderi en çok göçe maruz kalmasıdır. Akdeniz’in doğusuna konuşlanmış bu küçük devletin limanlarından tarih boyunca yüz binlerce insan göç etmiş. İnsanlığın ilk yerleşim merkezlerinden birisi olan Lübnan daha çok Fenikelilerin yurdu olarak biliniyor. Alfabeyi bulan, güney Akdeniz güzergâhı ile Kuzey Afrika’yı dolaşarak Avrupa’ya geçip İspanya ve İtalya’yı işgal eden Fenikelilerin eserleri üzerine Romalılar çöktüğü için onlardan geriye ne kaldığını bilmiyoruz.
Yazının başında “Bu topraklar Osmanlı’dan sonra huzur yüzü görmedi”dedik ama bölgede sıkıntı 18.yüzyılın ikinci yarısında başlıyor. Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayınca İngiliz, Fransız ve Amerikalı misyonerler okullarıyla bölgeye akın etmeye başlıyorlar. Yoksulluk da kapıyı çalınca yüz binlerce insan Akdeniz yoluyla Amerika kıtasına gidiyor. Gidenlerin büyük çoğunluğu Latin Amerika’ya yerleşiyorlar. Osmanlı “mürur tezkeresi”yle Latin Amerika’ya gidenlere Los Turkos deniyor. Bölgeden giden farklı dil, din ve mezhebe mensup herkes El Turko olarak adlandırılıyor.
Osmanlı, savaş zamanlarından sonra fethettiği toprakları adaletle yönettiği için 600 yıl hükümran oldu. Kimsenin, diline, inancına karışmak yok… İnanç özgürlüğü anlamında bugün dünya Osmanlının çok gerisindedir. Beyrut’ta bütün Hıristiyan mezhepleri (Katolik, Ortodoks, Marunî, Protestan) ile Müslüman (Sünni, Şii), Dürzî ve Yahudi bir arada yaşama imkânı bulmuş.
Osmanlı Devleti, sınırları içinde bulunan bütün şehirleri imar etmiştir. Beyrut’ta bugün Osmanlıdan kalma onlarca eser mevcuttur. Evliya Çelebi Beyrut’u ziyaret ettiğinde bu beldede 17 medrese, 8 sıbyan mektebi, 7 çeşme, 4 hamam gibi çok sayıda eserin bulunduğunu ifade ediyor. Lübnan Başbakanlık Binası Sultan Abdülmecit tarafından kışla olarak yapılmıştır. Beyrut Belediye Başkanlığı binası yine bir Osmanlı yapısıdır. Hamidiye Çeşmesi, Saat Kulesi, Hz. Ömer Camii ve Mecidiye Camii eserler hala hizmet vermeye devam ediyor.
Lübnan’da son siyonist saldırıları nedeniyle 1 miyon 200 bin kişi yaşadığı yeri terk etmiş durumda. Binden fazla ölü, 3 binden fazla yaralı var. 6 milyonluk ülkede nüfusun beşte birinin göç etmesi bile felaketin boyutlarını gösteriyor.
Lübnan, Beyrut ata yadigârıdır, unutulmamalıdır. Siyonistlerin yaptıklarının hesabını vermeleri için onları da unutmamalıyız.