İletişim teknolojilerindeki değişim sayesinde bilgiye saniyeler içerinde ulaşılması; hayatı kolaylaştırdı ve hızını arttırdı. Görünüşte çok kolay ve basit görünen bu olgu, hayatımızda birçok şeyin değişmesine sebep oldu. Geleneksel kurum ve kuruluşlar ya yok olmayla karşı karşıya ya da büyük değişim geçirerek bu yeni düzene ayak uydurmaya çalışıyorlar.
İnsanın temel ihtiyaçlarından gıda, barınma ve giyim gibi alanlarda teknoloji, üretim süreçlerini hızlı ve basit hale getirdi. Hizmet alanlarında ise büyük kayıplar yaşanıyor. Medya, eğitim ve kültür alanlarındaki olağanüstü değişimler,birçok mesleğin ve kurumun yok olmasını beraberinde getirdi. Kâğıda dayalı baskılı medya mecralarından dergi ve gazete bitme noktasına geldi. Kitap varlığını korumakla beraber e-kitap ve dijital ortamlarda az sayfalı okuma metinlerine karşı direncini sürdürüyor.
Bilginin hızlı dolaşımı ve kolay ulaşımı karışında sarsıntı geçiren kurumların başında yüksek öğretim geliyor. Gençlerin bir kısmı, akademik eğitimin anlamını sorgulamaya başladı. Lise seviyesinde eğitimde usta-çırak ilişkisi ile öğrenilen bilgilerle uygulama alanı bulan gençler, üniversite tercihinden vazgeçiyorlar. Çünkü yüksek öğretim sürecinden geçtikten sonra bir kurumda meslek öğrenmek için sıfırdan başlayarak işi öğrenmenin büyük bir vakit kaybı olduğunu düşünüyorlar.
Aslında akademi, bazı alanlar hariç meslek öğrenilecek yer değildir. Meslek eğitimi ile akademik eğitimi yeni baştan düşünmek gerekir. Meslek eğitimi; meslek okullarında verilmeli, akademide ise ilim adamı yetiştirilmelidir. Üniversitelerde büyük artışlardan sonra bir doygunluk oluştu. Yüksek öğretim cazibesini yitirmeye başladı.
Ülkemizde nüfus artış hızının düşmesi, eğitim açısında da geleceğe dair sinyaller vermektedir. 2023 yılında 3 milyon 527 bin 443 kişi ile zirveye ulaşan müracaat, 2026 yılında 2 milyon 425 bin 560 ile 2022 seviyesine gerilemiştir. Tabii düşüşlerin tek sebebi nüfus azalışı değildir. Nüfus azalışının etkisi daha sonraki yıllarda daha çok hissedilecektir. Teknoloji temelli değişimin ekonomik ve sosyal yansımaları bu sonuçların çıkmasında daha etkilidir.
Ülkemiz son 25 yılda her alanda olduğu gibi eğitim alanındada 208 üniversite ile büyük atılım yapmıştır. Yüksek öğretimde yurt dışından gelen öğrenci sayısında da patlama yaşanmıştır. 2000’li yılların başında 16 bin civarında olan misafir öğrenci sayısı 380 bine çıkmış durumda. Bu sayı ile Türkiye, uluslararası öğrenci çekiminde dünyanın ilk 10 ülkesi arasında bulunuyor.
Misafir öğrenci konusunda da yeni bir stratejiye ihtiyaç bulunuyor. Bugüne kadar yaşanan tecrübeye göre ülkemizi dil, kültür ve inanç birliğimizin olduğu ülke çocukları tercih etmiş. Bu ülkelerde alınacak daha çok mesafe olduğunu düşünüyorum. Dünyada yaşanan savaşlar ve krizler de bu bölgede ülkemizi cazibe merkezi haline getiriyor. Yurt dışından gelecek öğrencilere daha iyi bir alt yapı hazırlamakve kaliteli bir eğitim sunmak, misafir öğrenci çekiminde 500 bin ve 1 milyon hedefini yakalamamızı kolaylaştıracaktır. Ülkemizde böyle bir potansiyel var, yeter ki iyi değerlendirelim.
Yüksek öğretimde sürenin 3 yıla indirilmesi düşünülüyor. Bu çok önemli bir karar; bilgiye kolay ulaşılması nedeniyle 3 yılda çok şey öğretilir. Ancak yılların getirdiği kültür, gelenek ve alışkanlıkları da dikkate alarak bir yapılanmaya gidilmelidir. Bu değişimin sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik sonuçların da iyi hesaplanmasında fayda var.
Yüksek öğretime dair söylenecek çok söz, tartışılacak çok başlık var. Mevcudun kıymetini bilip yeni atılımlar için yola çıkmak gerekir.