Biz hala ülkelerin birbirleriyle tankla tüfekle savaşmalarını izliyor, savaşların hala böyle yapıldığını zannediyoruz... Oysa artık bu tür savaşlar üçüncü dünya ülkelerinde göstermelik gerçekleştiriliyor, oysa asıl savaşlar artık, teknoloji, istihbarat ve zihin kontrolü, ekranlar, beyaz perde. Yeni dünyanın teknolojik savaş jargonu böyle. Tüm bu yeni savaş konseptine biz ne kadar hâkim ve başarılıysak yaşanan ve yaşanacak bu tür savaşlarda da o kadar güçlüyüz anlamına gelir.
Evet, bir insanın zihnine giremeye biliriz, düşüncelerini okuyamayabiliriz... Peki, davranışlarını yönlendirebilir miyiz? Kafasının içinde olmayan sesleri varmış gibi hissettirebilir miyiz?
Bu soruları bugün sorsanız, bazıları hemen aynı cevabı verir: “Komplo teorisi!” Peki, gerçekten öyle mi? Yoksa teknoloji, bizim “imkânsız” dediğimiz sınırları çoktan aşmaya mı başladı? İşte asıl masaya yatırmak istediğim yer de tam burası. Ama baştan peşin peşin söyleyeyim. Ben “Zihin kontrolü kesinlikle vardır” demeyeceğim, ama “Böyle bir şey asla mümkün değildir” de demeyeceğim.
Aslında her şey 2008 yılında yayınlanmış bir haber röportaj ile çıktı karşıma. Haberde öğretmenin anlattıkları dikkatimi çekti. Genç bir öğretmen, kafasının içinde iki kişinin karşılıklı konuştuğunu söylüyordu. Bazen işaretler, renkler, şekiller, kaynağını açıklayamadığı sesler. Dahası bu seslerin onun hayatına müdahale ederek onu yönetip, bedenine zararlar verildiğini söylüyordu. Bütün bunların bir “zihin kontrolü” operasyonunun parçası olduğuna inanıyordu. Daha da dikkat çekici olanı, benzer iddialarla insan hakları kuruluşlarına başvuran çok sayıda kişinin bulunmasıydı.(Olayın ciddiyetinin daha iyi anlaşılması adına Türkiye’de şu an mağduriyet yaşayıp, bu mağduriyetlerini şikâyet olarak resmi kurumlara bildirenlerin sayısının 1 milyon civarında olduğunu hatırlatmak gerekiyor.)
ABD'nin CIA kurumu, MKUltra adı verilen gizli bir program kapsamında insan zihni ve davranışları üzerinde deneyler yaptı. Bu artık komplo teorisi değil. Belgelenmiş bir gerçek. İşte bu nedenle “Devletler insan zihni üzerinde hiç çalışmadı” demek mümkün değil. Belli ki çalışmışlar. Araştırıp deneyler yapmışlar. Bu doğrultuda da bazı uygulamalar yıllar sonra kamuoyunun önüne çıkmış.
Peki, teknoloji bugün nerede? Beynin elektromanyetik yöntemlerle uyarılması bilimsel bir gerçektir. TMS denilen “Transkraniyal Manyetik Uyarı” yöntemi bunun en bilinen örneklerinden biri. Manyetik alan kullanılarak beynin belirli bölgelerindeki sinirsel aktivitenin etkilenmesi mümkün. Üstelik bu teknoloji tıp alanında da kullanılıyor. Ancak bu teknikten yola çıkarak, “Demek ki herkesin beynini uzaktan kontrol edebiliyorlar” sonucunu çıkarmakta bilimsel değil. Bir teknolojinin var olması, onun her iddiayı doğruladığı anlamına gelmez.
Ama diğer taraftan, “Beyin elektromanyetik yöntemlerle etkilenebiliyor” gerçeğini de görmezden gelemeyiz. Çünkü bilim ilerliyor, hem de tahmin ettiğimizden çok daha hızlı. Bugün dünyanın en güçlü teknoloji ve savunma kurumları beynin dijital sistemlerle iletişim kurabilmesi üzerine çalışıyor. Konunun en düşündürücü yeri de bence burası.
Dün telefonlarımızın kontrolü bizdeydi, bugün ise telefonlarımız bizi izliyor, ne aradığımızı, neye baktığımızı, neye kızdığımızı, nelerden hoşlandığımızı ve korktuğumuzu biliyor. Dahası algoritmalar bize ne göstereceğine karar veriyor!
Bu durum haliyle şunu düşündürüyor; İnsan zihnini etkilemek için gerçekten kafatasının içine bir cihaz yerleştirmek zorunda mıyız? En büyük zihin kontrolü ekranın içinde değil mi?
Bunun adına illa “zihin kontrolü” demek zorunda değiliz. Algı yönetimi, Manipülasyon, psikolojik operasyon, dijital yönlendirme diyebilirsiniz. Bu da insan davranışının ne kadar etkilendiğini göstermiyor mu sizce? İşte benim bu yazıyı yazmaktaki asıl sebebim böylesi büyük bir toplumsal tehlikeyi göz ardı etmemeliyizin altını kalınca çizmekti. Çünkü biz hâlâ zihin kontrolü denildiğinde kafamızın içine gönderilen gizemli sinyalleri düşünüyoruz. Oysa belki de en başarılı yöntem, insanın kendi telefonuna bakarak kendi iradesiyle yönlendirildiğini fark etmemesidir.
Şimdi başlıktaki soruya geri dönüyorum. Komplo teorisi mi? Teknolojik gerçek mi?
Beyin artık teknolojinin yeni sınırıdır…
Bir insanın bedenini kontrol etmek için onu zincire vurabilirsiniz. Ama zihnini kontrol edebilirseniz insanı tümüyle ve hiçbir şeye gerek kalmadan esir edebilirsiniz. Bu yüzden mesele bir komplo teorisinden çok daha büyük. Mesele, İnsan zihnine uygulanan işkence meselesi, insanın zihninin özgür kalıp kalamayacağı meselesidir. Hazır Adalet Bakanı Akın Gürlek ülkemizdeki çeteleşmeye karşı, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasına yönelik onurlu bir devlet duruşu sergiliyorken bu süreçte Zihin Hack’i yapan şebekelere yönelik operasyonları da gündemine alabilir. Tüm yetkili makamların bu konuyu ciddiye alarak bu mağdurların sayısının artmasına engel olacak müdahale ve çalışmaları hızla yapmasını bekliyoruz ve diliyoruz...